Yrd. Doç. Dr. Cennet Uslu / Kırıkkale Üniversitesi, Kamu
Yönetimi
İlk olarak, liberal demokraside özgürlük, bireyin
özgürlüğü ve bireysel özgürlük olarak anlaşılır. Özgürlük, bireyin kendi
hayatını başkalarına zarar vermediği sürece dilediği gibi yönetmesine yetki
veren doğal hak tarafından garanti edilen bir serbestlik halidir… İkinci
olarak, liberal demokrasi anlayışında eşitlik en az özgürlük kadar önemli bir
kavramdır… Üçüncü olarak, liberal demokrasi anlayışında cumhuriyetçi geleneğin
aksine, sivil toplum (toplum) ve siyasi toplum (devlet) ayrımı yapılır… Dördüncü
olarak, cumhuriyetçi demokrasi geleneğinde “biz” ve “ortak çıkar” vurgusu
hakimken, liberal demokrasi anlayışında “farklılıklar” ve “çatışan
çıkarlar-değerler” vurgusu vardır… Beşinci olarak, cumhuriyetçi anlayıştan
farklı olarak, liberal anlayışında demokrasinin kendisi bir ideoloji veya özgür
ve erdemli yurttaşlara uygun düşen bir tür yaşam biçimi olarak görülmez… Altıncı
olarak, liberal demokrasi anlayışı cumhuriyetçi modelin aksine heterojen ve
kozmopolit toplumlara da, büyük nüfus ve toprağa sahip geniş ülkelere de,
zorlayıcı ve problemli coğrafyalara da, grift ve karmaşık sosyolojik yapılara
da gayet uygun düşebilecek bir demokrasi kavramlaştırmasıdır. Son olarak,
demokrasinin sadece cumhuriyetçi veya liberal uygulamalarının özgür ve tercih
edilir örnekler olarak ortaya çıktığını söyleyebiliriz. Sosyalizm veya
İslamcılık gibi çok daha katı, radikal ve kapsayıcı ideolojilerle donatılmış
demokrasi girişimlerinin özgürlükler bakımından birer felakete dönüştüğü
ortadadır.
***
Cumhuriyetçi ve liberal olmak üzere iki ana demokrasi
anlayışı vardır. Geçen haftaki yazıda cumhuriyetçi gelenekten kısaca bahsettik,
bu hafta da liberal geleneği anlatalım.
Liberal demokrasi anlayışının ortaya çıkışı antik döneme
kadar uzanan cumhuriyetçi gelenekle kıyaslandığında çok daha yenidir. Modern
dönemde ortaya çıkmış olan demokrasinin liberal yorumunun belli başlı
özelliklerine kısaca değinelim.
İlk olarak, liberal demokraside özgürlük, bireyin
özgürlüğü ve bireysel özgürlük olarak anlaşılır. Özgürlük, bireyin kendi
hayatını başkalarına zarar vermediği sürece dilediği gibi yönetmesine yetki
veren doğal hak tarafından garanti edilen bir serbestlik halidir. Bireyler bu
özgürlük hakkına toplum veya devlet tarafından tanındığı veya sağlandığı için
değil, kendiliğinden sahip kabul edilirler. Toplumdan ve devletten beklenen bu
özgürlüğü tanıması ve saygı duymasıdır.
Bu özgürlük anlayışı negatif karakterlidir. Bunun anlamı
bireylerin kendi bedenleri, emekleri, zihinleri, vicdanları ve hayatları
üzerinde sahip oldukları yönetme yetkisine dışardan bir müdahalenin yokluğunda
bireysel özgürlük gerçekleşmiş kabul edilir. Birey istediği ve dilediği şeyleri
-başkalarının haklarını ihlal etmeden- dış bir müdahale ile engellenmeden
yapabiliyorsa özgür kabul edilir.
İkinci olarak, liberal demokrasi anlayışında eşitlik en
az özgürlük kadar önemli bir kavramdır. Baskıcı veya geleneksel rejimlerde de
özgür kişiler vardır, ancak herkes o özgürlüklerden yaralanamaz. Liberal
demokrasinin farkı her bir kişiye bir diğerininkiyle eşit bir özgürlüğü garanti
etmesinden gelir.
Her bir kişi insan olmak bakımından ister doğuştan gelsin
ister sonradan edinilsin bütün farklılıklarına rağmen ahlaken ve hukuken eşit
bireyler olarak kabul edilirler. Hiç kimse diğeri karşısında herhangi bir
sebepten daha değerli veya üstün olarak kabul edilemez.
Aynı siyasi toplumun üyeleri olarak, hem sahip oldukları
doğal haklar bakımından, yani özgürlüğe eşit yetkili olmak bakımından, hem de
devletin hukuk sistemi kapsamında sahip oldukları hak ve yükümlülükler
bakımından, yanihukuk önünde eşitliğe yetkili olmak bakımından eşit kabul
edilirler.
Üçüncü olarak, liberal demokrasi anlayışında cumhuriyetçi
geleneğin aksine, sivil toplum (toplum) ve siyasi toplum (devlet) ayrımı
yapılır. Liberal demokrasi anlayışında sivil toplum bireylerin tek başlarına
veya birlikte kendilerini gerçekleştirdikleri bir alan olarak görülür. Devlet
karşısında sivil toplumun güçlü ve çoğulcu bir yapıda olması gerektiği
düşünülür. Genellikle sivil toplum özel alanı da kapsayacak şekilde ve devletin
dışında kalan ve devletin “baskıcı” müdahalesine kapalı bir hareket sahası
olarak anlaşılır.
Buna karşı devlet (gücü) sınırlandırılması ve sürekli
denetim altında tutulması gereken bir yapı olarak görülür. Liberal demokrasi
anlayışında devlet, bireylerin özgürlüklerini ve haklarını korumak için
oluşturulmuş, vatandaşlara bu doğrultuda güvenlik ve adalet hizmetleri sunması
gereken ortak bir teşkilat olarak düşünülür. Cumhuriyetçi demokrasi geleneğinin
aksine devlet hükümetlerden ayrı ve onların üstünde kendi başına bir gücü,
değeri ve işleyişi olan bir yapı olarak görülmez. Devlet belli hizmetleri
vermek için oluşturulmuş bir organizasyon iken, hükümetler de bu organizasyonu
yöneten ve işleten asıl iktidar gücü olarak kabul edilir.
Dördüncü olarak, cumhuriyetçi demokrasi geleneğinde “biz”
ve “ortak çıkar” vurgusu hakimken, liberal demokrasi anlayışında “farklılıklar”
ve “çatışan çıkarlar-değerler” vurgusu vardır. Toplum ortak bir siyasi ülkü
etrafında sımsıkı bir araya gelmiş homojen bir yapı olarak değil, etnik,
dilsel, dinsel, ideolojik, ahlaki, iyi hayat anlayışı, değerler sistemi, cinsiyet
vb. bakımdan çeşitlilik ve çoğulluk barındıran bir yapı olarak kabul edilir.
Cumhuriyetçi geleneğin aksine liberal gelenekte eşitlik
adına bu farklılıkların üstü örtülmeye ve çatışma yokmuş gibi davranılmaya
girişilmez. Bunun yerine farklılıklar ve bu farklılıkların yarattığı
çatışmaların nasıl yönetileceği konusuna odaklanılır. Demokratik kurum ve
mekanizmalar toplumda bulunan çoğulculuğun temsil edilebileceği ve birbirini
dengeleyebileceği birer araç olarak işlevselleştirilirler.
Dolayısıyla siyaset de erdemli bir edim veya mutlak ve
tek bir ortak iyiyi arayış süreci değil, çıkar ve değer çatışmalarının geçici
dengeler ve pazarlıklar yoluyla kısa dönemli çözüme kavuşturulduğu bir faaliyet
olarak kabul edilir. Kişiler kamusal alana farklılıklarını örten vatandaşlık
formasıyla (vatandaş olarak) değil, bilakis sahip oldukları tüm farklılıklarını
yanlarında taşıyan vatandaşlık haklarına da sahip bireyler olarak çıkarlar.
Bu yüzden cumhuriyetçi gelenekte olduğu gibi
farklılıkların sergilenmesi değil, gizlenmeye zorlanması hak ihlali olarak
görülür. İlkinde kamu okullarında dini sembollerin sergilenmesi yasaktır,
ikincisinde kullandıkları dini semboller sebebiyle öğrencilerin baskı veya
ayrımcılığa uğraması yasaktır.
Beşinci olarak, cumhuriyetçi anlayıştan farklı olarak,
liberal anlayışında demokrasinin kendisi bir ideoloji veya özgür ve erdemli
yurttaşlara uygun düşen bir tür yaşam biçimi olarak görülmez.Basitçe demokrasi
bir yönetim biçimidir. Çok sayıda insanın ortak kararları alabilmesi (aslında
bu kararlarda etki sahibi olabilmesi) için uygun olan çeşitli teknik ve
prosedürlerden oluşan bir yönetim biçimidir.
Ancak, otoriter yönetim biçimleriyle kıyaslandığında
demokrasinin ahlaki ve sosyolojik meşruiyet taşıdığı kabul edilir. Demokratik
yönetim bireylerin sahip olduğu kendi kendini yönetme yetkisinin bir uzantısı
olarak, kamusal kararların alınmasında yine bu kararlardan etkilenecek
kişilerin asıl ve gerçek yetkiye sahip olduğu fikri üzerine yükselir.
Dünyadaki demokrasi uygulamalarına bakıldığında
demokrasinin saf bir cumhuriyetçi versiyonunu veya saf bir liberal versiyonunu
görmüyoruz. Bunun yerine bir ülkede bir modelin baskın olduğunu ancak diğer
modelden de çeşitli etkiler ve izler taşıdığını görüyoruz.
Altıncı olarak, liberal demokrasi anlayışı cumhuriyetçi
modelin aksine heterojen ve kozmopolit toplumlara da, büyük nüfus ve toprağa
sahip geniş ülkelere de, zorlayıcı ve problemli coğrafyalara da, grift ve
karmaşık sosyolojik yapılara da gayet uygun düşebilecek bir demokrasi
kavramlaştırmasıdır.
Son olarak, demokrasinin sadece cumhuriyetçi veya liberal
uygulamalarının özgür ve tercih edilir örnekler olarak ortaya çıktığını
söyleyebiliriz. Sosyalizm veya İslamcılık gibi çok daha katı, radikal ve
kapsayıcı ideolojilerle donatılmış demokrasi girişimlerinin özgürlükler
bakımından birer felakete dönüştüğü ortadadır.
Eğer hala sağ/sol kavramlaştırmasını referans almayı
anlamlı buluyorsak, liberalizmi “light” bir sağ ideoloji, cumhuriyetçiliği de
“light” bir sol ideoloji olarak değerlendirebiliriz. Bir yönetim biçimi olarak
demokrasi bu iki esnek ideolojiye uyarlanmış iki alternatif modeli ile
karşımızda duruyor. Ben şahsen, pek haklı gerekçelerle, liberal demokrasi
kavramlaştırmasından yana tercihimi kullanıyorum.
Yeni Söz, 22.07.2015
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.