Etyen-Mahçupyan / emahcupyan@gmail.com
Türkiye’nin önünde Kemalizm’den post Kemalizm’e yumuşak bir
şekilde geçme, kesimler arası geçişliliği artırma, ülkenin büyük kimliksel
meselelerini çözme, arkaik bir modernlik anlayışının ayaklarımıza vurduğu
prangalardan kurtulmamızı sağlama imkanı duruyor. Böyle bir işbirliğinin bu
yumuşak geçişi bir anayasal metin olarak düzenleme ve topluma onaylatma şansı
çok yüksek. Türkiye yeni bir meşruiyet zeminini farklılıkları buluşturarak,
bugüne dek en yüksek seçmen temsiline sahip bir meclis sayesinde hayata
geçirebilir. Eğer bu imkan
kullanılamazsa nedeni AKP kadroları, teşkilatı, tabanı veya seçmeni olmayacak.
Çünkü onların büyük hedefi zaten buydu. Mesele laik kesimin demokratik,
özgürlükçü ve paylaşımcı yeni bir dünyaya ne denli hazır olduğu…
***
Türkiye’nin önünde Kemalizm’den post Kemalizm’e yumuşak bir
şekilde geçme, kesimler arası geçişliliği artırma, ülkenin büyük kimliksel
meselelerini çözme, arkaik bir modernlik anlayışının ayaklarımıza vurduğu
prangalardan kurtulmamızı sağlama imkanı duruyor. Böyle bir işbirliğinin bu
yumuşak geçişi bir anayasal metin olarak düzenleme ve topluma onaylatma şansı
çok yüksek.
Türkiye’deki modernite Batıdakinin ancak kötü bir replikası
oldu. Kurucu kadrolar felsefesini pek anlayamadıkları modernliği tamamen
yüzeysel ve şekilsel bir biçimde algılayıp hayata geçirdi. Görünürdeki liberal
dokunuşlara karşın rejim otoriter kaldı ve imparatorluğun ataerkil mirasının
ancak bu katı tutumla alt edileceği sanıldı. Ancak rejim soğuk savaşın de
desteğiyle modern dönemin sonuna kadar ayakta kalmakla kalmadı... Modernlik
1970 sonrasında sert eleştiri altındayken bile Türkiye askeri darbeler ve
vesayet düzeni ile yönetilmeye devam etti.
Sistemin sürdürülemezliği 1997 yılındaki ‘post modern’ darbe
ile iyice açığa çıktı. Bu ayarı verebilmek uğruna darbeciler sahte olaylar,
karakterler ve deliller üretip bunları medya üzerinden servis ettiler ve
kendilerine biat eden yüksek yargı sayesinde de düzeni sürdürmeye yeltendiler. AKP
o günlerin hemen ertesinde kuruldu ve bin yıl sürecek denen Kemalist sistemin
sonuna geldiğimizin kanıtı ve öznesi oldu.
Talih AKP’den yanaydı. Modernlik demokratlığın sınavından
geçememiş, normlar değişmiş, daha çoğulcu bir global düzenin kapısı açılmıştı.
Ancak talih çok önemli bir yardımda daha bulundu: Seçim sisteminin yüzde onluk
barajı sayesinde AKP yüzde 34 oy almasına karşın parlamentodaki sandalyelerin
yüzde 66’sını alarak tek başına hükümet oldu. Böylece askeri vesayet sistemi,
ideolojik yargı ve merkeziyetçi bürokrasi ile aynı anda ve tek seferde mücadele
etmek mümkün hale geldi. Sistemin toplu direnci de bu mücadeleyi şeffaf ve
meşru kıldı. Bu süreçte AKP hak ve özgürlük alanını geri dönülmesi çok zor bir
biçimde genişletti. İslami kesimin taleplerini erteleme pahasına diğer
kimliklerin yaşadıkları adaletsizliklerin üzerine gitti. Son birkaç yıl içinde
Gülen cemaati ile yaşanan hesaplaşma ve Batı’nın aleni bir biçimde AKP’yi
desteklemekten uzaklaşması bu görüntüyü bozdu ama temelde reform çizgisi
değişmedi. Bütün aksine propagandaya rağmen bugün AKP hem niyet, hem kudret,
hem de ideolojik yatkınlık olarak en reformcu parti olmayı sürdürüyor. Ayrıca
son seçim sonuçlarının gösterdiği üzere, özgürlük ve adalet değerleri açısından
seçmeni partisinden daha ‘ilerde’ olan da tek siyasi hareket...
Ne var ki iktidardaki on üç yıl bu partinin teşkilatını
fazlasıyla yıprattı. Büyük mali imkanların yeni ve ‘aç’ bir taşranın sınıfsal
sıçrama arzusuyla buluşması suiistimallerin önünü açtı. Böyle bir tarihsel anda
seçim sisteminin yüzde onluk barajı bir yeni ‘hediye’ sundu: Barajı geçme
hedefi etrafındaki mobilizasyon HDP’yi meclise taşıdı. AKP’nin yüzde 41 oyu bu
kez sandalyelerin sadece yüzde 47’sini sağladı. Böylece AKP ile CHP arasındaki
muhtemel bir koalisyon gerçekçi bir alternatif haline geldi. Bunun talihin
sunduğu hediyenin en iyi şekilde kullanılması anlamına geleceği açık...
Türkiye’nin önünde Kemalizm’den post Kemalizm’e yumuşak bir
şekilde geçme, kesimler arası geçişliliği artırma, ülkenin büyük kimliksel
meselelerini çözme, arkaik bir modernlik anlayışının ayaklarımıza vurduğu
prangalardan kurtulmamızı sağlama imkanı duruyor. Böyle bir işbirliğinin bu
yumuşak geçişi bir anayasal metin olarak düzenleme ve topluma onaylatma şansı
çok yüksek. Türkiye yeni bir meşruiyet zeminini farklılıkları buluşturarak,
bugüne dek en yüksek seçmen temsiline sahip bir meclis sayesinde hayata
geçirebilir.
Eğer bu imkan kullanılamazsa nedeni AKP kadroları,
teşkilatı, tabanı veya seçmeni olmayacak. Çünkü onların büyük hedefi zaten
buydu. Mesele laik kesimin demokratik, özgürlükçü ve paylaşımcı yeni bir
dünyaya ne denli hazır olduğu…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.