Levent Gültekin
Birkaç yıl önce ABD’de bir mağaza yetkilisiyle sohbet
ederken “Nerelisiniz?” diye sordu. “Türkiye’denim” deyince “Gelin size bir
sarılayım. Memleketimi çok özledim” dedi. “Siz nerelisiniz?” dedim. “Ben ABD
doğumluyum fakat babam Diyarbakır’dan buraya göç etmiş” dedi ve sonunda da
Ermeni olduğunu söyledi. Hayatımda en çok etkilendiğim olaylardan biridir bu. Çünkü
hep şöyle düşünürüz: Bu ülkeyi en çok biz seviyoruz. Kimse bizim kadar sevmiyor…
Üzüntüde ve sevinçte ayrımcılık yapanlar, yani bir olay olduğunda kimliğine
bakanlar değil, sırf insan ve bu ülkenin evladı olduğu için üzülenler veya
sevinenler kazanacak. Çünkü en büyük ortak paydamız bu ülkenin evladı, bu
yurdun insanı olmak. Tek aradığımız, hayırlı evlatların sahneye çıkmaları,
mikrofonu ellerine alıp içimizdeki kötülere, “Yeter artık!” demeleri. Şimdilerde
hiçbir şey yapamıyorsanız bile etrafınızdaki demokrat ve liyakat sahibi
insanlarla bir ruh halkası oluşturun. Bu potansiyeli görmemiz, korumamız
gerekiyor.
***
Birkaç yıl önce ABD’de bir mağaza yetkilisiyle sohbet
ederken “Nerelisiniz?” diye sordu. “Türkiye’denim” deyince “Gelin size bir
sarılayım. Memleketimi çok özledim” dedi. “Siz nerelisiniz?” dedim. “Ben ABD
doğumluyum fakat babam Diyarbakır’dan buraya göç etmiş” dedi ve sonunda da
Ermeni olduğunu söyledi. Hayatımda en çok etkilendiğim olaylardan biridir bu. Çünkü
hep şöyle düşünürüz: Bu ülkeyi en çok biz seviyoruz. Kimse bizim kadar
sevmiyor.
Son zamanlarda yurtdışı seyahatlerimde bir şey dikkatimi
çekiyor: Türkiye’den göç etmiş, gittiği ülkede kariyer yapmış, kendisine hayat
kurmuş, çocuklarını iyi okullarda okutmuş, yani Türkiye’den hiçbir beklentisi
olmayan insanlar şöyle diyor: “Sabah kalkınca ilk olarak ya sosyal medyaya ya
da Türk TV’lerine bakıyoruz. Çünkü çok merak ediyoruz ülkemiz nereye gidiyor?
Ne olacak bu ülkenin hali?”
Bu insanların birçoğu Türkiye’ye dönmeyi bile düşünmüyor.
Çünkü düzenlerini oralarda kurmuşlar. Ama yine de merak etmekten, endişe
duymaktan kurtulamıyorlar.
Bir başka örnek: Uzun yıllar Kürt siyasi hareketinde
bulunmuş, hatta dört kardeşini dağda kaybetmiş bir okurumla konuşuyordum. Şöyle
dedi: “Irak Kürdistanı kurulduğunda oraya gittim. Kürdistan bayrağını görünce
çok mutlu oldum ve gururlandım. Fakat üç gün sonra şöyle demeye başladım: ‘Biz
burada yaşayamayız ki. Burası bizim ülkemiz değil ki. Biz Türkiye kültürüyle
yoğrulmuşuz. Türkiye’den kopamayız ki.’”
Alevi, Sünni, Kürt, Türk, Ermeni, solcu, Atatürkçü… Her
kesimden insanlar benzer bir duyguyu yaşıyor. Doğduğu, yaşadığı, aidiyet
hissettiği ülke hakkında endişe duyuyor. Türkiye’deki yıkımlara, ölümlere,
suçlara, kargaşaya üzülüyor. Türkiye’nin barış, özgürlük, bolluk ülkesi
olmasını diliyor, umut ediyor.
Tüm bunları niçin anlattım?
Ülkedeki çatışmalar, kavgalar, yoksulluk, ayrımcılık,
eğitim sisteminin berbat durumu, baskılar, dışlayıcı, ötekileştirici siyaset ve
daha birçok sorun hepimizin huzurunu kaçırıyor ve ağız tadını bozuyor.
Karamsarlığa düşüyoruz. Umudumuzu kaybediyoruz. Derin bir
endişeyle tüm olup biteni dizi film izler gibi izliyoruz.
Acaba yarın ne olacak? Acaba ülke nereye gidecek? Acaba
kötülük daha ne kadar baskın olmaya devam edecek? Acaba çocuğum eve sağ salim
dönecek mi? Acaba yarın karnımı doyuracak bir lokma ekmek bulabilecek miyim?
Bu gibi sorularla hayatımız kararıyor. Karamsarlığa
düşüyoruz. Çünkü sahnede elinde mikrofon olan, sesi en çok çıkan insanlar, her
kesimin en kötüleri.
El birliğiyle bu ülkeyi kötülerin elinden kurtarabiliriz
Bu ülkede her inançtan, her etnik kökenden, her
ideolojiden iyi insanlar da var. Hem de tahmin ettiğimizden çok fazla. Kıymet
görmese de işini iyi yapmaktan geri durmayan, kendi bulunduğu alanda
ayrımcılığı ortadan kaldıran milyonlar var bu ülkede. Beraber yaşamayı,
sorunları beraber çözmeyi, çoğulcu, özgürlükçü, demokrat, hukuktan yana ve
barışçı, aynı zamanda başarılı olmayı yani liyakati en önemli değer kabul eden
insanlar var ve onlar çoğunlukta.
İşte her kesimin erdemli, çalışkan, namuslu, dürüst, inanç,
mezhep veya etnik köken gibi ideolojik kimlikleri öne almayan, bu ülkenin
vatandaşı olma ortak paydasını yeterli gören insanların sesini yükseltmesi,
“Ben de varım!” demesi gerek.
Şöyle düşünün: Büyük bir deprem oldu ve ağır bir enkazın
altındayız. Bir kişi meydana çıktı ve şöyle seslendi: “Ben buradayım. Var mı
başka sağ kalan? Sağ kalanlar toparlanalım ve bir şeyler yapalım. Herkes
elinden geleni yapsın ve bu ülkeyi yeniden inşa edelim!” Kim bu çağrıyı yapan
kişinin etnik kimliğine, inancına, ideolojisine bakar ki?
Yapabiliriz. El birliğiyle bu ülkeyi kötülerin elinden
kurtarabiliriz.
Yaşadığımız bunca felaket, bunca huzursuzluk, bunca
sıkıntı, hatta tahribattan sonra tek amacı bu ülkeye huzur getirmek olan
insanlar olarak çoğulcu, eşit, özgür ve yaşanabilir bir ülke yapabiliriz.
“Nasıl?” dediğinizi duyar gibiyim.
Siyasetçi değilim. Size, “Haydi, el verin beraber
yapalım” diyecek durumda da değilim. Ama aramızdaki temiz insanları görünce
umudum artıyor ve “Hep beraber bu ülkeyi düzeltebiliriz” diyorum.
İnanıyorum, çünkü dünya değer üretenlerin kazandığı bir
istikamette yol alıyor. Umutluyum, çünkü etnik ve inanca dayalı birliktelikler,
kimlikler giderek değerini yitiriyor ve insanlık ortak paydası genişliyor.
İnanıyorum, çünkü insan, doğası gereği özgürlüğe, onura, mutluluğa yöneliyor.
O fotoğrafta insanı görenler kazanacak
İçimizdeki bu fanatikler, kavgacılar, kendi gibi olandan
başka kimseye değer vermeyenler dünyayı tersine çeviremeyeceklerine göre… Bu
insanların kötülükle, ayrımcılıkla, kavgayla, çatışmayla alacakları yol
olmadığına göre..
Nobel ödülü alan ve ABD’de yaşayan Türkiye kökenli çok
kıymetli Aziz Sancar’ın Kürt mü, Arap mı, yoksa Türk mü olduğuyla ilgilenip
mutluluğu, gururu burada arayanlar değil, kimliğine bakmadan sadece o başarıdan
gurur duyanlar kazanacak.
Geçtiğimiz hafta bir cesedin, polis aracının arkasına
bağlanıp yerlerde sürüklenmesi, esasında hepimizin onuruna, insanlığına,
vicdanına yapılmış bir saldırıydı. O ceset Kürt de olsa, Türk de olsa, Müslüman
da olsa Ermeni de olsa sonuçta insan. O cesedin kimliğine bakarak üzülen
veyahut tepkisiz kalan insanlığını yitirmişler değil, o fotoğrafta ‘insan’ı
görenler kazanacak.
‘Yeter artık’
Üzüntüde ve sevinçte ayrımcılık yapanlar, yani bir olay
olduğunda kimliğine bakanlar değil, sırf insan ve bu ülkenin evladı olduğu için
üzülenler veya sevinenler kazanacak. Çünkü en büyük ortak paydamız bu ülkenin
evladı, bu yurdun insanı olmak. Tek aradığımız, hayırlı evlatların sahneye
çıkmaları, mikrofonu ellerine alıp içimizdeki kötülere, “Yeter artık!”
demeleri.
Şimdilerde hiçbir şey yapamıyorsanız bile etrafınızdaki
demokrat ve liyakat sahibi insanlarla bir ruh halkası oluşturun. Bu potansiyeli
görmemiz, korumamız gerekiyor.
Zira, Türkiye için iyi, doğru ve güzel işler yapılacaksa,
ancak bu temiz kalmayı başarmış, ayrımcılıktan, şiddetten, suçtan kendini uzak
tutmuş insanlar eliyle yapılacak.
LEVENT GÜLTEKİN
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.