İsmail Taylan Kaya
“Soykırım kurbanlarını anmak, ne yurdumuzda ne de
sürgünde, kin gütmek anlamına gelmez. Kin, geçmişimize ve geleceğimize ait
güzel ve temiz olan ne varsa tahrip eder. Sorun, en yalın ifadeyle bize ait olan değerleri
kucaklamaktır.” Thea Halo... Bersum Ağa’nın bütün mallarına el konulup sürgün
yolculuğuna çıkarıldı ailesi ile birlikte… Gözleri her daim gencecik iki
gelinin üzerindeydi. Olanı biteni anlayınca olacağı sezmek zor değildir.
Fırat’ın kıyısına geldiğinde birkaç çingeneye kendisini öldürmeleri için altın
teklif etti. ‘’Ayaklarıma bir taş bağlayıp, Fırat’a atın beni. Gelinlerimin
derdini görmeyeyim…” Hala Fırat’ın altında dimdik uyur gider bedeni…
***
“Soykırım kurbanlarını anmak, ne yurdumuzda ne de
sürgünde, kin gütmek anlamına gelmez. Kin, geçmişimize ve geleceğimize ait
güzel ve temiz olan ne varsa tahrip eder.
Sorun, en yalın ifadeyle bize ait olan değerleri
kucaklamaktır.” Thea Halo
Kâhta’nın asi dağlarına yaslanmış bir koca konakta 1883
yılında doğdu Bersum Bakırcıyan. Kâhta’da birkaç köyü olan Bersum Ağa
yardımseverliği ve misafirperverliği ile nam salmıştı. Bakırcıyan ailesi
yöredeki Kürt ve Türklerin sevgisini güvenini kazanmışlardı. Kaymakamın
misafirleri hep Bersum Ağa’nın konağında ağırlanır, konağın damına yüz yatak
serildiği dahi anlatılırdı. Kardeşi Bogos Ağa ise kasabanın meclis üyesiydi.
Takvimler o kara yılı gösterirken Bersum Ağa da bu yangından kurtulmayı
başaramayacaktı…
1915…
Bersum Ağa’nın bütün mallarına el konulup sürgün
yolculuğuna çıkarıldı ailesi ile birlikte… Gözleri her daim gencecik iki
gelinin üzerindeydi. Olanı biteni anlayınca olacağı sezmek zor değildir.
Fırat’ın kıyısına geldiğinde birkaç çingeneye kendisini öldürmeleri için altın
teklif etti. ‘’Ayaklarıma bir taş bağlayıp, Fırat’a atın beni. Gelinlerimin
derdini görmeyeyim…” Hala Fırat’ın altında dimdik uyur gider bedeni…
Mirdesan Aşiretinden Nuri Ağa, Bersum Ağa’nın kızı
Siranuş’u ölüm yolculuğundan kurtardı, evlendi onunla. Siranuş, ailesinden
dokuz çocuğu kurtardı bu sayede. Bu dokuz çocuğu Kurmanç ve Zaza aileler
büyüttü. Bu dokuz çocuk Müslüman isimleri alarak Kürt gibi yaşadılar. Fakat
kuşaklar boyu kendi içlerinde evlilikler yaparak kimliklerini belli ölçüde
muhafaza etmeyi başardılar. Ermeni kültürünü, dilini bilmeseler de asıllarını
hiç unutmadılar. Tek kelime Ermenice bilmeyen bu aile kendi aralarında Türkçe,
Kurmanci ve Dımili’yle anlaşıyor. Peki, söyler misiniz Bersum Ağalar hangi
milletten? Ya da ülkede bilmem kaç tane Kripto Hristiyan olduğunu
fısıldayanlar, bu suç asimile edilen insanların mı?
Erzincan’ın muhafazakârlığıyla meşhur köylerinden birinde
kerpiç sıvalı iki katlı bir ev… Üç kuşak bir arada yaşamış, torun yeni evlenmiş
çıkmış köyden, dede hacca gitmiş namazında niyazında. Baba seksen öncesinin
hızlı milliyetçisi… Çocukları da öyle yetiştirmiş, Türk’ten başkasına düşman.
Toruna sormuşlar aslınız nereli? Cevap vermiş torun: ‘’Dedem tarafı Trabzon’dan
gelmişler bir kan davasından kaçıp…’’ Üniversiteye başlamış yedi tepeli
şehirde. Dedelerinin memleketini hep merak edermiş, okumuş araştırmış sürekli.
Bir gün başını alıp gitmiş oralara. Sorup soruşturmuş, öğrendikçe başı dönmüş
ama yüz yıllık kozanın çatlamaya başlamasına aldırmamış. Nihayet dedesi Hacı
Halil Efendi’nin ailesinin izlerini bulabilmiş. Yani Halil Efendi’nin babası
Kostas Karelidis’in izlerini…
1916 yılında Trabzon’dan Anadolu’nun içlerine sürülen bir
aileymiş onunkisi. Dahası Erzincan’ın o köyü hep akrabaymış birbiriyle. Dağlar
aşıp yerleşmişler o ovaya. Ne varsa geride hep unutmuşlar ve unutturmuşlar
yaşayabilmek için… Halil Efendi’nin torunu ne yapacağını bilememiş ilkin.
İnsanoğlu en kolayı seçer ya, Halil Efendi gibi unutmayı seçmiş o da, hiç
olmamış gibi yaşamayı…
1938’de Dersim’den batı illerine evlatlık giden bazı
çocuklar, yıllar sonra akrabaları onları bulup geri götürmek istediğinde
reddettiler geçmişlerini. Kimisi ölümden korktu kimisi yaşadığı sahte kimlikten
vazgeçemedi.
2001 yılında Elazığ Çarşı Mahallesindeki tek katlı evinde
namazını kılmış seccadesini topluyordu Fate Nine. Kapı çalınca ağır aksak
yürüyüp seslendi ‘’ Kimsin?’’ Kızı ‘’Benim, anne’’ dedi. Açtı kapıyı Fate nine.
Kızının yanında yetmişli yaşlarını süren bir de adam vardı. Kırmancki konuştu
adam kendi diliyle, Fate Nine anlamadı ama içinde büyüyen heyecan kulaklarını
uğuldatmaya başlamıştı. Sanki tarih öncesinden hatırlanan kelimelerdi bunlar.
Sonra zar zor Türkçe konuştu adam. ‘’Fate, ben senin kardeşin Ûso’yum…’’ Önce
şaşırdı, ne yapacağını bilemedi, sarıldı sonra, artık rüyalarının bile unuttuğu
kardeşine…

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.