Haber: Serdar Korucu - serdarkorucu@hotmail.com / Arşivi
8 yıl önce Malatya'da vahşice işlenen Hıristiyan katliamının
en yakın tanıkları Gökhan ve Özge Talas, “İki gün yurtdışında olsa gözünde
İstanbul tüten bir insan olarak adaletin yerine gelmemesine üzülüyorum. Üç
insanın vahşice öldürülmesi üzerine adaletin yerini bulması bu topraklar adına
iyi olurdu. Çünkü bu tehlike yarın öbür gün Müslümanlar için de geçerli. Ama
zaten adaletin Tanrı tarafından verileceğine inanıyorum. Gökhan Talas: Bir
konuda bize hiç yalan söylenmedi. Bir kez daha gördük ki Türkiye’de
Hıristiyanlar için adalet yok. Hiç şaşırtmadılar. Yani Hıristiyanlar için
ortada bir “Yeni Türkiye” yok. Bunu gördük.
***
8 yıl önce Malatya'da vahşice işlenen Hıristiyan katliamının
en yakın tanıkları Gökhan ve Özge Talas, "İki gün yurtdışında olsa gözünde
İstanbul tüten bir insan olarak adaletin yerine gelmemesine üzülüyorum. Bir kez
daha gördük ki Türkiye'de Hıristiyanlar için adalet yok" diyor.
18 Nisan 2007’de Türkiye ’de kırılma yaratan vahşi
cinayetlerden biri işlenirken, 1’i Alman vatandaşı üç Hıristiyan canice
katledilirken oradaydılar. Kendi deyimleriyle “üç baba, üç adam, üç koca”nın
öldürüldüğü Zirve Yayınevi’nin kapısının önünde.
Gökhan ve Özge Talas için Zirve Yayınevi’nde öldürülenler,
Necati Aydın, Uğur Yüksel ve Tilmann Geske sadece üç dindaşları değil aynı
zamanda dostlarıydı. Bu nedenle üzerinden 8 yıl geçse de, acıları da, özlemleri
de taze. Ama umutları var. Katliamdan iki yıl sonrasında doğan çocukları,
2012’den beri beraber çıkarttıkları Miras dergisi gibi. Kaygılarıysa tamamen
sona ermiş değil. Dava sürecini işaret ederek “Türkiye’de Hıristiyanlar için
adalet yok” diyorlar.
2007 yılının 18 Nisan’ından önce Malatya sizin için nasıl
bir yerdi?
Gökhan Talas: Malatya’ya 2006 yılının Mayıs ayında
yerleştik. Öncesinde yurtdışına gitmeyi düşünmüştük, olmadı. Önce bu karar zor
geldi. Malatya farklı bir şehirdi. İlk beş ay sıkıntılı geçse de
Malatya’dakileri tanıdıkça alışmaya, sevmeye başladık. 35-40 kişilik bir
cemaatimiz vardı. Kopmaz bir bağ oluşturuyorduk. Özellikle de Uğur, Necati ve
Tilmann’ın aileleri ile dostluğumuz vardı. Artık oradan ev almayı, temelli
yerleşmeyi düşünüyorduk.
Özge Talas: Şehir değişikliğinde alışma süreci yaşadık.
Fakat küçük şehirlerde insanlar çok daha hızlı kaynaşıyor, bunu fark ettik.
Haftada bir toplanıyorduk. Dua ediyor, oyun oynuyor, piknik yapıyorduk. Kısa
zaman sonunda bir aile gibiydik.
Bu mutluluk tablosu içinde 8 yıl önce o gün sizin için nasıl
başladı?
Gökhan Talas: Bir seminer programı için Ankara’ya gitmiştik.
17 Nisan akşamı Malatya’ya döndük. Sabah erkenden ofise gidiyorduk ama eşim
kahvaltı edelim istedi. Ben de Uğur’a mail gönderdim. Esprili bir yanıt verdi.
Ama öğlen görüşemedik.
Özge Talas: 11:00 civarında ofise gidiyorduk. Tam da o gün
yolda yürürken insanların yüzlerine bakıyordum, “İyi ki sizin yanınızdayım, iyi
ki bu şehirdeyim” diyordum. Onlara hizmet etmenin çok güzel bir şey olduğunu
düşünüyordum.
“KAPININ ÖNÜNDEYKEN İÇERİDEKİ SESLERİ DUYUYORDUK”
Fakat sizi az sonra bir katliamın tanıklığı bekliyordu.
Özge Talas: Apartmanın içine girdik. Kapıyı çaldık. Açan
yoktu. Anahtarı zorladık, olmadı. Ben içeride bazı gölgeler görüyordum.
Şirketin telefonunu aradık, çalmıyordu. O sırada içime bir his geldi, ya içeride
hırsızlar var ya da kardeşlerimizi öldürüyorlar diye düşündüm. Elim ayağım
titriyordu. Apartmanın içinde Tilmann, Uğur ve Necati’nin adını bağırıyordum.
Ses duyuyor muydunuz?
Özge Talas: İçeriden bazı sesler geliyordu. Bir ağlama sesi
vardı. Kötü bir şeylerin olduğunu anlamıştık. Apar topar aşağıya indik. Eşim
beni oradan uzaklaştırmak istiyordu fakat ben gitmedim. Ona da zarar verirler
diye korkuyordum. Sonrasında polis geldi.
Gökhan Talas: Ben polislerle ve katillerden biriyle
gerginlik yaşadım. Gözaltına aldılar. Akşama kadar onlarla karşı karşıya
oturduk.
Özge Talas: Katiller önümüzdeydi. Biz arkalarından
gidiyorduk. Gözlerimizden yaşlar boşanıyordu. Peş peşe karakola girdik.
Yüzümüze pis pis sırıtarak bakıyorlardı. Oradaki tek kadındım. Tedirginlik
kaplamıştı içimi. Bizi parmak izlerimizi aldıktan sonra bıraktılar. Sanki
hiçbir şey yaşanmamış gibi karakoldan öylece çıkarttılar. Polis aracıyla bir
yere bile bırakmadılar. Otobüsle önce Tilman’ın eşinin evini sonra da Necati
abinin eşi Şemsa ablayı ziyaret ettik. İki gün sonra da Ankara’ya döndük.
“MALATYA KATLİAMI SİNSİCE HAZIRLANDI, FARK ETMEDİK”
Böyle bir katliamı bekliyor muydunuz?
Özge Talas: Katillerin kardeşlerimizi öldürmesi karşısında
şok olduk, çünkü o güne kadar insanlardan hiçbir tepki görmemiştik. Bizi polise
şikayet edebilirlerdi ama o da olmadı. Bu nedenle etkisi çok yıkıcı oldu.
Gökhan Talas: Biz arkamızdan gelişen süreci mahkemede
öğrendik. Bir iki haber duyuyorduk ama küçük şeylerdi bunlar. Malatya’da her
şey çok sinsice hazırlanmıştı. Hiçbir şeyi fark etmemiştik.
Sizi şaşırtan şeylerden biri de cinayeti işleyenleri
tanımanızdı değil mi?
Gökhan Talas: İki katili tanıyorum ama çok yakından değil.
Biri diriliş bayramında önümden yemek almıştı.
Özge Talas: Ben de sadece ikisini görmüştüm. Onlardan birine
tabak hazırlamıştım.
Gökhan Talas: Uğur onların varlığından rahatsızdı. Bana “Sen
onlara dikkat et” demişti. Emre Günaydın ve Abuzer Yıldırım, Şemsa’nın yaptığı
yemeklerden almışlardı sonra da kocasını öldürdüler.
Bugün davanın geldiği nokta size ne hissettiriyor?
Özge Talas: İki gün yurtdışında olsa gözünde İstanbul tüten
bir insan olarak adaletin yerine gelmemesine üzülüyorum. Üç insanın vahşice
öldürülmesi üzerine adaletin yerini bulması bu topraklar adına iyi olurdu.
Çünkü bu tehlike yarın öbür gün Müslümanlar için de geçerli. Ama zaten adaletin
Tanrı tarafından verileceğine inanıyorum.
Gökhan Talas: Bir konuda bize hiç yalan söylenmedi. Bir kez
daha gördük ki Türkiye’de Hıristiyanlar için adalet yok. Hiç şaşırtmadılar.
Yani Hıristiyanlar için ortada bir “Yeni Türkiye” yok. Bunu gördük.
“SOKAKTA UĞUR’U GÖRÜYORMUŞUM GİBİ OLUYOR”
Katliamın üzerinden tam 8 yıl geçse de sizde nasıl iz
bıraktı?
Gökhan Talas: Hayatımızda her şeyi değiştirdi. Öncelikle
umutsuzluk ve depresyona sürükledi. Sonuçta insanız, zayıfız. Ofis açıldığında
kanlar içinde yatan arkadaşlarımı gördüm. Yine üzerlerine kan bulaşmış
katillerle karşılaştık. Artık hayata kan kırmızı bir perde arkasından bakar
olduk.
Özge Talas: Uzun süre korkudan geceleri uyuyamadım. Birileri
gelecek ve beni öldürecekler diye düşündüm. Bunu üzerimden atmam zor oldu.
İnsanlara güvenme mücadelesi verdim. Sonrasında şunu düşünüyorsun; yaşanan için
her insanı suçlayamam. Öyle bir inancımız var ki, Tanrı’ya ve onun sözlerine
güveniyoruz. O zaman yaşadığımız o korku üzerimizden gidiyor. Kutsal Kitaba
göre insanları sevmem gerekiyor. Böylece yaşamın içine karışıyoruz.
Gökhan Talas: Yine de aklımıza ister istemez bir anda onlar
geliyor. Sokakta Uğur’u görüyormuşum gibi oluyor ya da Necati’nin sesini
duyuyormuşum gibi hissediyorum. Bu çok dramatik. Herhangi bir şey onları
çağrıştırabiliyor. Facebook ya da Twitter’a girdiğinde onlardan birinin
fotoğrafını görüyorsun, hatırlıyorsun.
Günlük hayatınızda neler değişti?
Gökhan Talas: Özellikle ilk günler kapıyı daha fazla
kilitler olduk. Eşimle daha fazla irtibat halinde olmaya başladık. Hatta bir
ara bende bir tik gelişmişti. İlk yıl sürekli belime bir şey sokacaklarmış gibi
hızla arkama dönüyordum. Uzun zaman toplu taşıma aracı kullanamadım. Çok az
paramız da olsa işe taksi ile gittim.
İki yıl sonraysa çocuğunuz oldu. Bu da zor bir karar değil
miydi?
Gökhan Talas: Umutsuz olmamaya çalıştık. Tanrı’nın
yaşananlara müsaade etmesinde bir maksat vardı. Kötüyü iyiye çeviren bir Tanrı
olduğuna inanıyoruz. Bu nedenle iyi şeylerin geleceğini biliyoruz. Böylece
ayakta durduk. Çocuk sahibi olmak o kadar güzel bir şey ki. Sorumlulukları olsa
da hayata bağlanmamızı sağlıyor.
Özge Talas: Çocuğumla yeniden heyecan buldum. İlk kez konuşmayı,
okumayı, yazmayı öğrenmesini izliyorsun. Çok saf, çok temiz. Böyle de
yetiştirmek istiyorum. Bu büyük bir lütuf. Hayatımıza kattığı anlam büyük.
Belki de “ikinci çocuğunuz” diyebileceğimiz şey “Türkçe’de
tüm Hıristiyan mezheplerinin ortak vizyon ve temel inancına sadık olarak yayın
yapan tek süreli yayın organı” diye tanımladığınız Miras dergisi değil mi?
Özge Talas: Onu gözbebeğimiz gibi görüyoruz. İnsanlar
dergimizden yeni bir şeyler öğrenip bize döndüğünde, “Başarıyoruz, devam
edelim” diyoruz. Bununla mutlu oluyoruz.
Gökhan Talas: Miras Dergisi insanların Hıristiyan inancıyla
ilgili algısına yönelik bir iyileştirme projesi aslında. Hem Hiristiyanların
kendi içinde ortak bir medya aracı olsun hem de kendi güncelimizi ifade
ettiğimiz bir mecra yaratmış olalım diye yola çıktık. Ve bu anlamda ne başka
bir dergi ne de gazete yok. Miras Türkçe yayın yapan tek Hiristiyan düşünce
dergisi. Ve her mezhepten Hristiyan'a ait..
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.