Raffi Kalfayan- Hukukçu, Uluslararası İnsan Hakları Ligleri Federasyonu
(FIDH) eski genel sekreteri
2015 Ermeni davası için elverişli bir dönem olduğu kadar
Ermenistan’ın iç ve dış politikası için tehlikelerle dolu bir yıldır. Oysa
Ermeni davası girişimleri ulusötesi bir uzlaşma gerektirmektedir. Şimdilik,
Ermeni devletinin başlıca siyasi kurumları ve yüzüncü yıl komitesi tarafından
girişilen eylemlerin öngörü eksikliğinden dolayı diasporanın beklentileri
şaşırtıcı olmayan bir biçimde sarsılmıştır. Liderlik eksikliği, tutkusuzluk,
isteksizlik ve iyi niyetlerin yetersizliğini iki yıldır yüksek sesle ifade edilmektedir.
Aktivizm boşluk kabul etmediği için iyi niyetlerle
beslenmiş çeşitli girişimler siyasi amaçtan yoksun olmayan ve tesadüfi
sayılmayacak kaynakların finansmanı sayesinde artmaktadır. Bu girişimler,
özellikle -sanki diyalog kurmak için bu programlara ihtiyaçları varmış gibi-
Türk ve Ermeni sivil toplumları arasındaki sözüm ona diyalog ve uzlaşmaya
yöneliktir. Sözüm ona Batı Ermenistan’ı temsil ettiğini iddia eden bazı gruplar
gibi, kuşukusuz daha cesurca fakat manipülasyonlara daha açık girişimler Türk
yetkililerle temasa geçmeyi hedeflemektedir. Ermenistan’da olduğu gibi
diasporada da bireysel veya ortak yapılan beyanlar artmaktadır. Bu beyanların çoğu hukuken temelsiz olduğu
kadar siyasi olarak da gerçek dışı gibi görülmektedir.
Detaylara girmeden, bazı hukuki gerçekleri hatırlatmak
gerekir. Ermeni halkının maruz kaldığı kıyımlar artık bir ceza davasının
konusunu teşkil edemez. Bu kıyımları organize edenler, gerçekleştirenler veya
suç ortaklarının hepsi ölmüştür; kurbanlar ve görgü tanıkları da. Öte yandan,
1919 yılında İttihat ve Terakki davalarında Osmanlı İmparatorluğu'nda Ermeni
nüfusa karşı uygulanan kitlesel suçların başlıca sorumluları yargılanmış ve
cezalandırılmıştır. Ayrıca, Uluslararası Adalet Mahkemesi sadece üye devletler,
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu veya Güvenlik Konseyi’nin başvurabileceği
devletlerarası bir mahkemedir. Bu durumda şu iki soru karşımıza çıkmaktadır:
1915-1916 Ermeni soykırımı Ermeni Devleti ve Türk Devleti arasındaki bir
anlaşmazlık mıdır? Söz konusu dönemde Ermenistan devletinin mevcut olmadığını
hatırlatmak isteriz. Farz edelim ki Ermenistan hukukun konusu olarak kabul
edildi ve dava açma hakkı kendisine tanındı, hukuki olarak hangi konuyu öne
sürecektir? Burada hatırlatmak isteriz
ki tüm hukuki işlemler karşı devletin -Birleşmiş Milletler veya Güvenlik
Konseyi tarafından kendisine bu durumun empoze edilmesi dışında- mahkemeye
başvurunun prensip ve koşullarını kabul etmesini gerektirir. Bu prosedür, her
durumda Türk-Osmanlı Devletinin 1915-1916 katliam ve sürgünlerinden
uluslararası ölçüde sorumlu olduğunun kabulünü varsayar. Bu hususta mevcut
deliller yeterli olduğu halde Türkiye tarafından kabul edilmemektedir.
Bu duruma paralel olarak, yabancı parlamentolar veya
hükümetler tarafından Ermeni soykırımının tanınması ile ilgili eylemler son on
yıldır arttı. 2009 yılı Ekim ayındaki Ermenistan-Türkiye protokolleri ve
Türkiye’yi teskin eden konuşma bu sonuca yabancı değillerdir. 2015 yılı
arifesinde fazla stratejik önemi olmayan bir yeniden faaliyete geçmeye tanık
oluyoruz. Bu fenomen iki sebeple geçici ve etkisiz olacağa benziyor.
Birinci sebep Türkiye’nin bu kıyımların hukuki açıdan
insanlığa karşı suç veya soykırım olarak tanınmasına karşı mali ve diplomatik
olanaklarla şiddetle mücadele etmesi ve kabul etmek istememesidir. Birinci
Dünya Savaşı'nın karışık dönemi boyunca nüfusun insanlık dışı tehciri ve Ermeni
halkının maruz kaldığı acılardan bahsetmeyi tercih etmektedir. “Savaş
suçlarından” (kapsamlı bir şekilde düzenlenmemiş olsa dahi 1915’de bu suçlar
hukuki bir gerçekliğe sahipti)
sorumluluğu ve bu suçların niteliğini gerçekten kabul ederek, Rus ordusu
tarafından Ermeni lejyonları veya Ermeni silahlı çetelerin eylemlerinden
dolayı, Doğu Anadolu’da Müslüman Türk halkının maruz kaldığı zararların tazmini
için bir karşı dava hazırlamak konusunda imkanlarını seferber etmektedir.
1915-1916 dönemi için kuşkusuz sağduyulu olmayan fakat 1914-1918 savaşının daha
geniş çerçevesine yerleştirilmiş gerçek olaylar taleplerini yeterince
destekleyen gerekçeleri oluşturmaktadırlar.
İkinci neden Türkiye’nin özellikle şu sıralar, hiç
olmadığı kadar uluslararası diplomasinin Yakın ve Orta Doğu'da vazgeçilmez bir
unsuru olmasıdır. Bu açıdan bölgede diplomatik olarak kendini kabul ettirmek
için rekabet eden Amerika Birleşik Devletleri, İsrail ve İngiltere (bknz 9
Aralık 2014 tarihinde Foreign Office tarafından yayınlanan not) ve Rusya ister
istemez Türkiye ile stratejik bir ortaklığı sürdürüyorlar. Bu ülkelerin hareket
tarzını değiştirmesi ve kendilerinin ya da Ermenistan'ın yürüteceği soykırımın
siyasi tanınması faaliyetlerini desteklemesi için çok az umut vardır.
Bu de facto dokunulmazlık Türkiye'ye tarihin tahrif
edilmiş versiyonunu yaymak ve soykırımı inkar girişimlerini güçlendirme imkanı
sunmaktadır. Azerbaycan'ın Ermenilere karşı yürüttüğü politikanın aşırı, ırkçı
ve nefret dolu niteliği Türkiye’yi gitgide rahatsız etmesine karşın
Azerbaycan'ın bu girişimlere dahil olması Türkiye'nin zarar verme kapasitesini
de arttırmıştır.
Diasporadaki siyasi güçler dünyadaki Ermeni soykırımının
tanınma sürecinin durakladığını az çok kabul etmektedir. Açık bir siyasi ve
finansal imkan eşitsizliği mevcuttur. Oysa tanınma akademik çevreler ve kamuoyu
nezdinde büyük ölçüde sağlanmıştır, 2015 yılı bunun tepe noktası olacaktır.
Problem 2015 yılından sonra ortaya çıkacaktır. 2015 yılında da bir ölçüde sorun
yaşanacaktır çünkü 1915-1916 yılı kıyım ve sürgünlerin anılmasının siyasi ve
medyatik içeriğine karşı koymak için Türkiye elinden geleni yapacaktır. Bu
yöndeki girişimlere çok önceden başlamıştır.
Diyalog ve uzlaşma: Türkiye için çift kazançlı taktik
Bu strateji Türkiye’nin Avrupa Birliği'ni cezbetme
girişiminde olduğu 2014 yılında başlamıştır. Her iki ülkenin sivil toplulukları
arasındaki yakınlaşma ve diplomatik ilişkilerin kurulması için Avrupa Komisyonu
ve ABD mali destekte bulunmuşlardır. Batı için bu strateji zayıflamış bir
Ermenistan’la doğrudan dialoğa öncelik vermek için diasporanın sözde aşırılık
yanlısı olanları marjinalize etmeyi amaçlamaktadır. Finansal yardım peşindeki
"STK endüstrisi" için bu durum doğrudan ve hemen devreye girecek bir
vana demektir (sadece 2015 için yaklaşık 2 milyon euro Ermeni ve Türk sivil
toplum kuruluşlarına verilmiştir). Türkiye bundan siyasi yarar sağlamıştır.
Bu süreç Ermeni tarafını anlaşmazlığın temelini oluşturan
siyasi problemlere yönlendirmiştir. Öte yandan bu girişimler geçmişten çok
geleceğe odaklanmış, demografik ve ekonomik bir dinamizmin etkisindeki Türk
halkının çok küçük bir kısmını etkilemektedir ve kimi Ermenilerin güvendiği sonuçlarını kırılganlaştırmaktadır.
Kültürlerarası ve toplumlararası diyalog programları
Avrupa Birliği ve Amerikalı özel veya kamusal kurumlar tarafından, ayrıca son
zamanlarda Ermeni ve Türk özel kurumlarca da finanse edilmektedir. Bu
programlar bu yardımlar olmadan var olamaz. Bu son haftalarda, aralarında
Ermeni davasının samimi militanları da bulunan bazı kesimlerden ibu girişimlere
dair memnuniyet beyanları okumaktayız. Oysa bu girişimlerin etkisi gerçek
olarak ne ölçülmüş, ne de kanıtlanmıştır. Türk devletine yakın kesimlerin
hukuki-politik aktivizmi ve inkârcı propagandasının artışının bu konuda göz
ardı edilmemesi gerekir. Bu siyasi-politik aktivizm Ermeni davasının
militanları veya onlara yakın parlamenterlere karşı açılan davalarla Fransa’da
kendini göstermiştir. Ermeni soykırımı ile ilgili Türk resmi tezlerinin
savunanların kurumsal olarak organize edildiği ABD'de bu aktivizm sistemli,
politik ve hukuki olarak kamuoyunda kendini gösterir ve çelişkili bir şekilde
üniversiteleri de etkisi altına alır. Bu yöndeki girişimler soykırımla ilgili
mevcut tek tartışmada bardağı taşırır : Türk Devletine hizmet edenler
Ermenileri Amerikan ve İsrail basınında antisemit olarak tanıtır.
Bu programlı platformların diğer dolaylı etkisi,
Türkiye’nin stratejik analizlerini beslemek için gereken bilgi ve düşünceleri
toplamasını, ve bu defa resmi bir şekilde dolaysız işbirliği yapmayı
kararlaştırdığı bazı diaspora Ermenilerinin kimliklerini saptamasını
sağlamıştır. (bakınız 10 Nisan 2012 tarihli Harout Sassounian'ın köşe yazısı).
Amerika’da başlayan bu fenomen daha sonra Avrupa’da kendini daha geç
göstermiştir, fakat şu anda harekete hazırdır.
Kısacası, Türkiye’nin diplomatik girişimleri sakinleştirici
bir açılış konuşmasını görüntüsündedir: Osmanlı İmparatorluğu'nda birlikte
yaşanılan "altın devri"nin hatırlatılması, “paylaşılan acı” terimi ve
hatta Ermeni halkının sürgününün insanlık dışı niteliğinin tanınması. Bu yeni
bir senaryo değildir (en az sekiz yıllıktır), fakat yavaş yavaş sahneye
konulması gerçek bir tehdidi gizlemektedir : Ermeni dini kuruluşlara ait
binalar ve malların geri verilmesi eşliğinde Birinci Dünya Savaşı sırasında
Ermeni halkı tarafından maruz kalınan acılardan dolayı dilenecek bir özürden
ibaret kalan minimuma indirilmiş bir resmi tanıma. 2011 yılında çıkarılan bir hükümet
kararnamesi ile 1974 yılından itibaren el konulmuş ve 1936 ve 2007 yılları
arasında mülkiyetlerine geçen malların iadesini gerektiren Ermeni dini ve kültürel
azınlık vakıflarına (imparatorluk fermanı ile oluşturulmuş kurumlar) ait mal ve
mülkiyetlerin durumu bir çözüme ulaştırıldı.
Türkiye özür ve iadelerinin onurlu bir uzlaşma
oluşturduğu ve adaletin yerini bulması için yeterli oldukları yönünde yabancı
hükümetleri kolayca ikna edebilir. Böyle bir durum daha fazlasını elde etme
talebinde olan Ermeni ulusunu çok zor bir durumda bırakacaktır. Böyle bir
ihtimali ve geleceğe dair kararların sadece Türkiye tarafından verilmesinin
önüne geçmek için Ermenilerin inisyatifi ele alan bir strateji izlemeleri
şarttır. Bu strateji gelişmeleri öngören, insanları harekete geçiren ve
Ermeniler arasında bir uzlaşma sağlayan bir strateji olmalıdır. 2015 yılı
tepkisel ve savunmaya dayalı siyaseti bırakmak ve tamamen bu yöne gitmek için
olağanüstü bir siyasi fırsat penceresi oluşturmaktadır. Fakat pencere dardır ve
kaçırılmamalıdır. Bu, siyasi ve diplomatik kavgayı yeni bir zemine taşıma,
büyük güçlere: Amerika Birleşik Devletleri, Fransa, İngiltere, Rusya, fakat ilk
olarak Almanya’ya borç ve yükümlülüklerini hatırlatmak ve diasporayı bu yeni
politikanın öncüsü olarak kullanmak fırsatını oluşturmaktadır. Ermeni Devleti
Yukarı Karabağ’a ilişkin anlaşmazlık (Türkiye sınırların açılması veya bazı
toprakların boşaltılması ile ilgili protokolleri onaylama şartına bağlamıştır)
ve Rusya’ya tamamen bağımlı olmaktan dolayı diplomatik olarak sıkıntıdadır.
Rusya Türkiye ile bölgesel ekonomik ve politik seviyede stratejik bir ortaklık
imzalamıştır.
Süregelen adalet arayışında ya uyutulmuş ya da
Ermenistan'ın iç ve dış çıkmazlarından usanmış diaspora ise yeni siyasi
aktivizm perspektifleri açacak büyük bir eylem beklemektedir. Bu aynı zamanda
diaspora ve Ermenistan’ın diplomatik ve politik güçlerini sıkı işbirliği ile
akıllıca çalıştıracak ve her aileyi harekete geçirecek bir fırsattır.
Bir tazminat talebi sürecinin ortaya atılması bu
kriterlere ve beklentilere cevap verecek hukuki ve siyasi bir seçenektir. Bu
yol Türkiye tarafından soykırımın resmen siyasi olarak tanınmasının mevcut
durumda hayal olarak kalması ve 1915’in
vahşet ve katliamlarını hukuken soykırım olarak tanımlamakta yaşanan zorluktan
oluşan mevcut çifte çıkmazdan kurtulmayı sağlayacaktır.
Tazminatlar, Ermeni davasının "yeni sınırları"1
Mecburi hale gelen yeni stratejik araç pek çok cephede
tazminatları hedefleyen hukuki ve siyasi girişimleri başlatmaktır. Bu
girişimlerim hedefleri, araçları ve hukuki argümanlarını karşı tarafın eline
vermemek için kamuoyuna açık bir şekilde bu hususların dile getirilmemesi daha
uygun olacaktır. Ancak bu konuda tamamen yanlış olan pek çok klişeyi ele almak
gerekmektedir.
Birincisi soykırımın Türkiye tarafından resmi olarak
tanınmasının 1915-1916 yıllarında Türk-Osmanlı devleri tarafından işlenen
suçlar, gasp, yıkım ve el koymalarla Ermeni ulusunun malları ve zenginliklerine
verilen zararların finansal ve manevi
tazmini talebinde bulunmak için şart olduğudur. Uluslararası kamu hukunda bu
yöndebir ibare yoktur. Devlet suçu niteliği ne olursa olsun kanıtlanıp tespit
edilebilir. Kurbanlara ya da daha doğrusu yüzyıl sonraki hak sahiplerine
tazminat hakkı doğurur. İkinci yanlış kanı ise Türkiye'nin Ermenilerin toprak
taleplerinden tazminatlardan daha fazla korktuğudur. Ermeniler kendilerine alan
söylememelidirler. Ermenistan bir mikro-devlettir, zaten Azerbaycan'la askeri
bir çatışmanın içindedir ve iç politikada artan bir memnuniyetsizlikle karşı
karşıyadır. Bu talepleri destekleyebilecek bir siyasi ve askeri gücü bugün var
mıdır ? Böylesi bir girişimde Ermenistan ayrıca ittifak halinde olacağı başka
ülkeler de bulamazdı.
Çözümler mevcut ve hukuki-siyasi bir eylem planı
operasyonel yönleriyle şimdiden hazır. Birbirlerini tamamlayan iki inceleme
grubu (Diaspora'da Armenian Genocide Reparations Study Group (AGRSG) ve
Armenian Genocide International Reparation (AGIR), Ermenistan'da ise Ermenistan
Anayasa mahkemesi başkanının koordinasyonunda çalışan hukuki inceleme grubu)
konu üzerinde çalıştı. Katolikos Aram I bu konuda 2012'de Beyrut'ta önemli bir
konferans düzenledi. Strateji sağlam ve net hukuki temeller üzerine oturtulmalı
ve başka ülkelerin desteğine güvenmemeli. Öyle hazırlanmalı ki ne Ermenistan'ın
(uluslararası hukukta bu konuda hareket etmeye yetkili tek özne devlettir)
toprak taleplerine ne de Türkiye ve başka devletler tarafından soykırımın
tanınması için yürütülen eylemlere zarar vermeli. Soykırım tanımlaması, daha
önce de belirttiğimiz gibi, tazminat talebinde buşunmak için gerekli bir şart
değil. ayrıca tazminat kavramı çok geniştir, maddi ve manevi yönler içerir.
Manevi yönler suçluluğun tanınması, özür, olayların inkarına son verilmesi ve
uygun bir eğitim politikasını içerir.
Türk devleti için parasal meselenin çok daha endişe
verici ve zorlayıcı olduğunu anlamak için Holokost'tan hayatta kalan
Yahudilerin oluşturduğu kurum tarafından Almanya'dan elde edilen tazminatlara
bakmak yeterlidir : 60 milyar dolar Israil devleti ve Almanya arasında
yürütülen doğrduan ve kısmi müzakereler sonucunda, 3 milyar Alman markı ise
1952'de mirasçısı olmayan kurbanlar adına verilmiştir. Tazminat talepleri
günümüzde hala devam etmektedir (bknz SNCF ve Amerikan hükümeti arasındaki
anlaşma). Bir defa süreç başlatılınca, istekte bulunabilecek alanlar hayal
gücünü aşmaktadır.
Armenian Genocide Reparations Study Group tarafından
yayınlanan ve Ermeni soykırımı tazminatlarını tüm boyutlarıyla belirlemek ve
ölçmek amacını taşıyan araştırma uğranan zararın ilk bir tahminini yapmıştır.
Bu sonuca Sevr anlaşmasının (1920)
hazırlık konferanslarında belirtilen rakamları güncelleyerek ulaşmıştır ve 100
milyar dolar'a yakın bir tazmimat miktarı belirtmektedir. Daha modern hesap
yöntemleri bu rakamı kesinleştrirecektir. Bu rakamlar Türk yetkililerinin ve
Ermenilere yakın olan Türk entellektüellerinin de aklında vardır. Bu
entellektüeller konu açıldığında bir el hareketiyle soruyu geçiştirirler.
Strateji neresi ağrıyorsa oraya dokunmalıdır. Bu da detaylı düşünülmüş ve
yapılandırılmış bir şekilde hareket etmeyi gerektirir. Hukukta hiçbir şey kolay
değildir, Ne kelimelerin anlamı ne de prensipler arasındaki etkileşim. yazılı hukuk
adaleti sağlayan insanlarınn yorumuna tabidir, bu insanların kararları her
türlü kararsızlık ve hatayla dolu olabilir. Uluslararası hukuk özellikle
uluslararası ilişkilere bağlıdır. Amerika'da Movsesian davası diplomasi işin
içine karıştığı zaman federal yargının sınırlarını göstermiştir.
Soru şudur : herşey hazırsa neden hedeflere uygun hiç bir
girişimde bulunulmamış ya da siyasi karar alınmamıştır ?
Ülkenin siyasi, ekonomik, ve ssoyal durum benzersiz bir
hayıflanma hali taşımaktadır : Azeri komşuyla savaş sınrlarda yendein başlamıştır ve Azerbaycan'ın Türkiye ve
Rusya'yla yakınlaşması endişe vericidir. Aşağılayıcı koşullarda Rusya'nın
baskısı altında Avrasya ekonomik birliğine üyelik bloklar arasında diplomatik
dengenin kırılmasına ve ekonomilk ve parasal bir kaos tehdidine yol açmılştır.
Ceheneme giden yolculuğunda Rusya Ermenistan'ı da peşinden sürüklemektedir.
İçerideki ekonomik ve soyal huzursuzluk fiyat enflasyonundan solayı daha çok
göçe heves edenlerin sayısını
arttırmaktadır. Hepsini taçlandırmak için siyasi haklar ve özgürlüklerde bir
gerileme gözlemlenmektedir. Rus modelini takit ederek aktivistler ve
muhaliflere saldırılar ile eylemcilerin tutuklanması yeniden başlamıştır ve
Ermenistan STK ve gazetecilerin finansman ve bilgi kaynaklarını kontrol etmeyi
amaçlayan özgürlük düşmanı kanunlar hazırlanıştır.
Böylesi bir bağlamda hukuki-siyasi eylemler planı
üzerinde bir ulusal uzlaşmaya varmak gereklidir. Yüzüncü yıl komitesinin
gelecek toplantı tarihi olan 29 Ocak 2015 bu açıdan dikkate değerdir. Erivan'da
24 Nisan anmalarına üst düzey bir Türk yetkilinin katılacağına dair
spekülasyonlar tazminat talebi kampanyasının gerekliliğini ve aciliyetini daha
da güçlendirmektedir.
Bu makale 19 Aralık 2014 tarihinde Nouvelles d'Arménie
Magazine dergisinin Internet sitesinde yayınlanmıştır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.