Savaş Güler
Geçen yılki sözde jestle ön almaya çalışıp "bakın
biz dostluk elini uzattık ama karşılık bulamadık" diyerek Ermenistan'a
yönelik suçlamalarını sürdüren Erdoğan ve hükümeti, 24 Nisan yaklaşırken
aymazlıkta gemi azıya aldı ve başta Ermeni halkı olmak üzere tüm dünyayı aptal
yerine koyarak yeni bir hamlede bulundu: On iki yıl önce milliyetçiliği
pompalamak üzere icad ettiği "18 Mart Çanakkale Şehitleri Günü"nü bir
hokus pokusla 24 Nisana ötelemek ve Çanakkale savaşının 100. yıldönümü
nedeniyle 24 Nisanda şaşaalı bir anma töreni düzenlemek! Bu tören için, Erdoğan ve Davutoğlu tarafından 102
ülkenin devlet başkanlarına ve başbakanlarına davetiye mektubu gönderildi. Bu
isimlerden en dikkat çekeni ise Ermenistan devlet başkanı Sarkisyan'dı.
***
Her yıl Nisan ayı yaklaştığında, 1915'te soykırıma maruz
kalan Ermeni halkının acıları bir kez daha canlanırken, TC egemenleri soykırım
gerçeğini inkâr etmek ve kendi rollerini gözlerden saklamak için hummalı bir
faaliyete girişirler. Çeşitli devletlerin gündeminde olan soykırımı tanıma
kararlarının çıkmaması ya da o gün yapılacak resmi açıklamalarda soykırım
sözcüğünün geçmemesi için, diplomatlardan bürokratlara, akademisyenlerden
gazetecilere bilumum zevat seferber edilip lobi faaliyetlerine hız verilir.
Fakat bu yıl 24 Nisan, TC egemenlerini her zamankinden daha büyük bir endişeye
sevk etmiş durumda. Zira bu yıl soykırımın 100. yıldönümü ve 24 Nisanda başta
Ermenistan olmak üzere tüm dünyada Ermeni halkı soykırımı lanetlemek üzere çok
daha kitlesel anma törenleri düzenleyecek. Bu nedenle de son bir yıldır Türk
devleti, lobi faaliyetlerini yoğunlaştırarak sürdürüyor. Buna paralel olarak,
Erdoğan'ın ve AKP hükümetinin bu konudaki aymazlığı da doruğa çıkmış durumda.
Geçtiğimiz yıl 24 Nisan öncesinde, Erdoğan bir
"taziye" açıklaması yayınlamış ve bu konuda TC tarihinde "bir
ilk"e imza atmakla övünmüştü. Bu uzunca açıklama, "20. yüzyılın
başındaki koşullarda hayatlarını kaybeden Ermenilerin huzur içinde yatmalarını
diliyor, torunlarına taziyelerimizi iletiyoruz" cümlesiyle sona eriyordu.
Ne var ki, bu cümleye gelene kadar olan kısımda soykırım "tehcir"
olarak niteleniyor ve "Birinci Dünya Savaşı esnasında yaşanan gayri insani
hadiselerden biri" olarak değerlendirilip sıradan bir "hadise"ye
indirgeniyor, dolayısıyla resmi ideolojinin bir adım ötesine geçilmiyordu.
AKP'nin pek çok konuda bir yandan "bunu bizden başka hiçbir hükümet
yapmadı, cesur ve ezber bozucu adımlar atıyoruz" diyerek demokrat pozlar
keserken bir yandan da bildik politikaları aynen devam ettirmesi aslında
yabancısı olduğumuz bir olgu değil. Kürt sorunundan çeşitli demokratik hak ve
özgürlüklere çok sayıda konuda benzer şovlarla atılan göstermelik adımlar hemen
her seferinde daha gerici adımlarla ve baskı politikalarıyla nihayet buldu.
Örneğin 2011 Kasımında Dersim katliamı için devlet adına özür dileyerek yine
"bir ilk"i gerçekleştiren Erdoğan başkanlığındaki AKP hükümeti, bu
açıklamadan bir ay sonra Roboski'de Kürt köylülerin üzerine bombalar
yağdırmıştı.
Nitekim Ermeni sorununda da benzer bir duruma tanık
oluyoruz. Geçen yılki sözde jestle ön almaya çalışıp "bakın biz dostluk
elini uzattık ama karşılık bulamadık" diyerek Ermenistan'a yönelik
suçlamalarını sürdüren Erdoğan ve hükümeti, 24 Nisan yaklaşırken aymazlıkta
gemi azıya aldı ve başta Ermeni halkı olmak üzere tüm dünyayı aptal yerine
koyarak yeni bir hamlede bulundu: On iki yıl önce milliyetçiliği pompalamak
üzere icad ettiği "18 Mart Çanakkale Şehitleri Günü"nü bir hokus
pokusla 24 Nisana ötelemek ve Çanakkale savaşının 100. yıldönümü nedeniyle 24
Nisanda şaşaalı bir anma töreni düzenlemek!
Bu tören için, Erdoğan ve Davutoğlu tarafından 102
ülkenin devlet başkanlarına ve başbakanlarına davetiye mektubu gönderildi. Bu
isimlerden en dikkat çekeni ise Ermenistan devlet başkanı Sarkisyan'dı.
Nitekim, AKP önderliğindeki devlet ricalinin "100. yıl vesilesiyle gelecek
ağır basınçtan nasıl kurtuluruz" diye düşünüp icad ettiği bu fikir, aynı
zamanda bir yıl önce Erdoğan'ı 100. yıl anmalarına davet eden Sarkisyan'a pabucunu
ters giydirmeyi de amaçlıyordu.
Beklendiği üzere Sarkisyan bu daveti "bizde davete
yanıt almadan davet edilenin evine misafir olmak adetten değildir, öncelikli
sorumluluğunuz anma etkinliği düzenlemek değil, soykırımı tanıyıp
kınamaktır" diyerek reddetti. Bir başka açıklamasında ise şunları söyledi:
"Türkiye Gelibolu muharebesini yeniden redakte
ederek basiretsiz ve alaycı tavrını bir kez daha sergilemiştir. . Türkiye'nin
attığı bu adımın tıpkı soykırımı inkâr etmek gibi hiçbir perspektifi yoktur.
Üstelik bu tür biçimsiz hamleler Türkiye'nin siyasi irade zayıflığının yanı
sıra hukuki sorumluluktan kaçmak istediğini de gözler önüne seriyor."
Bu açıklama Dışişleri Bakanlığı'nı ve Erdoğan'ı çok
sinirlendirmiş olacak ki, gerek Dışişleri'nden gerekse Cumhurbaşkanlığı'ndan
peşpeşe açıklamalar geldi. Bu açıklamalarda Sarkisyan'ın üslubu ve söylemi
"yakışıksız" ve "çağdışı" bulunup "şiddetle"
kınandı!
Oysa şark kurnazlığıyla alınan 24 Nisan kararının
açıklanış biçimi bile aslında ırkçılığa dayalı kirli politikanın en utanmaz
biçimde devam ettirildiğini çarpıcı bir şekilde dışa vuruyordu. Zira Erdoğan bu
kararı, 15 Ocakta Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev'le birlikte düzenledikleri
bir basın toplantısında, "tüm devlet başkanlarını çağırdık. 24 Nisanda da
Aliyev kardeşimizle orada olacağız" diyerek açıklamıştı.
Aliyev'le yan yana pozlar verip soykırım gününde
Çanakkale şehitlerini anacağız denmesi, üstelik bununla da yetinilmeyip
Sarkisyan'ın bu müsamereye davet edilmesi, aslında TC'nin bu konudaki
sıkışmışlığını ve çıkışsızlığını net bir şekilde ortaya koymaktadır.
On yıllardır soykırımı inkâr ederek gözlerden
saklayabileceğini düşünen TC, şimdi de bu hakikati Çanakkale'de yaşamını
yitiren askerlerin bedenleriyle perdelemeye çalışıyor. Ne var ki 1 milyona
yakın insanın katledildiği hakikatini gizleyebilecek hiçbir perde bulunmuyor.
24 Nisan 1915'te, İstanbul'da 235 Ermeni aydını
tutuklayıp idam furyası başlatan Osmanlı devleti, o gün aynı zamanda soykırım
planını da resmen yürürlüğe sokmuştu. İstanbul'da başlayan katliam hızla
Anadolu'ya yayılmış ve doğu vilayetlerindeki Ermeniler için uygulamaya koyulan
"tehcir" kararıyla birlikte dört ay içinde yüzbinlerce insan
katledilmişti. Önemli bir bölümü askerler tarafından öldürülen bu insanların
bir kısmı yollarda uğradıkları saldırılardan, bir kısmı da Suriye yollarında
açlıktan ve hastalıktan yaşamlarını yitirmişlerdi.
TC egemenleri, bu büyük katliamın bilinçli bir imha
politikasının ürünü olduğu, yani bir soykırım olduğu gerçeğini inkâr ediyor ve
yaşananın "almaya mecbur kalınan" tehcir kararının istenmeyen
sonuçlarından ibaret bir hadise olduğunu iddia ediyor. "Tehcir"in bir
imha aracı olarak kullanıldığı hakikatinin üstünü örtmeye çalışan bu teze,
kırımın boyutlarının küçük gösterilmesi, savaş koşullarında karşılıklı bir
kıyımın yaşandığı ve Ermeniler kadar Türklerin de öldüğü, Ermenilere
yapılanların sorumlusunun devlet olmadığı, bununla birlikte devlete ihanet edip
"bizi" arkadan bıçaklayanların kendilerine yapılanları hak ettikleri
gibi tezler ve savunular eşlik ediyor. Ne var ki güneş balçıkla sıvanmıyor ve
soykırım gerçeği tüm bu yalanlara rağmen çırılçıplak ortada duruyor.[*]
Egemenler, yalan ve çarpıtmalarla dolu resmi tarihlerinin
çimentosu yaptıkları milliyetçiliği ve ırkçılığı, emekçi kitleleri kendi kirli
politikalarının peşinden sürüklemek ve gerektiğinde birbirlerine düşürüp
zayıflatmak için zehirli bir araç olarak kullanıyorlar. İktidarlarını korumak
ve servetlerine servet katmak için ezilenleri birbirine kırdırıp oluk oluk kan
akıtmaktan çekinmiyorlar.
Yüz binlerce Ermeniyi kırımdan geçiren, Rumları, Süryanileri
ve diğer gayrimüslim halkları bu topraklardan atan, onların malına mülküne el
koyarak semirip egemenliklerini pekiştirenlerle, yine onlar tarafından ezilen,
sömürülen işçi-emekçi kitlelerin hiçbir çıkar ortaklığı yoktur. İşçi sınıfı
Ermenisiyle, Rumuyla, Türküyle, Kürdüyle, Arabıyla aynı sınıfın parçasıdır ve
kardeştir. Türkiye işçi sınıfına düşen, Ermeni halkına karşı büyük bir insanlık
suçu işlemiş olan egemenleri mahkûm etmek ve Ermeni emekçilere kardeşlik elini
uzatarak onların tarihsel acılarını paylaşmaktır.
[*] Ayrıntılı bilgi için bkz. Deniz Moralı, Ermeni
Sorunu: Gerçekler Direngendir, www.marksist.com
http://blog.radikal.com.tr/politika/ermeni-soykirimini-canakkale-sehitleriyle-golgeleme-cabasi-96413
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.