Bu makalede Levon Gevorgyan Ermeni soykırımın yüzüncü
yılı anmalarının sadece «konserler,
sergiler ve Ermenistan’a hatırı sayılır bir turist akınından » ibaret kalmasını
eleştiriyor. Türkiye mahkemeleri nezdinde ve uluslararası hukuk alanında
girişimler konusunda ataletin neden tehlikeli olduğunu anlatıyor. Wilson
hükümlerini dile getirmenin tamamen etkisiz çünkü gerçekdışı ve uluslararası
hukuk açısından temelsiz olduğunu aktarıyor. Ermenistan’ın Ermeni soykırımı
taleplerine dair tüm dünyadaki Ermenileri temsil hakkını sorguluyor.
Ermenilerin Ermenistan tarafından sunulan yollara alternatifler arayabileceğini
belirtiyor.
Yoğun ve hiç durmayan karşıt Türk karşıtı söyleme ve hem
Ermenistan Cumhuriyeti hem de Ermeni Diasporası içinde eşit oranda yaygın Türkiye
Cumhuriyeti’nin Ermeni Soykırımı'nın tanınması talebine rağmen Ermeni
Soykırımı'nın yüzüncü yılı Ermenistan ve Ermenilerin, Türk devletine karşı
sunması gereken uluslararası hukuk ve siyaset temelli iddialara dair ortak bir
tutumun eksikliğini gözler önüne sermiştir.
Anma konserleri, sergiler ve Ermenistan Cumhuriyeti'ne
kayda değer bir turist akışıyla gerçekleşen yıldönümü etkinliklerinin dışında
gerçekten hiçbir somut değer ortaya konamamıştır.
Ermeni Diasporasının şimdiye kadarki girişimlerinin (en azından
çoğunun) doruk noktası, Amerika Birleşik Devletleri Başkanının 24 Nisan
konuşmasında soykırımın S’sinden söz etmeyip, bunun yerine “büyük felaket”
şeklinde bir ifade kullanmasını kınamak olmuştur. Ermenistan Cumhuriyetinin en
etkili girişimi ise, Türkiye Cumhuriyeti'nin Ermeni Soykırımını tanımadığını
dünyaya bir kez daha hatırlatmakla sınırlı kalmıştır.
Sonuç olarak, Ermeni Soykırımının yüzüncü yıldönümü,
amaçlarına ve bu tarihe atfedilen önemine rağmen herhangi bir 24 Nisan’dan çok
farklı olmamıştır. Yine de, bunun yerine, bu yüzyıllık eylemsizlik boyunca ne
yapılmalı ya da yapılmalıydı konusunu tartışmak, riskleri ve olumsuz
sonuçlarıyla eylemsizliği idrak etmek ve geçmişin hatalarına rağmen şimdi ne
yapılabilir diye sormak önemlidir.
Wilson hükümleri : gereksiz bir argüman
Toprak talebi, son yıllarda Ermenistan’da özellikle de
Ermeni Diasporası içinde hızla çoğalan, 22 Kasım 1920 tarihli Woodrow Wilson
tahkim kararının (bundan sonra “Wilson Hükmü” olarak geçecektir) uygulanmasına
dayalı bir iddiadır. Talebin en aktif
savunucularından biri olan eski büyükelçi Ara Papyan, kurucusu olduğu sivil
toplum kuruluşu Modus Vivendi aracılığıyla, Ermenistan Cumhuriyetinin
Uluslararası Adalet Divanı gibi uluslararası bir yargı kurumuna Türkiye
Cumhuriyeti aleyhine başvurusunda bulunma fikrini teşvik etmekte aktif bir rol
üstlenmiştir. Batı Ermenistan topraklarını kazanma fikriyle birlikte
Karadeniz'e doğrudan erişim (sözü edilen Wilson Hükmü uyarınca öne sürülen)
talebi şüphesiz kendini Ermeni olarak tanımlayan herkese hitap etmiş, büyük
rağbet görmüştür. Yine de asıl soru, bu iddianın uluslararası hukuk açısından
ne kadar gerçekçi ve esaslı olduğu ve hakikaten yaptırımı olup olmayacağıdır.
Gerekli tahkim kararı Amerika Birleşik Devletleri Başkanı
tarafından 1920 Sevr Antlaşmasının 89. Maddesi uyarınca verilmiştir:
“Türkiye ve
Ermenistan diğer Yüksek Akit Tarafları gibi, Amerika Birleşik Devletleri
Başkanının Erzurum, Trabzon, Van ve Bitlis vilayetleriyle ilgili Türkiye ile
Ermenistan arasındaki sınır sorununun çözümlenmesine dair tahkim kararını ve
bununla birlikte başkanın Ermenistan’ın deniz ulaşımı ve sözü geçen sınırlara
bitişik Türk topraklarının herhangi bir bölümünün askerden arındırılmasını şart
koşabileceğini kabul eder.”
Ancak Sevr Antlaşması hiçbir suretle tasdik edilmemiştir.
Ara Papyan, Woodrow Wilson tahkim kararının Sevr Antlaşmasının etkinliğinden
bağımsız olarak, başlı başına resmi ve farklı bir geçerliğe sahip olduğunu
iddia etmektedir. Ara Papyan’a göre bu
geçerlik, uluslararası barışçıl çözüm için gerçekleştirilen 1899 ve 1907 Lahey
Sözleşmelerinde sırasıyla 46. Ve 71.
maddeler uyarınca hakem heyeti tarafından verilen tahkim kararının
“nihai” olması ve “sonrasından ortaya çıkacak herhangi bir tartışma konusuyla
biçimlendirilemez” olmasına dayanır.
Ne yazık ki bu görüş zorlamadır. Alt yapısı mantıklı olsa
da, uluslararası hukuk bir yana, herhangi bir hukuk altyapısı olmayan bir
insanın görüşü kadar “gerçek uluslararası hukukla” bağlantısızdır. Basitçe
ifade edersek, herhangi bir tahkim kararı ya da bir yargı yalnızca, söz konusu
uyuşmazlığın tarafları mahkeme veya yargıç kürsüsü tarafından yetki kazandığı
durumda geçerlidir. Lahey Sözleşmelerinin ilgili hükümleri, yetkilendirilmiş
bir mahkeme tarafından verilen kararın nihai olması gerektiği gerçeğini tanımak
dışında hiçbir şey yapamaz, bu tür mahkemeler söz konusu hükümler ve yargılar
temelsiz olsa bile zorlayıcı etkide bulunamaz.
Başkan Woodrow Wilson’ın bu hükmü Sevr Antlaşmasının 89.
Maddesine dayanıyor olmasına rağmen, anlaşma tasdiklenmediği için Wilson’a
herhangi bir yargı yetkisi verilemezdi.
Bu nedenle, bu temele dayanan görüşler, sahibine
memnuniyet ve popülerlik kazandırsa da, genel anlamda Ermenistan Cumhuriyeti ve
Ermeniler açısından bir fayda sağlamamıştır, sağlayamaz da.
Anlamsız olan bir gelişme de Ermenistan Cumhuriyeti
Cumhurbaşkanı’nın 29 Ocak 2015’teki Yüzüncü Yıl Deklarasyonunda aşağıda
belirtilen konuşmasında Sevr Antlaşmasını referans göstermiş olmasıdır:
“Ermeni Soykırımı Yüzüncü Yıl Etkinlikleri Koordinasyonu
Devlet Komisyonu, diasporadaki bölgesel komitelerine (diğerlerinin yanı sıra)
danışarak, 10 Ağustos 1920 tarihli Sevr Barış Antlaşmasıyla ve Amerikan Başkanı
Woodrow Wilson’ın 22 Kasım 1920 tarihli tahkim kararıyla Ermeni Soykırımı
sonuçlarının aşılmasındaki (ve diğerlerindeki) rolü ve önemini takdir ediyor.
Soykırıma maruz kalan Ermenistan ve Ermeni halkının haklarının iadesi, tarihsel
adaletin sağlanması, soykırımın dünya çapında tanınması ve soykırımın
sonuçlarının telafisi için uluslararası mücadelesine devam etmek ve bunu sonuca
kavuşturmak, tüm Ermeni cemaatinin bireysel, toplumsal hakları ve meşru
çıkarlarını geri kazanmak amacıyla bir hareket noktası olarak yasal talepleri
içeren bir dava açmak için bağlılığını vurguluyor.[1]”
Ermenistan Dışişleri Bakan Yardımcısı Shavarsh
Kocharyan’ın bu beyanı, kamu kurumlarının büyük çoğunluğu ve Ermeni toplumunun
önde gelen temsilcileriyle ortak çalışmasının bir ürünü olarak yalnızca
vatansever bir söylem ve olumlu niyetlerin bileşimi olarak görüldü.
Konuşma Sevr Antlaşması ve Woodrow Wilson Tahkim
Kararıyla ilgili anlamsız bir referans içermesine rağmen tarihte ilk defa,
Türkiye Cumhuriyeti ile olan anlaşmazlıklar ve uyuşmazlıkların çözümü amacıyla
uluslararası hukuka müracaat için dolambaçsız ve açık bir beyan içeriyordu. Ve
ne yazık, zaman gösterdi ki, bunlar yüzeysel tehditlerdi.
Serge Sarkisyan tarafından yok edilen umut
Serj Sarkisyan bundan sadece üç ay sonra, 24 Nisan
2015’te Hürriyet Gazetesine verdiği röportajda, Ermenistan Cumhuriyeti’nin
Türkiye’den herhangi bir toprak talebi olup olmadığı yönündeki soruyu şöyle
yanıtladı:
“Ermenistan Cumhuriyeti bağımsızlığımızın ilanından bu
yana ne Türkiye’ye ne de başka bir ülkeye toprak talebinde bulunmamıştır. Bu
konu, ülkemizin dış politika gündeminde hiç olmamıştır ve bugün de yoktur. Bu
kesin bir duruştur. Biz, uluslararası cemiyetin tam yetkili ve sorumlu bir
üyesiyiz. Birleşmiş Milletlerin bir üyesi olarak uluslararası meselelerdeki
rolümüzün farkındayız, uluslararası hukukun esaslarına riayet ediyoruz ve
batıdaki komşumuzla aynı beklentiye sahibiz.[2]”
Cumhurbaşkanının 27 Nisan 2015’te Rus gazeteci Vladimir
Pozner’e verdiği röportajda da neredeyse aynı ifadeler yinelendi. Pozner, daha
önceki ifadesine ilaveten Sarkisyan’a yüzüncü yıl anma törenlerinin
“hatırlıyorum ve talep ediyorum” sloganının manasını sordu. Sarkisyan’ın “biz
yalnızca soykırımın tanınmasını talep ediyoruz” yanıtı, Ermenistan Cumhuriyetinin
nihayet tüm dünyadaki Ermenilerin isteklerinin arkasında durabileceği ve
uluslararası cemiyetin makul bir parçası gibi hareket edebileceğine dair tüm
umutları yerle bir etti.
İlaveten, bu birkaç cümle mevcut Ermeni hükümetinin,
Ermenilerin çıkarlarının uluslararası alanda temsili konusundaki acizliğini de
gösterdi. Cumhurbaşkanı Sarkisyan’ın dava açmayı reddeden karmaşık üslubu,
Ermenistan’ın uluslararası topluluğun sorumlu bir üyesi olduğu ifadesiyle
mazeret gösteren bir beyana dönüştü. Ayrıca bu durum, Cumhurbaşkanının
(konuşmalarını yazanlarla, danışmanlarıyla vs. birlikte ) devletlerarası
davalara katılmayı küçültücü bulduğu ve uluslararası cemiyetin gerçek bir
üyesine yakışır bir durum olarak görmediği izlenimini de yarattı.
Dahası, bu ifadeler, Cumhurbaşkanı Sarkisyan ve
yönetimine uzlaşma konusundaki apaçık yetersizliklerinin yüküyle gelecek
nesillerin nezdinde muazzam bir tarihsel sorumluluk kattı. Yüksek rütbeli kamu
görevlilerinin taleplerin varlığını kendi taraflarınca reddetme ya da diğer
devletlerin haklarını tanıma türünden ifadelerinin, sonrasındaki dava
başvurularında uluslararası mahkemeler tarafından ikinci grubun lehinde
yorumlanması gibi sayısız örnek vardır.
Eritre/Etiyopya Sınır Komisyonu tarafından, Daimi
Hakemlik Mahkemesi[3] himayesinde Eritre Devleti ve Federal Demokratik Etiyopya
Cumhuriyeti arasındaki sınırın belirlenmesi, Uluslararası Adalet Divanı
kararıyla Preah Vihear Tapınağı[4] çevresindeki arazinin Kamboçya’ya verilmesi
ve Kamerun ile Nijerya arasındaki[5] kara ve deniz sınırlarının belirlenmesi
kararları buna örnek gösterilebilir.
Evvelce yapılan bir işin veya verilen bir ifadenin sonradan ileri
sürülen bir iddiayı savunmaya engel olması prensibinin uluslararası bir
mahkemece güçlü bir şekilde tanımlanması, "kendi tutarsızlığından
menfaat"[6] durumunu engeller. Ve Ermenistan Cumhuriyeti
tutarsızlaştırılır.
Bunlar uluslararası hukukun esaslarıdır. Elbette
Cumhurbaşkanı Sarkisyan’dan ya da diğer devlet başkanlarından uluslararası
hukuk düzeninin tüm inceliklerini bilmesi beklenmez, ama bu Cumhurbaşkanlığı
aygıtlarının (danışmanları, konuşma yazarları, vs.) ve Dışişleri Bakanlığının
konusudur. Bu etmenlerin hesaba
katılmasındaki başarısızlık ve büyük etkiler yaratabilecek ifadeler, gelecek
nesillerin Türkiye Cumhuriyeti’nden karşı uluslararası mahkemeler nezdinde
talepte bulunmalarını engelleyerek kolayca alınamayacak tarihsel bir
mesuliyetin altında bırakır. Bu konuyu bilgi eksikliği ya da profesyonel
danışmanların yetersizliği sebebiyle idrak edememiş olmak, durumu
hafifletmeyecektir.
Ancak, bu yeni bir şey değil, yapılan birçok hatadan
sadece biri. Türkiye'nin kapalı sınırlar meselesini gündeme getirmesi ve denize
erişimi bloke etme hatası, hem Türkiye’den hem de Azerbaycan’dan yöneltilen
Ermeni kültürel mirasının yıkımı, Ermeni karşıtı propagandalar ve nefret
söyleminden (ki bu 1969, Irksal ayrımcılığın Ortadan Kaldırılması
Sözleşmesi'nin bariz ihlâlidir) şikâyetçi olmama hatası, Azerbaycan tarafından
çok kereler uygulanan ateşkes ihlallerine karşı harekete geçmeme hatası ve
davanın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde kaybı, Ermenistan
Cumhuriyeti’nin Dağlık-Karabağ[7] üzerindeki yargı yetkisinin tanınması ve
böylece diğerinin kendi kaderini tayin çabaları ve devlet olma talepleri mevcut
Ermeni yönetiminin uluslararası "başarılarından" bazılarıdır.
Tabii bu durum, ülke yönetimin uluslararası hukuka bağlı
herhangi bir gündemi olup olmadığı sorusunu akla getiriyor. Burada daha önemli
bir nokta var, dünyadaki tüm Ermenilerin Ermenistan Cumhuriyeti'ne Ermeni
Soykırımı davasını temsil hakkını vermek için güvenmesi ya da farklı bir yol
seçip Ermeni Soykırımının yüzüncü yılına adanmış konferans ve konserler
düzenlemek ile soykırım kelimesi için siyasi müzakerelerde bulunmak yerine,
tarihsel adalet için Türk mahkemeleri ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne mülkiyet
ve bilgi hakkına dair başvurmak gibi yasal eylemlerde bulunmak için yollar
aramasının gerekip gerekmediğidir. Zaman uçup gidiyor ve eğer bu şansı
kaçırırsak eylemsizliğin yükü hepimizin omuzlarında olacaktır.
[1] Deklarasyonun tam metnine şu bağlantıdan
ulaşılabilir:
http://www.president.am/en/press-release/item/2015/01/29/President-Serzh-Sargsyan-visit-Tsitsernakaberd-Genocide/
[2] Röportajın tam metnine şu bağlantıdan ulaşılabilir:
http://www.hurriyetdailynews.com/armenia-ready-for-normalization-of-ties-president-sargsyan-says.aspx?pageID=238&nID=81490&NewsCatID=510
[3] Eritre Devleti ve Federal Demokratik Etiyopya
Cumhuriyeti arasındaki sınırın belirlenmesi [2002] 130 ILR 1, 36.
[4] Kamboçya ve Tayland arasında. 1962 ICJ 6, 32.
[5] Kamerun ve Nijerya arasında kara ve deniz sınırları kararları, Ön
itirazlar, 1998 ICJ 275, 57.
[6]The M/V “Saiga” (No. 2) (Saint Vincent and the
Grenadines v. Guinea), [1999] 120 ILR 143, ¶37.
[7] Ermenistan karşısında Chiragov ve diğerleri, Başvuru
no. 13216/05, Yüce Yargı Senatosu 16 Haziran 2015.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.