Ümit-Kurt / umit105@gmail.com
Ermeni devrimcileri, Paris’te palazlanan ve başını Ahmed
Rıza Bey’in çektiği Abdülhamid rejimine karşı olan bu muhalif siyasi hareket
ile bu rejimin bertaraf edilmesi noktasında ortak hareket etmiştir. “Osmanlı devletinin ve imparatorluğunun nasıl kurtulacağı”
sorusu bütün bir geç 19. yüzyıl ve erken 20. yüzyılda Abdülhamid rejiminin
muarızları olan Osmanlı liberal ve milliyetçi entelijansiyanın kafasında dönüp
duran merkezi bir problematikti.
Batının önerdiği reformları, İmparatorluğun
merkezileşmesini, devlet sistemindeki geleneksel hiyerarşik yapısının
değişmesini ve Sultan’ın mutlak iktidarının dizginlenmesini savunan muhalif
çevrelerde bu fikirleri savunan sivil ve askeri bürokratlar daha ön plandaydı.
Şüphesiz, geleneksel ve dindar bir topluma haiz Osmanlı
İmparatorluğunda bu tür reformları tabana yayarak geliştirmek ve kitlelere
kabul ettirmek söz konusu reform eğilimli sivil ve bürokratik elitlerin
karşılaştığı ve bertaraf etmek durumunda olduğu temel engellerin başında
geliyordu. Zira Müslümanların kahiri ekseriyetini teşkil ettiği toplumsal
yapıda Halife olarak Sultana, onun kutsal ve mutlak otoritesine/iktidarına
sadık kalmak esastı. Bu bağlamda sivil ve askeri bürokratik elitlerin başını
çektiği ve iştiyakla savunduğu reformların muayyen bir toplumsal zeminden, rıza
ve destek mekanizmalarından beslendiği söylemek bir hayli güçtür.
Genç Osmanlılar bu muhalifler arasında başı çeken gruplardan
biri ve belki de en dikkat çekici olanıydı. Askeri tıbbiyeli bu muhalifler
Askeri Tıbbiye’de 1889’da Ittihad-ı Osmani Cemiyeti’ni kurdular. Ittihad-ı
Osmaniye rejime yönelik ilk ciddi siyasi muhalefetin temellerini attı. Organize
bir hareket olmamakla birlikte, Genç Osmanlılar ortak bir ideal etrafında bir
araya gelmişlerdi. Bu ortak ideal ise İmparatorluğu kurtarmak ve onun
territoryal bütünlüğüne halel getirilmesinin önüne geçmekti.
İmparatorluğun bekasının nasıl temin edileceği gibi yakıcı
bir sorun evvelemirde Ermeniler ve onların siyasi örgütleri başta olmak üzere
gayrimüslim tebaayı etkiledi. Bunun sonucunda 1878 Berlin Anlaşması’ndaki
reformlarının uygulanması yönelik direnci ve 1894-96 yıllarında Ermenilere
yapılan katliamların nasıl vuku bulduğunu bir önceki yazılarımda belirtmiştim.
Ermeni siyasi partilerin reformların uygulanması noktasında
Batılı güçlerin Abdülhamid’e baskı yapmaları adına giriştikleri faaliyetler,
Abdülhamid’i zor durumda bırakıyordu. Bunu, İngiltere, Fransa ve Rusya’nın
Osmanlı Devleti’nin ulusal egemenliği ihlal etmesi olarak değerlendiren
Abdülhamid, devletin içişlerine bu türden müdahalelerin müsebbibi olarak
gördüğü Ermenileri ‘terbiye’ etmenin zamanın geldiğine kanaat getirmişti. Bu
‘terbiye’ ve ‘disipline’ etme, Ermenilere yönelik sistematik katliamların
devlet eliyle ve bazı durumlarda devletin göz yummasıyla vukua gelmesine neden
oldu.
İşin ilgin tarafı Abdülhamit’e karşı isyan bayrağını
çıkartan tıbbiyeli ve Mülkiyeli entelijansıyanın 1895 sonrası Paris’te
toplanarak çeşitli yayınlar yoluyla sürdürdüğü muhalefet sürecinde birlikte
hareket ettiği Ermeni devrimci siyasi örgütleriyle tam da bu noktada çatışma
yaşamasıydı. İki taraf da despotik rejime karşıydı ve reformlardan yana tavır
almışlardı. Ancak Genç Osmanlılardan Genç Türklere evrilen ve Paris’te başını
Ahmet Rıza’nın çektiği grup İmparatorluğun devamlılığı ve devletin ulusal
hâkimiyetinin çiğnenmemesi ve dış baskılara maruz bırakılmaması hususunda
Avrupa’da rejime karşı birlikte hareket ettikleri Ermeni devrimci siyasi
örgütlerinden ayrılıyordu.
Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminde II. Abdülhamid
rejimine dönük muhalefeti tanımlamak için kullanılan “Young Turks” Türkçe
ifadesiyle Jön Türk muhalif hareketi kendi içinde barındırdığı birçok farklı
siyasi kanada rağmen Abdülhamid tarafından kapatılan Meclis’in açılması ve
askıya alınan Kanun-i Esasi’nin yeniden yürürlüğe girmesi gibi unsurlarda
birleşen; modern Türk siyasi tarihinin de temel dinamiklerinin şekillenmesinde
önemli rol oynayan bir siyasi hareketti.
Başta Şerif Mardin ve Şükrü Hanioğlu olmak üzere önemli
tarihçilerimiz tarafından etraflıca analiz edilen kelimenin sahih anlamıyla bu
‘siyasi hareket’ yukarıda bahsi geçen ortak idealler haricinde içinde farklı
politik görüşler ve stratejiler barındırmıştır. Bu farklılık gerek
1902-1907’deki Jön Türk kongrelerinde Abdülhamid’e dönük şiddetli muhalefeti
temsil eden örgütlü yapının parçalanmasını da beraberinde getirmiştir. Temmuz
1908’de Meşrutiyet’in ikinci kez ilan edilmesiyle birlikte bu parçalanış, bir
nebze de olsa ivmesini düşürmekle birlikte Meclis’in yeninden açılması
sonrasında İttihat ve Terakki’nin siyaset sahnesine alenen bir parti olarak
çıkması sonucunda artık siyaseten ve partisel olarak kendini iyiden iyiye
kristalize etmiştir.
Cumhuriyete geçişle birlikte modern Türk siyasi tarihindeki
politik blokları ve ayrışmaları da biçimlendiren bu siyasal düşünsel hareketin
içinden yetişmiş ve bahis konusu olan farklı siyasi kanatların da temsilcisi
olan önemli bir siyasi entelijensiya mevcuttur. Düşünsel olarak bir hayli
üretken olan ve o dönemde Abdülhamid rejimine yönelik muhalefetini çıkardıkları
yayınlarla da serdeden bu aydınlar arasında en önemli şahsiyetlerden biri Ahmed
Rıza Bey’dir. 1902’deki 1. Jön Türk Kongresi’nin önderlerinden olan ve rejime
yönelik muhalefetini Paris’te 1895’te kurduğu Türkçe ve Fransızca yayımlanan
Meşveret dergisi ekseninde dile getiren Ahmed Rıza Bey, Abdülhamid’in
gazabından ve sansüründen kaçarak Paris’e sığınan Jön Türklerin lideridir.
Ermeni devrimcileri, Paris’te palazlanan ve başını Ahmed
Rıza Bey’in çektiği Abdülhamid rejimine karşı olan bu muhalif siyasi hareket
ile bu rejimin bertaraf edilmesi noktasında ortak hareket etmiştir. Ancak
İmparatorluğun merkezileşmesini savunan ve bu anlamda adem-i merkeziyetçi bir
yapıya karşı çıkan başını Ahmed Rıza Bey ve Dr. Nazım’ın çektiği cenah,
Avrupalı devletler tarafından 1878 Berlin Anlaşması gereği dikte ettirilen
reformları karşı bir pozisyon almışlardı. Anlaşmanın 61. maddesini devletin iç
siyasetine müdahale olarak değerlendiriyorlardı. Örneğin bu minvalde
Hınçakların lideri Stepanos Sapah-Gulian için, Jön Türkler ile Abdülhamid’in
siyasaları arasında hiçbir bir fark yoktu.
Burada bir noktanın altını çizmek gerekir: Ahmed Rıza ve Dr.
Nazım’ın fikriyatını merkeze alarak Jön Türklerin doğasına ilişkin mutlak bir
yargıda bulunmak zordur. Zira, Jön Türkler merkeziyetçilikten adem-i
merkeziyetçiliği oldukça geniş bir yelpazede farklı siyasi eğilimleri
bünyesinde barındırmıştır. Ancak yine de Ahmed Rıza ve Dr. Nazım’ın Jön
Türklerin milliyetçi kanadını teşkil ettiğini söylemek mümkündür.
Ez cümle, en azından 1895-97 arası dönemde Jön Türkler
arasında iki farklı siyasi cenahın varlığından bahsedebiliriz. Birinci grup,
Ahmed Rıza tarafından temsil edilen merkeziyetçi, Batı’nın müdahalelerine
karşı, devletin ve imparatorluğun bütünlüğünü savunmakta; Mizancı Murad Bey’in
başını çektiği ikinci grup ise daha muhafazakar olmakla birlikte daha adem-i
merkeziyetçi ve dış müdahaleyi savunan bir fikriyata haizdi. Bu yapıda, İttihat
ve Terakki anayasal bir sistem temelinde İslam’ı modernite ile bağdaştırmaya
çalışan yeni bir program kabul etmiştir.
Pek tabii, Jön Türklerin bu yeni görüşü Taşnak ve Hınçak
gibi Ermeni devrimci örgütlerinin devrimci ve radikal yöntemlerinden ayrı bir
içeriktedir. Yerel otonomi ve yabancı müdahaleyi benimseyen Ermeni siyasi
devrimci örgütleri Jön Türklerden ayrılmıştır. Bu ayrımlar, 1902 ve 1907
kongrelerinde temayüz etmiştir.
http://serbestiyet.com/Yazarlar/ermeni-gailesinden-ermeni-soykirimina-giden-surec-5-149589

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.