Serdar Korucu / Radikal
Kadıköy’deki Aya Triada Kilisesi’nin 9 Haziran akşamı
saldırıya uğraması bir kez daha tedirginlik yarattı. Kilisenin kapısı tiner
dökülerek yakılırken, çevredekiler tarafından yakalanan saldırgan, görgü
tanıklarına göre yalnız değildi. Ancak saldırı hala aydınlatılamadı. Kadıköy
Rum Ortodoks Cemaati Kiliseleri Mektepleri ve Mezarlığı Vakfı Başkanı Prof.
Yorgo İstefanopulos bu tip saldırıların Rum toplumuna kötü günleri
hatırlattığını ifade ediyor. Her şeye rağmen kilisedeki güvenlik önlemleriyse
artırmamakta kararlı: “Gettoda yaşamayı istemiyoruz. Bizi yüksek duvarlar,
dikenli teller mi koruyacak? Halbuki biz eşit vatandaşız. Böyle hissettirilmese
de…”
***
' Kadıköy Rum Ortodoks Cemaati Kiliseleri Mektepleri ve
Mezarlığı Vakfı Başkanı Prof. Yorgo İstefanopulos kiliselere saldırıların Rum
toplumuna kötü günleri hatırlattığını ifade ediyor. Kadıköy’deki Aya Triada
Kilisesi’nin 9 Haziran akşamı saldırıya uğraması bir kez daha tedirginlik
yarattı. Kilisenin kapısı tiner dökülerek yakılırken, çevredekiler tarafından
yakalanan saldırgan, görgü tanıklarına göre yalnız değildi. Ancak saldırı hala
aydınlatılamadı. Kadıköy Rum Ortodoks Cemaati Kiliseleri Mektepleri ve
Mezarlığı Vakfı Başkanı Prof. Yorgo İstefanopulos bu tip saldırıların Rum
toplumuna kötü günleri hatırlattığını ifade ediyor. Her şeye rağmen kilisedeki
güvenlik önlemleriyse artırmamakta kararlı: “Gettoda yaşamayı istemiyoruz. Bizi
yüksek duvarlar, dikenli teller mi koruyacak? Halbuki biz eşit vatandaşız.
Böyle hissettirilmese de…” 25 yaşındaki Muhammed Şimdi’nin tekbir getirerek
kiliseyi yaktığı görüntüler sosyal paylaşım platformlarında da yayınlandı.
Sizin saldırıdan nasıl haberiniz oldu? Saat 20:30 civarında düzenlenen
saldırıyı ilk olarak zangoç başkan yardımcımıza Konstantin Kiracopulos’a haber
verdi. Elinde beş kiloluk tiner bidonuyla kilise duvarından atlayarak kapıyı
ateşe vermiş. Görüntülerde saldırgan hedefinde Yahudilerin bulunduğunu ifade
ediyor. Ancak kilise kapısını yakıyor. Evet. Kin dolu bir söylemle saldırı
düzenlendi. Youtube’daki görüntülerde bir kadının “Polisi çağırın” diye seslenişi,
bir diğerinin “Senin dininde Allah’ın evini yakmak var mı?” diye bağırışı da
var. Sonrasında zanlıyı küçük kafelerdeki garsonlar yakalamış. Garsonlara göre
saldırgan tek de değil. İki kişinin onu yolda beklediğini söylüyorlar. Ancak
tabi kimdir belli değil. Ruh ve sinir hastalıkları hastanesinde tedavi gören
bir kişi olduğu için cezai ehliyeti de yok. Böylece ceza almadan kurtuldu.
Belki de bu nedenle kasten seçildi. Kilisenin kapısı 9 Haziran akşamı yakıldı
Böyle bir saldırıya karşı önleminiz, tedbiriniz var mıydı? Cemaatimiz bize
önlem almamız gerektiğini söylüyordu. Sadece saldırılara karşı da değil. Barlar
sokağı yakınında olduğu için geçmişten beri duvarlardan atlayarak bahçemizi
pisletenler var. Buna karşı yüksek parmaklık yaptırmamızı istiyorlar. Ama ben
bunu utanç kabul sayıyorum. Bir gettoda yaşamayı istemiyoruz. Farz edin
duvarları ve parmaklıkları yükselttik. Sonra sıra neye gelecek? Kapının da
üstünden atlayabilirler diye dikenli tellerle mi öreceğiz? Bizi dikenli teller
mi koruyacak? Halbuki biz eşit vatandaşız. Böyle hissettirilmese de… “BU ÜLKEDE
HAKİM, SAVCI, KAYMAKAM, SUBAY OLAMAM” Bu sadece bir his olarak mı kalıyor?
Yoksa hayatınızda yaptırımı da oluyor mu? Olmaz mı? Mesela hala bana kapalı
olan meslekler var. Hakim ya da savcı olamam, kaymakam olamam, muvazzaf subay
olamam. Bu inanılmaz bir demokrasi ayıbı. Siyasetten beklentiniz var mı? Vakıf
başkanı olarak çağrıldığım siyasi toplantılarda hep bu talebimizi iletiyorum
ama nafile. Geçmişte ülkenin Başbakanı televizyonda “Affedersiniz Rum” ya da
“Affedersiniz Ermeni” diyorsa, 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül annesinin Ermeni
olduğu iddialarına karşı “iftira” diyerek dava açıyorsa ne beklenir ki? Hala
kimse çıkıp “Annem Rum, Ermeni olsa ne fark eder ki?” diyebilecek anlayışa
sahip değil. Peki aynı söz Kürtler için edilebilir, “Affedersiniz Kürt”
denilebilir miydi? Denilse de aynı tepkisizlik olur muydu? Yok tabii.
Erdoğan’ın 2011’de “ne Yahudiliğimiz, ne Ermeniliğimiz ne affedersiniz
Rumluğumuz hiçbir şeyimiz kalmadı” sözüne az tepki gelse de, 2013 yılındaki
“'Gürcü’dür' diyen oldu. Çıktı bir tanesi affedersin çok daha çirkin şeylerle
Ermeni diyen oldu” ifadesine daha çok eleştiri geldi. Sizce bu değişikliğin
nedeni ne? Bence nedeni Ermenilerin nüfus olarak daha kalabalık bir grup olması.
Agos’un cesur yayınları ve Hrant Dink’in öldürülmesi nedeniyle toplumun geniş
kesimi tarafından destek gördüler, görüyorlar. Acı olansa sürekli savunma
halinde kalmamız. Kitleleri fanatize eden siyasi partilerin buna bir son
vermesi gerekiyor. Ancak ne yazık ki buna hala önem verilmiyor. Bu nedenle de
saldırılar düzenleniyor. “AYA TRİADA 6-7 EYLÜL’DE DE SALDIRIYA UĞRAMIŞTI” Aya
Triada Kilisesi’nin geçmişinde de saldırılar vardı değil mi? Özellikle de 6-7
Eylül. Tabii. Ben o dönem 10 yaşındaydım ama yaşananları biliyorum. O dönem
kilisenin içine girilmişti. Tüm ikonalar, papazların kullandığı kutsal eşyalar
tahrip edilmiş, değerli olanlar çalınmış, avizeler kırılmıştı. O dönem kırılan
avizelerden biri Çar Nikola’nın hediye ettiğiydi. Bu avizenin benzeri Yıldız
Sarayı’nda bulunmakta. Biz son olarak bu kırılan avizeyi Yıldız Sarayı’ndakinin
bakımını yapan şirkete yeniden yaptırdık. Kristallerini yeniden döktürdük. 60
senedir bakımsız olan avizemiz eski ihtişamına kavuştu. Tam buna sevinirken, ne
yazık ki böyle bir saldırı gerçekleşti. Bu saldırı Rum toplumuna o günleri mi
hissettiriyor? Elbette, hepimizde tereddüt yaratıyor. Sadece 6-7 Eylül 1955 de
değil. Her saldırı, yaşanan her kriz, 1964’te İstanbullu binlerce Rum’un sınır
dışına sürülmesini, Kıbrıs çıkartması döneminde hedef göstermeleri de
hatırlatıyor. Zaten bu nedenle 120 binlik nüfusumuzdan geriye 2 bin kişi
kaldık. Artık cemaatin neredeyse genci yok. Benim dönemimde ilkokulda her
sınıfta yaklaşık 50 öğrenci varken bugün okullarımız kapanıyor. Son örneği de
Moda Rum İlkokulu. İki, üç yıl önce tek öğrenci kaldığı için kapattık. O
süreçte etrafta tinerciler okulun içine giriyor, ateş yakıyorlardı. Bugünse
okulumuz bir özel okul tarafından restore edildi, yeniden açıldı. “GETTO
İSTEMİYORUZ, BİZİ DİKENLİ TELLER Mİ KORUYACAK?” Ancak artık Rum öğrencileri
yok. Kilise cemaatimiz de çok az. Acıbadem’den Bostancı’ya kadar olan bölgede
300 kişilik bir nüfusumuz var. Ancak Pazar günü cemaatimizden kiliseye gelen az
kişi var. Genç yok. Hepsi yaşlı. Kilisedeki 40-50 kişinin çoğu Gürcü ve
Ukraynalı. Nüfusumuz kalmadı ki! Kalanlar da gidiyor mu? Gidecek nüfusumuz da
az. Gençlerimiz o kadar az ki! En sık düzenlediğimiz dini merasim cenaze. Rum
toplumunun elinden bugüne kadar neredeyse her şey alındı. Mübadele ile Anadolu içinde
nüfusumuz, Varlık Vergisi ile mülklerimiz koparıldı. Düşünün benim babam üç kez
askere alındı. 6-7 Eylül 1955 olaylarında kiliselerimiz, mezarlıklarımız tahrip
edildi, Rum işyerleri yağmalandı. Çevremizdekilerin büyük bölümü 1964 sürgünü
ile Yunanistan’a gönderildi. Hala insanlarda nasıl güven kalsın ki? Tüm bunlara
rağmen kalanlar olsa da kültürümüz bugünkü şartlar altında devam edemeyecek. Bu
sorun nasıl çözülür? Tek yol nüfusun arttırılması. Bunun da yolu siyasi bir
karardan geçiyor. 1964 sürgünü ile yurtdışına gönderilen 15 bin Rum yerine 15
bin Yunanistan vatandaşına Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı verilse sorun büyük
ölçüde azalır. Bu sayede vakıflarımız da, kurumlarımız da, okullarımız da,
kültürümüz de ayakta kalabilir. Türkiye’den gönderilen Rumların dönmesi gündeme
gelmişti. O kapsamda adım bekliyor musunuz? Bülent Arınç vakıflardan sorumlu
Başbakan Yardımcısıyken 1964’te Türkiye’den gönderilen Rumlar için “Geri
çağırın, gelsinler” demişti. Benim yanıtım şuydu: “İmkansız çünkü onlar öldü”
Gerçekten de durum bu. 1964’te gönderilenleri artık kaybettik. Çocukları da
kendi düzenlerini yurt dışında kurdular. Yunan gençler gelir mi?
Yunanistan’daki kriz nedeniyle Yunan gençler arasında Türkiye bir fırsat olarak
görülüyor. O nedenle muhakkak gelen olur. İstanbullu olup olmadığına bakılmadan
burada yerleşmelerine izin vermek gerek. Tıpkı Osmanlı’daki gibi. Mesela o
zamanlar Epir’deki ve Sakız’daki Rumlar gelip şehre yerleşmişlerdi, bugünkü
Karaköy civarına. Bu tip bir açılım gerek. Önemli olan Ankara’nın bu kararı
alması.
Kaynak ==>
http://www.demokrathaber.net/roportajlar/getto-istemiyoruz-bizi-dikenli-teller-mi-koruyacak-h50343.html
Demokrat Haber
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.