Mehmet Fatih Öztarsu*
Son haftalarda Dağlık Karabağ'da artan çatışmalar ve
yaşanan sivil ölümleri, Azerbaycan ve Ermenistan anlaşmazlığında yeni bir kriz
doğurdu. Temas hattında yaşanan gerilimde, Erivan, Bakü'yü insan
haklarını ihlal etmek ve sivilleri hedef olarak seçmekle suçladı. “Dondurulmuş çatışma” olarak literatürdeki yerini koruyan
Karabağ'da yirmi bir yıllık ateşkese rağmen devam eden büyük sınır gerilimleri
şimdiye kadar bir savaşa sebebiyet vermedi. Bunda, iç ve dış siyasi dengelerin
rolü büyüktür. Ancak bu gibi krizler siyasilerce propaganda aracı olarak
kullanılabiliyor. Yaşanan son gerilimde ise Ermenistan'ın içeride ve dışarıda
bunu ustaca kullandığını görüyoruz.
Öncelikle sınırda ilk defa sivil ölümü yaşanıyormuş gibi
dünyaya Azerbaycan'ı agresif bir devlet olarak gösterme çabasına giriliyor.
Hatta daha da ileri giderek “terörist devlet” tanımlaması bile yapılıyor.
Şimdiye dek hiçbir zaman sınırda yaşanan ölümler hakkında net bilgiler sunmayan
Ermenistan yetkililerinin zaman zaman onlarca Azerbaycan askerinin tek seferde
yok edildiği gibi gerçek olmayan açıklamalarla halkın güvenini kazanma yolu
seçtiği de biliniyor. Yaz aylarından beri ise özellikle elektrik
protestolarından sonra, Ermeni yetkililer Karabağ'da her an savaş çıkacakmış
gibi halkı tedirginliğe sürüklüyor ve bu yönde hazırlıklara girişiyor.
‘Asker millet' vurgusu
Ermenistan 3-6 Eylül tarihleri arasında gerçekleştirdiği
Shant-2015 askeri tatbikatlarıyla, halkın ve devlet kurumlarının muhtemel bir
savaş halinde neler yapması gerektiğini pratiğe döktü. Çok geniş bir yelpazeye
hitap eden tatbikatlarda müzelerde korunan eserlerin olağanüstü durumlarda
nerelere saklanacağı dahi uygulamalı olarak gerçekleştirildi. Günlük yaşamda
“asker millet” teması işlenirken, siyasi muhalefetin yönetimle ilgili eleştirileri
de bu sayede görmezden gelindi. Tatbikatın kesinlikle Azerbaycan'la ilgili
olmadığı, bölgesel bir savaşta Ermenistan'ın hazırlık seviyesinin ölçüldüğü
defalarca ifade edildi. Bu tatbikattan bir hafta sonra 65 bin askerle farklı
bir tatbikat yapan Azerbaycan ise söylemlerinde daha açık davranarak, muhtemel
bir savaşta Karabağ'a yönelik bir askeri harekâtın ne şekilde olacağını pratiğe
döktü. Bu süreci takiben temas hattında yaşanan çatışmalarla Karabağ yeniden
dünya gündemine oturdu. Ancak Ermenistan'ın bu defa hem Batı'da hem de Rusya
nezdinde yaptığı propaganda çalışmaları öncekilere nazaran daha etkili
görünüyor.
Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan'ın Birleşmiş
Milletler Genel Kurulu'nda Azerbaycan'ı sert biçimde eleştirdiği ve insan
haklarına saygısızlıkla suçladığı konuşmasından sonra ABD nezdinde Azerbaycan'ı
agresif ülke olarak tanıtma faaliyetleri devam etti. Sonrasında Kolektif
Güvenlik Anlaşması Örgütü'ne şikâyetlerini ileten Sarkisyan'a medya desteği de
ilginçti.
Son çatışmalarda Azerbaycan'ın Türkiye silahlarını
kullandığı ve Türk yetkililerin Bakü'ye gelerek Azerbaycan'ı Karabağ konusunda
kışkırttığı yönünde haberler yazıldı. Hatta Azerbaycan'ın Nahçıvan üzerinden
Ermenistan'ı da tehdit ettiği belirtilerek tüm Ermenilerin büyük bir tehdit
karşısında bulunduğu algısı oluşturuldu. Tüm bunlar iç siyasete dönük
girişimler olarak değerlendirilebilir. Nitekim bu görüşü destekleyen bir başka
duyuru da Ermenistan Yezidiler Birliği'nden geldi. Ermenistan'ı sonuna kadar
destekleyeceğini söyleyen ve Azerbaycan'ı IŞİD'e benzeten birlik, gönüllü
olarak Karabağ'da savaşma taahhüdünde bulundu.
Sanal gündem olarak Karabağ
Şunu söylemek gerekir ki, Karabağ ile ilgili artık
sıradanlaşan fakat ihtiyaç halinde gündeme getirilen çatışmalar sürekli olarak
Serj Sarkisyan ve ona bağlı menfaat gruplarının işine yaramaktadır. Ermenistan
ordusundaki suiistimal ve intihar sebebiyle yaşanan asker ölümlerinin üzerini
örten ve asker ailelerinin itirazlarına kulak tıkayan yönetim, temas hattıyla
ilgili gerçeklerin de ortaya çıkmaması için büyük çaba sarf etmektedir. Zaten
şu anda Ermenistan'da devam eden anayasa tartışmaları ve her gün ortaya çıkan
yeni yolsuzluk konularıyla bunalan yönetimin böyle bir krize her zamankinden
fazla ihtiyacı bulunuyordu.
2018'de görev süresi dolacak olan Sarkisyan'ın ülkenin
refahı için yapılması gerektiğini belirttiği anayasa düzenlemesiyle neleri
hedeflediği bilinmiyor. Kimine göre Sarkisyan'ın iktidar grubunu koruma altına
alacak bir girişim, kimine göre ülkeye çağ atlatacak bir girişim olarak
görülüyor. Ancak meselenin muğlaklığı kadar savunanlar ve karşı çıkanlar
bağlamında olayı ele alırsak, Ermenistan'da anayasa yoluyla herhangi bir
değişimin sağlanması zordur. Bu açıdan, muhalefetin sert fakat mantıklı
eleştirileri önem kazanıyor.
Taraf olanlar ve karşı olanların meydana getirdiği siyasi
gerilim ise doğal olarak sarsılmaz oligarşiyi sorgulanır hale getiriyor.
Muhalif medya organları yönetimin yolsuzluklarını teker teker ortaya
çıkarırken, Ermenistan Elektrik Ağı şirketinin Rusya'daki Ermeni işadamı Samvel
Karapetyan'a, Güney Kıbrıs'a kayıtlı şirketi üzerinden satışının yapılması da
yine bu kriz dönemine rastlıyor. Bunlara ek olarak yönetime karşı düzenlenen
protesto yürüyüşleri de bu kriz sebebiyle “vatan elden gidiyor” ikazlarıyla durduruluyor.
Görünen o ki, 2018 yılına kadar Karabağ'da siyasilerin
suiistimalleri doğrultusunda yeni ölümler yaşanacak ve bu bölgesel sorun sadece
iktidarını sağlamlaştırmak isteyen kişilerin oyuncağı olarak kalmaya devam
edecektir. Bölgede çıkabilecek muhtemel bir savaş dahi bu siyasilerin
menfaatlerini koruyan bir koz haline getirilecektir.
*Strategic Outlook Uzmanı
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.