Haber: Serdar Korucu - serdarkorucu@hotmail.com
Agos gazetesinde bayrağı Rober Koptaş'tan devralan
Yetvart Danzikyan, ilk röportajını Radikal'e verdi… Türkleri kim temsil ediyor?
Ya da Kürtleri? Her şeyi millet üzerinden kurgulamak doğru değil. Ermenileri
kimse temsil edemez. Patrikhane de temsil edemez, herkes o kadar da dindar
değil. Vakıflar zaten bir yönetim, onların da temsiliyeti sınırlı. Agos,
Jamanak ya da Marmara da Ermenilerin tamamını temsil edemez. Temsiliyet sorunu
üzerinden bir yere varamayız. Ermenilerin bir bölümü muhafazakar, bir bölümü
burjuva, bir bölümünün gelir düzeyi bozuk, bir bölümüyse “hiç tartışmalı
konulara girmeyelim” diyor. Ama sonuçta Agos'un arkasında duran anlamlı bir
kesim var, bize de bu güç veriyor zaten. (Temsil mi temsiliyet mi bir de karar
verseler. HYETERT)
***
Agos gazetesinde bayrağı Rober Koptaş'tan devralan
Yetvart Danzikyan, ilk röportajını Radikal'e verdi. 11 Şubat'ta Başbakan
Davutoğlu ile yaptıkları görüşmenin detaylarını da anlatan Danzikyan, Başbakan
danışmanı Etyen Mahçupyan'ın Agos'a eleştirilerine de yanıt verdi. Danzikyan,
"Davutoğlu ile Erdoğan farklı bir dil kullanıyor. Erdoğan'ın söyleminin
daha eski olduğunu, Davutoğlu'nunkinin bir iki adım daha ileride olduğunu
söyleyebiliriz" dedi.
Agos Gazetesi’nin Genel Yayın Yönetmeliği görevini Rober
Koptaş’tan devralan Yetvart Danzikyan ilk röportajını Radikal’e verdi.
Danzikyan 11 Şubat’ta düzenlenen Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun gayrimüslim
azınlık temsilcileri ile buluşmasındaki açıklamalarını değerlendirdi.
Başbakan’ın “Bu toprakların asli çocuklarısınız” mesajını topluma vermesi
gerektiğini söyleyen Yetvart Danzikyan, Agos’un eski genel yayın
yönetmenlerinden, Başbakan’ın Başdanışmanı Etyen Mahçupyan’ın eleştirilerini de
ilk kez yanıtladı.
Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun 2015’te azınlıklarla ilk
teması dini temsilcilerle oldu. Siz bu kararı eleştirdikten sonra Başbakan daha
kapsamlı bir toplantıyı geçen hafta düzenledi. Bu “açılımda” eleştiriler etkili
oldu?Sadece dini temsilcilerle görüşmenin doğru olmadığını, bu toplumların
dinin dışında da sorunlarının bulunduğunu söyleyen yazılarımız, eleştirilerimiz
belki etkili oldu. Yazımın ardından ilk olarak AKP ’ye yakın medyada bu
toplantıya yönelik kulis haberler çıktı. Ancak katılımcıları uzun zaman bilemedik.
Toplum içinde birbirimize sorarak davetlilerin kim olduğunu öğrendik. Konuşma
düzeniyle ilgili de oraya gidene kadar bilgi verilmedi. Bu da bir tuhaflıktı.
Konuşabilecek miyiz, konuşamayacak mıyız, kimler nasıl bir sırayla konuşacak
gibi soru işaretlerimiz vardı.
“OTORİTE OSMANLI’DAN BERİ DEĞİŞMEMİŞ GİBİ BİR HAVA VARDI”
İçeride nasıl bir atmosfer vardı? Merkezi otoriteye
sorunlarını aktaran azınlık temsilcileri gibi mi, yoksa eşit vatandaş olarak mı
hissettiniz?Başbakan Davutoğlu’nda Osmanlı dünyasını idealize etme durumu var.
Sanki merkezi otorite Osmanlı’dan beri değişmemiş, bu çerçevede azınlık
toplumları ile de görüşmeler yapıyorlarmış gibi bir hava bulunuyordu. Bu da
tartışılması gereken bir konu. Eşit vatandaşlık üzerinden konuşmamız gerekse de
onlar bu durumu seviyor.
Basına kapalı bölümde verilen mesajların ilki nefret
söylemine yönelikti. Bu kapsamda bir özeleştiri geldi mi?Musevi cemaatinin
temsilcileri, Gazze gündeminde ve İsrail ile yaşanan gerginliklerde yükselen
nefret söylemini gündeme getirdiler. Davutoğlu nefret söyleminin yanlış
olduğunu söyledi. İki örnekle de karşı durduklarını ifade etti. Holokost anma
gününde – isim vermediler ancak Cemil Çiçek’i kastettiklerini anlıyoruz – Gazze
meselesinin gündeme getirilmesinin yanlış olduğunun farkındaydılar. “Bununla
ilgili bir uyarıda bulunduk” dediler. Edirne Valisi’nin şehirdeki sinagogun
açılmasıyla ilgili eleştirilerinin de hatalı olduğunu belirttiler.
Ermeni toplumunun sorunlarına yaklaşımları nasıldı?
Argümanlar olarak bakarsanız eski devlete göre bir nebze
dilin yumuşadığını görsek de simgesel hamlelerle bildiğimiz çerçevenin
değişmediğini görüyoruz. İsviçre’deki dava için hükümetin kendisine karşı bir
kalkışmaya girişmekle yargılanan Doğu Perinçek’in yurtdışına çıkış yasağının kaldırılması,
bu davaya Egemen Bağış ile Deniz Baykal’ın beraber davaya gitmesi, 24 Nisan
hamlesi, Ermenistan ile “kontrollü gerginliğin” çıkartılması, lobilerle ilgili
söylemin yeniden dolaşıma sokulması gibi.
“24 NİSAN AÇIKLAMASINI İNANDIRICI BULMADIM”
Başbakan “24 Nisan” için Çanakkale çıkışını nasıl
savundu?
Anzakların anmasının 25 Nisan olduğunu biliyoruz. Tam da
100. yılda Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan’ı çağırmalarının şüpheli
olduğunu da belirttik. Bize “kastımız yok” denildi ama inandırıcı bulmadık, en
azından ben inandırıcı bulmadım. Fakat yine de “Ermeni toplumu yanlış
anlamasın” mesajı verildi.
Ankara’nın Ermeni diasporası ve lobilerle ilgili de sert
mesajları var. Başbakan bu konuda nasıl bir bakış açısı ortaya koydu?
Katılımcıların bazıları olarak lobiler konusunun dolaşıma
sokulmasının eski devleti andırdığını belirttik. Karşı taraftansa diaspora ve
lobileri ayırmak yönünde bir izlenim aldım. “Diaspora bizim diasporamız”
denildi ancak yine lobiler yine “kötü” bir izlenimle sunuldu. Yani o dil
değişmedi.
Halbuki Erdoğan Bogota’daki konuşmasında “diaspora
samimiyse, dürüstse” diye bir çıkışı vardı. Devletin zirvesi ile başbakan
arasında diaspora konusunda farklı fikir mi var?
Ben yazılarımda da ve Agos’un başyazısında da dikkat
çektik. Davutoğlu ile Erdoğan farklı bir dil kullanıyor. Erdoğan’ın söyleminin
daha eski olduğunu, Davutoğlu’nunkinin bir iki adım daha ileride olduğunu
söyleyebiliriz. Erdoğan, aynı konuşmasında “1. Dünya Savaşı’nı, 1915’in
tarihini egemenler yazmıştır” dedi. Cumhurbaşkanı bunu Batı ile Ortadoğu
denklemine getirmek için söylüyor. Aslında Ermeniler de aynı cümleyi tam
tersinden kuruyor. Evet, 1915’in tarihi egemenler yazdı ancak bu egemenler
devletin egemenleriydi.
“ASLİ VATANDAŞ SÖZÜ BİZE DEĞİL TOPLUMA SÖYLENSİN”
Başbakan ile görüşmenin ardından Agos’un manşetine çıkan
“Bu toprakların asli çocuklarısınız” mesajıydı. Siz “asli çocuk” olduğunuzu
hissediyor musunuz?
“Siz bu ülkenin asli çocuklarısınız” sözü bize değil
topluma söylenmeli. Özellikle de AKP medyasına. Yine de bunu duymak duymamaktan
daha iyi.
Sizce devlet zaten “asli çocuk” olarak gördüklerine “asli
çocuksunuz” der mi?
Bizim bu toplantımız bile hala problemlerin sürdüğü ve
asli çocuk olmadığımızı gösteriyor. Evet, bu açıdan baktığınızda, biz hala bu
toprakların değişik, farklı çocuklarıyız. Davutoğlu bunu demek durumunda
kalıyorlarsa sorun var demektir.
AK Parti iktidarları döneminde yaşanan Dink suikastı
aydınlanmadan iktidardan gelen bu mesajlar karşılık bulur mu? Ermeni toplumu
kendini “asli çocuk” hisseder mi?
Sadece Dink davası değil. Sevag Balıkçı’nın öldürülmesi
ve Samatya cinayetinin karanlıkta kalması da var. Bu konuların hakkınca ele
alınmadığını görüyoruz. Daha da önemlisi Dink cinayeti devlet içi vuruşmaların
enstrümanı olarak kullanılıyor.
Son dönemde iktidarın ifadesiyle “paralel yapı” denilerek
Gülen cemaatinin işaret edilmesi gibi mi?
Evet. Beş yıl önce cinayet “Ergenekon işi” deniliyordu.
Bizse cemaate yakın polislerin de işin içinde görüldüğünü ifade ediyorduk. O
zaman bize “Ergenekoncuları mı koruyorsunuz?” deniliyordu. Şimdi resim değişti.
Ergenekon ve klasik devlet unsurları dışarıya çıktı. Gülenciler hedefte. Bu kez
de tam tersi bir tepkiyi alıyoruz. Yani beş yıl içinde hem Ergenekoncu hem
Gülenci olduk. Halbuki bizim olduğumuz yer belli. İktidar ve çevresi değişiyor.
Hala Ermenilerin çok kolay öldürülebildiği, öldürenlerin de yargı korumasında
olduğu belli oluyor.
“1915 ZİHNİYETİ İLE DİNK SUİKASTI ZİHNİYETİ BENZER”
Dink suikastı ile yüzleşilmeden 1915 mümkün mü?
Devlet Dink suikastını aydınlatmazsa 1915’ten bu yana çok
fazla şey değişmediğini kanıksamış olacağız. 1915’i planlayan, uygulayan ve
sorumlularını saklayan zihniyet neyse Dink cinayetini planlayan, uygulayan ve
sorumlularını koruyan zihniyetle benzerlik taşıyor. Biz bu işi çözemezsek
ilerleyemeyeceğiz.
Soykırım Agos’un ilk dönemlerinde açıkça yazılamıyordu.
Cezai yaptırımlar geliyordu. Bu değişim nasıl geldi?
Soykırımı rahat konuşuyoruz ama büyük bir bedel ödemek
zorunda kaldık. Benim biraz içim sızlayarak soykırım diyorum çünkü bu Hrant
Dink’in öldürülmesi ile oldu. Bu bir kırılma noktasıydı. Onu öldürenler ne
hedefliyor idiyseler tam tersi bir sonuca ulaştılar. İnsanlar daha fazla
konuşmaya başladılar.
Dink döneminde gazeteye destek verenlerden biri, suikast
sonrası Agos’un genel yayın yönetmeni olan bugünse Başbakan’ın Başdanışmanı
olan Etyen Mahçupyan. Mahçupyan’ın “Agos giderek daha az bir Ermeni gazetesi”
olduğuna yönelik eleştirisini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu eleştiriye katılmıyorum. Agos’un manşetlerinde işlediği
konular Ermenilerle ilgilidir. Bu hafta da manşetimiz Başbakanlıktaki görüşmede
Patriklik seçimi üzerine konuşulanlar üzerine. Yani Ermeni cemaatindeki
sorunlarla yüzleşme pozisyonunu hala koruyor. Agos her zaman hem toplumu
içindeki küçük iktidarlaşmalara hem de devlete eleştirel bir pozisyonu vardı.
“AGOS KURULDUĞUNDA DA SOLA YAKINDI”
Mahçupyan Agos için “Bence daha çok sol görüşlü laik-
aydın gazetesi” dedi. Sizin de içinde bulunduğunuz kuruluş yıllarında farklı
mıydı?
Bu eleştirisini anlamadım. Ne olabilirdi ki? Agos zaten
kurulduğunda da sola yakındı. Zaten kurucusu Hrant Dink solcuydu. Eğer laikliği
İslamcılık denkleminde konuşuyorsak Ermeni cemaati elbette laik olacak. Eski
laik devlet - yeni muhafazakar devlet ikilemi üzerinden ilerlememiz mümkün değil.
Mahçupyan “Sokaktaki Ermeni, son 10 senenin Cumhuriyet
tarihinde olmadığını ve böyle bir dönemi yaşamadığını kabul ediyor.” diyor.
Sizce Ermeni toplumu AK Parti iktidarlarına böyle mi bakıyor?
Ermeni toplumu içinde iç güvenlik paketinden, otoriterleşmeden,
Erdoğan’ın sert üslubundan, eğitimin dindarlaşmasından rahatsız olan Ermeniler
muhakkak var. Ama unutmamak gerekir ki Ermeni toplumu içinde Özal döneminde
ANAP’a da oy verenler vardı. Elbette AK Parti’ye de oy verenler olacaktır. Ama
bu muhafazakarlık üzerinden olmaz. Yoksa Ermenilerin Osmanlıca eğitim ya da 16
Türk devleti için oy verecek hali yok. Bir kısmı ekonomik nedenlerle, bir kısmı
da eski devlet kalıntılarının geride kalması, vakıflar yasasının çıkması
üzerinden destekliyordur. Ama sonuçta bütün Ermeni toplumu için “malınız
mülkünüz geri veriliyor, derin devletin gücü de devre dışı kaldı, size kalan
AKP’ye destek vermek” gibi bir elbise biçiliyorsa bu olmaz.
Etyen Mahçupyan’ın bir başka eleştirisi ise söylemlere
odaklanılması yönünde. CNN Türk yayınında Şirin Payzın’ın sorularını yanıtlayan
Mahçupyan, Erdoğan’ın “affedersin bana çok daha çirkin şeylerle Ermeni diyenler
oldu” sözlerinin yanlış anlaşıldığını savundu, icraatları özellikle de vakıf
mallarının iadesini hatırlattı.
“Söyleme bakmayalım” diye bir şey söyleyemeyiz.
Düşmanlıkların, önyargıların hepsi söylemler üzerine kuruluyor. “Affedersiniz
Rum” çok net bir çıkıştı ve Rum derken başına “affedersiniz” konuluyorsa bu bir
rahatsızlığı gösterir. Ermeni çıkışına gelirsek, ben asla “affedersiniz bana
çok daha çirkin şeylerle Türk diyenler oldu” demem. Bu hakim millet söylemidir.
Bana bugün “Türksün” deseler neden rahatsızlık duyayım? “Değilim ama olsam ne
olurdu?” derim. Asıl mesele bunun mesele yapılması. Tabi bu yeni değil. 11.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül de bu konuda dava açma gereği duymuştu.
Son olarak temsiliyet tartışmasına gelirsek. Mahçupyan’a
göre “Agos’un, Ermenileri temsili asgari seviyede” Ermenileri temsil eden bir
mecra olabilir mi?
Şunu sormak gerek: Türkleri kim temsil ediyor? Ya da
Kürtleri? Her şeyi millet üzerinden kurgulamak doğru değil. Ermenileri kimse
temsil edemez. Patrikhane de temsil edemez, herkes o kadar da dindar değil.
Vakıflar zaten bir yönetim, onların da temsiliyeti sınırlı. Agos, Jamanak ya da
Marmara da Ermenilerin tamamını temsil edemez. Temsiliyet sorunu üzerinden bir
yere varamayız. Ermenilerin bir bölümü muhafazakar, bir bölümü burjuva, bir
bölümünün gelir düzeyi bozuk, bir bölümüyse “hiç tartışmalı konulara
girmeyelim” diyor. Ama sonuçta Agos'un arkasında duran anlamlı bir kesim var,
bize de bu güç veriyor zaten.
Özellikle tartışmalı konulara girmek istemeyen kesimde
baştan beri Agos’a karşı eleştiri yok muydu?
Agos ilk çıktığında tek kaş havada karşılayanlar hep
oldu. Hrant Dink bu çizgiyi sürdürürken Ermeni cemaatinin hepsinin onun
arkasında olduğunu düşünmeyelim. Bu kadar sert konuşulmaması gerektiğini
düşünenler vardı. Sadece işinde gücünde olan bir kesim, “bu konular gündeme
geldiğinde bize dönüşü kötü oluyor” diye düşünüyor. Onların temsiliyetini ne
yapacağız? Mahçupyan farklı bir şey görse de ben kuruluşundan bu yana takip
eden biri olarak Agos’un Ermeni cemaati için anlamının çok da değişmediğini
düşünüyorum.
“DAVUTOĞLU ‘HOCALI ANMASINDAKİ O BAKAN ŞİMDİ NEREDE?’
DEDİ”
Ermeni toplumu içinde de dışında da gözler 24 Nisan’a
kilitlenirken öncesinde Hocalı anmaları var. Ermeni toplumuna karşı ırkçı
sloganların atıldığı bu mitingler Başbakan ile görüşmede gündeme geldi mi?
Başbakan ile görüşmemizde de dile getirdik, “Hocalı
mitinglerinin Ermeni cemaati üzerinde baskı olarak kullanıldığına yönelik
kanaat var” dedik. 2012 yılındaki anmalarda, AKP’nin bir bakanının, dönemin
İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in ırkçı pankartlar eşliğinde yer aldığını
hatırlattık. Davutoğlu “O bakan şimdi nerede?” diye sordu.
“Bireysel karar” imasında mı bulundu?
Sonuçta o dönem AKP bu işe girdi. Bu bir kabahatti.
Pankartlarla, billboardlarla Taksim’deki eylem desteklenmişti. Anlaşılan o
mitingin sonuçları o kadar kötü oldu ki sonradan bu işten çekildi. Bu yılki
miting Kadıköy’de yapılacak.
Bu süreçte size baskı geliyor mu?
Bize sürekli “kınayın” baskısı geliyor. Halbuki biz zaten
biz kınıyoruz. Türkiye'deki Ermeni cemaatinin bu konuda hiçbir zaman sıkıntısı
olmadı ki!
Son Dink anmasında ilk kez soykırım bu kez öndeydi. 100.
yıl Agos için ne anlama geliyor?
100. yıl son değil. 101. yıl da olacak. Soykırım daha
fazla konuşuluyor görülse de yüzleşme farklı bir şey. Fatih Akın’ın filmi “The
Cut” / “Kesik” bile tartışma yaratmadı. Benim artık merak ettiğim “AKP ne
yapacak?” değil. DİSK, TMMOB ve TÜSİAD gibi binlerce üyesi olan kuruluşlar ne
diyecek? Bu kesimlerden bir hamle gelse iyi olur. Yoksa bu yıl yapılacak siyasi
hamlelerin tamamı taktik amaçlı olacak AKP de, devlet de 24 Nisan’ın geçmesini,
Mayıs ayının gelmesini istiyor. Biz hükümetin tavrını – eğer seçimi
kazanırlarsa – 2016’da göreceğiz. Bu sorunun bugün hala konuşamayan Ermeniler
için çözülmesi gerekiyor. Üstlerindeki 99 yıllık yükün kaldırılması lazım.
2 yorum:
Teslimiyet temsil yerine kullanılan yanlış bir sözcük. Bu bir kaç defa yazıldı.Sözlüklerde böyle bir kelime yok. Ne gariptir ki Ermenilerin ürettiği bu yanlış sözü hocalar bile kullanıyor.
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.