Pınar Öğünç
Kürt işçilerin tartaklanıp Atatürk büstü öptürüldüğü,
dükkânlarının, parti binalarının yakıldığı günlerde, 6-7 Eylül Pogromu’ndan
görülmemiş karelerin bulunduğu bir kitabın tanıtımı için Panayia İsodion Rum
Ortodoks Kilisesi’ndeydik. Dışarıdan “operasyon değil katliam” uğultuları
geliyordu… Patrik 1. Bartholomeos konuşmasında mühim bir şey söyledi o gün.
Toplumun bir kesiminin diğer kesimine nasıl bu kadar düşman olabildiğini,
halkın nasıl bu kadar kolay galeyana gelebildiğini anlamanın lüzumundan söz
etti. Hakikatle yüzleşebilmek için, benzerlerini engelleyebilmek için bunu
yapmak zorundayız, diyordu.
***
Çarşamba akşamı Beyoğlu Panayia İsodion Rum Ortodoks
Kilisesi’nin bahçesinde bulunanların çoğu Galatasaray’dan yürüyüp gelmişlerdi.
Türk bayraklarıyla toplanmış, az sonra Tünel’den dev bayrağı caddeye gererek
yürüyenlerin de ekleneceği kalabalığın arasından geçtiler. Zihinlerinde 60 yıl
evvel aynı caddedeki dükkânların yakılıp yıkıldığı, ganimet sırtlananların
koşturduğu siyah-beyaz fotoğraflar vardı belki.
Kürt işçilerin tartaklanıp Atatürk büstü öptürüldüğü,
dükkânlarının, parti binalarının yakıldığı günlerde, 6-7 Eylül Pogromu’ndan
görülmemiş karelerin bulunduğu bir kitabın tanıtımı için Panayia İsodion Rum
Ortodoks Kilisesi’ndeydik. Dışarıdan “operasyon değil katliam” uğultuları
geliyordu.
Açılan mezarlar
İstos Yayınları, dönemin Patriklik fotoğrafçısı Dimitrios
Kalumenos’un o iki günde zorlukla çektiği fotoğrafları albümleştirdi. Kalumenos,
zamanında “vatan haini” olarak sınırdışı edilmişti; fotoğrafların Türkiye’ye
girmesi yasaktı. Nikolas Manginas’ın katkılarıyla kitabı hazırlayan Serdar
Korucu da konuşmasında vurguladı: Aslen Rumlara yönelik, sıçrayarak Müslüman
olmayan tüm yurttaşlara yayılan saldırılardan konuşurken sıklıkla sığınılan bir
açıklama da “zengin azınlığa karşı yoksul Müslümanların isyanı”.
Kalumenos ise dükkânların ve evlerin dışında ibadet
yerlerine, mezarlıklara yapılan ağır saldırıyı belgelemiş kareleriyle. İkonaların
gözlerinin oyulduğu, mezarlıkların kazılıp kemiklerin ezildiği kesif bir nefret
bu.
Yüzleşebilmek için
Patrik 1. Bartholomeos konuşmasında mühim bir şey söyledi
o gün. Toplumun bir kesiminin diğer kesimine nasıl bu kadar düşman olabildiğini,
halkın nasıl bu kadar kolay galeyana gelebildiğini anlamanın lüzumundan söz
etti. Hakikatle yüzleşebilmek için, benzerlerini engelleyebilmek için bunu
yapmak zorundayız, diyordu.
“Helal olsun” sesleri
1955’te 12 yaşında olan Yani Vlastos herkesten başka
bakıyordu belki o fotoğraflara. Çengelköy’deki evleri taşlanırken ailece
bodruma gizlenmişler; unutamadığı “Helal olsun”, “Allahü Ekber” sesleri geliyor
dışarıdan. Evlerine çağıran Türk komşusu da tarihe geçmiş, aynı kadının
pardösüsünün cepleri taş dolu eve gelen oğlu da. Apoyevmatini Gazetesi’nin
sahibi Mihail Vasiliadis’in 16 yaşından hatırladığı kapıcı Mehmet Efendi gibi.
Kapıdaki işareti silerek Vasiliadis’in ailesini kurtaran ama sonra “tanımadığı”
Rumlara saldırmaya koşan Mehmet Efendi.
60 yılda değişenler
Birileri birilerinden nasıl bu kadar nefret edebiliyor?
“Talatlar, Enverler, Evrenler, Hrant Dink’i vuranlar Türkiye’yi benden çok
seviyor. Kadınları öldürüp ‘Çok seviyordum, öldürdüm’ diyen erkekler gibi.
Allah bizi çok sevdiğini söyleyip sevmenin ne olduğunu bilmeyenlerden korusun”
diyordu Vasiliadis. Vlastos da son günlerde yaşananlardan duyduğu endişeyi dile
getiriyordu: “60 yıl öncesinin şartlarıyla bugünkü aynı değil. Kırmayla
dökmeyle kalmaz, kan çıkar”. Çıkıyordu zaten. Çünkü yüzleşilmemiş bir dizi kırım,
katliam, linç tarihleriyle gelmiştik 2015’e de.


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.