Suriye’de yaşayan Asuri Süryani halkı iç savaşın başından
bu yana çok sayıda saldırılara maruz kalmış ve büyük bir göç akımı doğmuştur.
Bu araştırmamızın amacı spesifik olarak 23 Şubat 2015 tarihinde Habur suyu
kıyısındaki Asuri Süryani köylerimize IŞİD tarafından yapılan saldırıları, bu
çete tarafından rehin alınan insanlarımızın durumunu, Habur Savunma Güçleri’nin
yetkililerine yönelik suikast olayını araştırmaktır. Ayrıca genel anlamda da
Kürt savunma güçleri ile kendi savunma güçlerimiz arasındaki ilişkilerin, olası
sorunların tespiti keza Kanton modelinin pratikteki uygulama durumunun
araştırılması da amaçlarımız arasında yer almaktadır.
Sorunlar objektif olarak tespit edilmedikçe gerçekçi
çözümler de üretilemez. Bu nedenle araştırmamız objektif bir anlayışla; yerinde
ve her kesimin görüş ve beyanları dinlenerek yapılmıştır. Elde ettiğimiz bilgi
ve bulgular doğrultusunda dasorunların çözümüne dair önerilermize de raporda
yervermeyi uygun bulduk.
Dileriz; Asuri Süryanilerden oluşan üç kişilik bir heyet
olarak Mayıs 2015 ayında yaptığımız Suriye ziyaretinden sonra hazırladığımız bu
rapor sorunların tespit ve çözümüne katkı sağlar.
Araştırma Heyeti:
Sawa Oşanna
Ide Simon Poli
Erkan Metin
Heyet İletişim Bilgileri: GSM: +90 535 033 53 79
maksa.der@gmail.com
av.erkanmetin@gmail.com
Beyanlar
Bu kısımda Suriye’de yaptığımız ziyarette görüştüğümüz
kişi ve kurum temsilcilerinin beyanları yer almaktadır. Beyanlar esasında
söyleşi tarzında sorduğumuz sorular üzerine verilen cevaplardır:
FADİ BEHNAM (Derik, Sutoro (MFS) Yetkilisi):
Biz, başlangıçta diğer Sootoro ile ortak hareket ettik.
Ama onlar Suriye Devleti ile birlikte hareket etmeyi seçti. Bu yüzden biz
onlardan ayrıldık ve Sutoro (MFS)’yu kurduk. Biz, Cizire Kantonu fikrine
inanıyoruz. Kürt halkına da güvenmek istiyoruz. Sayın Ocalan’ın perspektifi
gayet güzel. Sayımız gün geçtikçe artıyor. Bizim gençlerimiz bize katılıyor.
(Kaç güvenlik görevliniz var diye sorduğumuzda) Kaç askerimiz oldugunu
söyleyemeyiz. Belgemizde herhangi bir şikayet konusu olay oldugunda yani
güvenlik güçlerine dair şikayetler oldugunda Kantonun mahkemeleri var bunlar
konuyu ele alır.
ŞEMUN BEHNAM, ABDULAHAD ABDE (Derik, ADO Yetkilileri)
Derik’te savaş öncesi Ortodoks mezhebine baglı 1200’den
fazla aile vardı. Şu anda 700 ailemiz var. Göç bizi perişan etti. Göçün genel
olarak nedeni güvenlik endişeleri ve ekonomik sıkıntılar. Bize göre bütün bu
Hıristiyan geçlerinin arkasında Siyonist bir proje var. Derik’te aslında
güvenlik sorunu yok ama belirsizlikler ve kaygılar nedeniyle halk tereddüt
içerisinde. Gelecege dönük soru işaretleri halkımızın aklını meşgul etmektedir.
Şu an için ekonomimiz fena degil. Genel olarak kurumlarımızda da sorun yok.
Geçtiğimiz günlerde kilisede Sayfo anması yaptık.
Önceleri ADO çalışmalarımızı gizli yürütüyorduk. Çünkü
yasaktı.
ADO ile bütün Kürt kurumlarının arası iyidir. Ancak ADO
olarak mevcut Kanton yönetiminin içinde degiliz. Çünkü onlarla olmayan eşit
degildir. Buna ragmen aramızda bir sorun yoktur.
En büyük sorunumuz, sık sık gençlerimizin
tutuklanmasıdır. Bu adeta bir tacizdir. Bu nedenle gençlerimiz de bölgeyi terk
edip kaçıyor. Biz ADO olarak kurulduğumuz andan beri silahlı bir örgüt degiliz.
Gençlerimiz, niye silah taşımıyorsunuz niye bizimle birlikte davranmıyorsunuz
diye tutukluyorlar. Bunu YPG yapıyor, Sutoro (MFS) degil. Biz, Sutoro (MFS)’nun
varlıgına karşı degiliz. Diger örgütlerimiz de iyidir ama biz ana örgütüz.
Sutoro (MFS) ile de ne iyiyiz ne de kötü. Aynı zamanda Asuri Süryani birligine
de karşı degiliz.
Gençlerimizin askerlik konusunda taciz edilmesi yaklaşık
bir yıldan beri sürüyor. 20-25 civarında tutuklanan gençlerimiz oldu. YPG,
gençlerimize ya bize ya da Sutoro (MFS)’ya katılacaksın diyor. Bu yüzden
gençlerimiz de mecburen Sutoro (MFS)’ya katılıyor. 40-50 kişi bu şekilde Sutoro
(MFS)’ya katıldı. Asayish (YPG) (YPG) ve Sutoro (MFS) fiilen 18-30 yaş arası
gençlerimize zorunlu askerlik kuralını uyguluyorlar. Buna göre 18-30 yaş
arasında tüm gençler askerlik durumunu gösteren bir belge taşımak zorundadır.
Derik’te bu durum fiilen yaşanıyor. Bölgede gerçekte herhangi bir yargı
mekanizması yok. Ama göstermelik mahkemede halkımızdan bir iki kişi var.
Esasında bu konuda her şeyi YPG belirliyor.
Biz, halkımızın hakları konusunda bölgesel düşünceleri
dogru bulmuyoruz. Bölgesel hak kazanımları (Kanton kastediliyor) ileride her
zaman geri alınabilir ve bu nedenle guvence vermiyor bize.
Açıkçası Kirtlere guvenimiz yoktur. Kurtlerin kendi
aralarındaki ayrılıklar ve çatışmalar da bizi etkiliyor. Derik’te yaşanan Papaz
olayında her iki tarafın da suçu vardır. Papaz gelirken silahlı insanlarla
beraber geldi. Bu da otomatikman YPG’de gerginliğe sebebiyet verdi. Ama bu
olayda sorulacak en buyuk soru şudur: Papaz, yanındaki silahlı Sootoro guçleri
ile buraya kadar gelene dek pek çok kontrol noktasından geçti. Bunları hiç
kimse neden durdurmadı da neden Derik’in içine gelince müdahale ettiler?
RAYED GEORGİS (Derik, Oto Tamircisi)
İç savaş başladıktan sonra Kurtler buraya hazırlıklı
geldiler. Bizler ise hazırlıksızdık. Suriye Devleti, Derik’ten bir sene önce
ayrıldı. Ama halkımız hala devlet geri gelecek gibi duşunuyor. Mevcut durumu
geçici bir durum gibi goruyorlar. Aslında Devlete olan bağlılıklarının nedeni
Kurtlere duyulan güvensizliktir. 1915 Soykırımı yani Sayfo’dan bu yana bu
güvensizlik suruyor.
Maalesef halkımız kurutuluşu göç etmekte buldu. Ancak
bence şu anda bir baskı yoktur ve göç edilmemelidir. Derik’te ekonomik sıkıntı
aslında yok ama bizimkiler çalışmıyor. Yoksa iş var aslında. Bu sureçte
karşımıza bir problem daha çıktı: Gençlerimiz artık yuksek tahsil yapamıyor.
Yeni sistem, gençleri örgutlemek istiyor. Her gencin 6 ay askeri egitim görmesi
mecburidir. Kendi yaşadıgı kentte bu egitimi alır ve maaş da verilir. Askere
verilen maaş 20-22 Suriye lirasıdır. Egitim için ya YPG’ye ya da Sutoro
(MFS)’ya gidilebiliyor. Aslında biz gençlerimiz kendi kurumlarımızda egitim
alsın diye Asuri Suryani Askeri Meclisi’ni (MFS) kurduk. Askere gitmeyenlere
ceza verilmiyor ama göruldugu yerde alınıp askeri egitim için birligine teslim
ediliyor. Bizim sistemimizde kızlar askerlige tabii tutulmuyor.
Kanton’da herhangi bir vergi sistemi yoktur, biz vergi
vermiyoruz. Sadece mahsul zamanları “kampanya” adı verilen bizim kuruluşların
topladıgı bir sistem vardır.
Derik’te gerçekleşen Papaz olayına gelince; Bence o Papaz
devlet tarafından gönderildi. Huzursuzluk oluşsun diye gönderildi. Papaz
sisteme baglıdır. Derik’te herhangi bir işi de yoktu. Niye gönderdiler?
Kiminle geldi diye baktıgımızda, diger Sootoro, Derik’ten
Faruk vs. ile beraber geldi. Yani bu Rejime baglı adamlarla birlikte geldi. 4
Araba ve 16 adamla beraber geldi. Guvenlik noktaları neden durdurmadı derseniz,
noktalardan geçerken nöbet tutanlar Papazı gördukleri için saygıdan dolayı
selam verip geçmesine izin verdiler. Ayrıca kim olduklarını anlamadılar. Yani
diger Sootoro oldugunu da anlamadılar. Zira guvenlik noktalarındaki nöbetçiler
zayıftır.
Papaz Derik’e geldikten sonra hemen kız kardeşine gitmiş.
Asayish(YPG) (YPG) İstihbaratı durumu ögrenince gelip onları gözaltına almış.
Papaza sen özgursun diyorlar ama Papaz hayır beni de dikerleriyle beraber
gözaltına alacaksınız diyor. Eger bu Papaz Patrik tarafından gönderildiyse burada
Yönetim Meclisi var, onların niye haberi olmuyor bu gelişinden. Papaz ve
yanındakiler yakalanınca meclisten yetkili kişiler yanlarına gitti. Bizim
buradaki Sutoro (MFS)’ya haber verdiler ve meseleyi bizim
Sutoro (MFS) çozdu. Yapılan araştırmada Papazın kimseye
haber vermediği tespit edildi. Papaza soruyorlar, o diyor ki; Beni gönderen
haber vermiş, diyor. Ama haber veren kimse yok.
ZÜHEYR……. (Derik, Habur Saldırısından Kaçan Köylülerden)
Til Kefşi koyUnden Derik’e gelmiş, sığınmış. Kendisine
telefon eden akrabalarının uyarısı Üzerine koyUnU terkedip kaçmış. Cince
Kamışlı’ya sonra da Derik’e gelip yerleşmiş. Ayrılırken bomba seslerinden yer
sarsılıyormuş. Habur suyu çok yükseldiği için karşı yakadaki köylere
giremediler. Bizim koy de karşı yakadaydı. 23 Şubat saat 4 sıralarında silah ve
bomba seslerini duymuş.
MICHEL ISHAK (Derik, Habur Savunma Birlikleri’nden)
Habur savunmalarında yer alıyorum. Daha once IŞID
uzaktaydı. Kuçuk çatışmalar vardı sadece. Gittikçe güçlendiler ve daha fazla
hucum etmeye başladılar. Geniş bir alanda hücuma başladılar.
İŞİD, Til Hirmiz’e girdiginde kilisedeki haçı
indirmelerini istemiş. Sonra bizimkiler, YPG ve MFS haçı gene yerine koymuş,
bir daha gelmezler diye duşunmuşler.
İkinci gelişlerinde onlardan 11 kişiyi Asuri Suryani Askeri
Meclisi yakalamış ve bunları YPG’ye teslim etmiş. Ayrıca çatışmada İŞİD’ten 2
kişiyi de oldurmuşler. Bu olaydan bir hafta sonra İŞİD hucuma başladı. Ben
normalde Til Hirmiz’de nöbetçiydim. Nobetim bitip başka koye giderken haberim
oldu.
Til Şamiran, Til Hirmiz ve Til Nasır koyundeki butun
insanları İŞİD rehin alıp göturdu. 23 Şubat günü sabah 4 sıralarında.
Arap aşiretleri de İŞİD’e destek verdi. Özellikle Hamdani
aşireti.
Habur Savunma Birlikleri’nin sorumluluk alanı Habur
köyleriydi. Egitimi YPG veriyordu bize. Yaklaşık 100 kişilik bir köy devriyemiz
var. Durum düzelirse köylerimize dönmek isteriz.
YAKUP HANNA (Derik, Eğitimci)
Devlet iyidir. Devletin herkese eşit bir sistemi vardır.
Kurtler ile ilişkilerimiz de iyidir. Gozarto, Suriye’nin bir parçasıdır. Her ne
kadar otonomi kurulmak isteniyorsa da Suriye’nin bir parçasıdır. Derik’te Asuri
Suryanice egitimi konularında çalışmalarımız suruyor. Bir Asuri Süryani Kültur
Merkezi’miz var. Ben burada çocuklara egitim veriyorum. Önemli bir dil egitim
merkezimiz var.
FARUK……… (Derik, Oto tamircisi)
Ben olayları tarafsız gozle ele alıp anlatmak isterim.
Burada Asayish (YPG) (YPG)’e hakkımda ihbarlar yapıldı. Bizi (3 kişi) uç gun
gozumuz baglı tuttular. Keza Papaz Gabriel olayında da Devletin tarafını
tutuyoruz gerekçesiyle bizi suçladılar. Gozumuz baglı bizi sorguladılar, kim
olduğumuzu biliyor musunuz dediler. Evet biliyoruz, dedim. Git beni herkese
sor, dedim. Bu olay hakkında PKK sonradan bir soruşturma açtı.
İkinci bir sorgulama olayı ise şöyle oldu: Nafiz isimli
Asayish (YPG)’ten bir yetkili vardı. Bizim bir şehidimiz vardı (Suriye
ordusunda şehit duşen) . Biz şehidimizin cenazesine sahip çıktık, Asuri Süryani
Kültür Cemiyeti olarak buyuk bir cenaze organize ettik. Asayish(YPG) beni
gozaltına aldı. Nafiz bana dedi ki; “Sizi yakarım burada, Doçka ile butun Asuri
Suryanileri yok ederim”, dedi. Ben de dedim ki “175 kişi dışarıda bekliyor.
Derik’i asıl biz yakarız”, dedim. Bunu Kandil’e de bildirdim ama bu konuda bir
soruşturma yapılmadı.
Ben her kesimden Kurt kuruluşlarına şunu soylemek
isterim: Odanın içinde butun konuşmalar guzel ama dışarı çıkınca tam tersidir.
Şu anda guvenlik kontrolu yapan tum kuruluşlar taraflıdır. 2 Asuri Suryani ile
2 Kurt arasında bir tartışma çıktıgında Kurtler hemen, “Butun Derik’i yakarız”
diyorlar, tehdit ediyorlar.
Derik Asuri Suryani Gençlik Sosyal Komitesi adında bir
komitemiz var. Kadın Erkek toplam 500 kişiydik. Hatta bir sene once festival
yapıyorduk. Şu an o 500 kişiden geriye 70-80 kişi kaldı. Bizim hiçbir zaman
silahımız yoktu. Devlet buradayken bana silah ve para teklif etmişti. Ancak ben
kabul etmedim. Çunku durum nereye gidecek bilmiyordum. Keza Araplardan da
benzer teklif geldi, kabul etmedim. Biz şu ana kadar da hiç silah taşımadık.
Eger biz silah almış olsaydık Devletten, YPG geldiğinde bizi katlederdi. İyi ki
almamışız. YPG gelince baktı ki, MFS var ve boştur, onu bünyesine aldı, para
verdi.
Biz şu an sosyal faaliyetlere devam ediyoruz. Biz silahlı
olmadıgımız için halk bie daha çok yaklaşıyor. Hatta bu yüzden Dawronoye (MFS)
bize karşı daha fazla anti-propaganda yapıyor.
DAİŞ, yavaş yavaş bolgeye yaklaşıyor. Baktık ki YPG’nin
uzerinde de ciddi bir tehdit ve baskı var, ben hemen 75 kişilik bir liste
yapıp, YPG’ye verdim. Derik’in guvenligi ile sınırlı olmak şartıyla bunları
verdim. İstemeyerek kabul ettiler. Cepheye vermyirozu şartıyla bunları
yolladım. Biz, Dawronoye ile birlikte hareket etmedigimiz için YPG rahatsız
oldu ve bize ne silah ne de yardım vermediler. 6 ay boyunca kendi
imkanlarımızla çadırlarda gorev yaptık. Tehlike geçince gençlerimizi geri
aldık. Bize teşekkur bile etmedi YPG. Bize bir kuruş dahi vermediler ama
Dawronoye’ye para ve silah yardımı yapıyorlar.
YPG, bizim örgutlenecegimizi ve kendilerinin kontrolünden
çıkacağımızı düşündu. Bizim 4 senede bolgeye verdiğimizi digerleri veremedi.
SARGON ABRAHAM (Kamışlı, Sootoro Yetkilisi )
İçsavaş başlayınca Dawronoye’lerle Sootoro olarak oturduk
ancak anlaşamadık. Zira Dawronoye’ler para olayı olunca yani muhafız başına
yardım geldigini gorunce biz kendi kendimiz kuralım, para alalım diye
düşündüler. Böylece kendi SUtooro’larını kurdular ve YPG’nin bünyesine
girdiler. Bizim de bir zaman sonra para sıkıntımız oldu, iki yolumuz vardı ya
muhaliflerle ya da devlet ile ilişki kuracaktık. Biz kendi içimizde bunu çok
tartıştık ve tercihimizi devletten yana yaptık. Biz, bu yolu seçince YPG bizi
eleştirmeye başladı. Şu anda dahi bizi her grin taciz ediyorlar. Mesela bugün
bir Kürt genci bizim mahalleye girip kızlarımıza sarkıntılık yaptı, bizim
çocuklar Kürt gencini dövmüş. Sonrasında YPG’liler gelip bize bir daha bir
Kürt’ü döverseniz sizi yerin dibine gömeriz dediler. Bu tacizler gittikçe artmaya
başladı.
MUHTAR…….. (Kamışlı, Til Tamer Nattoreh’lerinden (Til
Tamer Muhafızları))
Biz saldırıdan 3 sene önce bir meclis kurmuştuk: Til
Tamer Birliği olarak. Devlet gittikten sonra sadece Til Tamer’i korumak için
faaliyete devam ettik. Kürtler bayraklarını asmaya başlayınca Araplar arahatsız
olmaya başladı. Araya girdik. Araplar ve Kürtlerle beraber bir meclis kurduk.
Bir devlet gibi orayı yönetiyorduk. Köyler ne lazımsa o meclisten istiyorlardı.
O zaman YPG ismi yoktu. El Nusra Til Tamer’e kadar gelmişti. Bize dönuk olarak
şunu söyledi El Nusra :” Biz Kürtlerle savaşacağız, bize geçit imkanı verin”.
“Biz barış insanlarıyız, onlar da komşumuzdur, izin vermeyiz” dedik.
Kürtlerle Araplar hep çatışma halindeydi bu nedenle halk
meclisimiz feshedildi. Bunun uzerine biz kendi köylerimizi korumaya devam
ettik: Nattoreh Tel Tamer, olarak. Kürtler ise YPG oldu. Biz de savunma ve
asayiş için silahlandık. YPG, bize para ve silah yardımı teklif etti,
istemedik. Ozgur Suriye Ordusu keza benzer teklifte bulundu, istemedik. Hatta
Devlet de istedi kabul etmedik. Baskı doğar diye kendimizi bagımsız tuttuk. Bu
defa Kurtler Dawronoye’leri (MFS) bir aracı olarak kullandı. Bunlar, bazı
gençlerimizi de yanlarına almışlardı. Butun köylerimizi dolaşmışlardı ama 4-5
genç dışında hiçbir genç ismini yazdırmamıştı. Bunun uzerine Meclis Haras Habur
adını kullandılar ki genç bulabilsinler. Biz ittifak kurmadık. Gençleri,
parayla çekmeye çalıştılar.
Biz, MFS ile konuştuk, oyunlar çevirmeyin iki tarafta da
köylerimiz var; bizi rahat bırakın, tarafsız kalalım, dedik. Bunu Kurtlere de
anlattık. Bir cephe açarsanız zarar gören biz olacagız dedik.
2014 yazında YPG bütün kontrolu eline aldı. Bölgeye çok
yüklendiler. IŞID, Abdulaziz Daglarına 100 km kadar yaklaştı. IŞID, orada
Arapları örgiitlemişti. Oradaki Araplar önceleri Ozgur Suriye Ordusu ile
birlikteydiler, sonra El Nusra ile sonra da IŞID gelince onlarla ittifak
kurdular. Til Hirmiz’e iki günde bir gelip gidiyorlardı ama bir şey
yapmıyorlardı.
Sonra IŞİD’in tehdidiyle haç indirilmesi olayı oldu
sonra. MFS, YPG öbur tarafa geçip gelmişler. Sonra haçı yerine koyacagız
demişler. 2 gun sonra Til Hirmiz’de 2 IŞID’liyi ölduruyorlar. 23 Şubat sabaha
karşı 3 sıralarında Til Şamiran’dan Til Hirmiz’e aynı saatlerde giriyor IŞID.
16 köye birden. Til Şamiran’da YPG ve MFS geri çekildiler. Til Tamer’de savunma
hattı kurdular.
Bu saldırıda ihanet Araplar’dan kaynaklandı. IŞID’e
istihbarat ve bilgi sagladılar. İnsanlar hala IŞID’in elinde rehin durumdadır.
Bu zamana kadar sadece 22 kişiyi Mahkeme edip bırakmışlar. Muhtemelen onlar da
Arapların alışveriş vs. nedenlerle kendilerine yakın olanlarıdır.
Bugün Habur muhafızlarından MFS’ye geçen gençler butun bu
olayları anladılar, dönmek de istiyorlar ancak dönemiyorlar. Zira para vs.
aldılar.
DANIEL CAN (Haseke, Til Mesas Köyü’nden)
Savaştan cince köyümüzde 46 aile vardı savaştan sonra 24
aile kaldı, şu anda ise köyümüz boştur. Her grin çatışma sesleri geliyordu. 23
Şubat’ta köy boşaldı. IŞID ile aramızda Habur suyu vardı. Karşıdan görüyorduk.
Koyumuz Til Tamer’dan 6 km uzaklıktaydı. Keskin nişancılar ateş ediyordu. Motor
ile 100 km kadar üç kişi kaçtık. Köyde kendi bekçilerimiz vardı. MFS’den kimse
yoktu. Biz köyden kaçıp Kamışlı’ya sığındık.
IŞID henüz koyümüze girmedi ama koyümüz talan edildi.
Kürtler ve Dawronoye’ler tarafından talan edildi. Saldırılardan önce MFS, YPG
gelip propagandalar yapıyordu. Bizden bir tane genç Habur Meclisi’ne
katılmıştı. Bizim köyden toplam 6 kişi katıldı. Şamaşo Davut (David Gindo) bizim
köydendi.
MFS ve Habur Meclisi’nde 30 kişinin oldugu söyleniyordu.
Bölgede YPG ile birlikte hareket etmeyen kimseye adeta izin verilmiyor.
IŞİD’ten once tüm gruplar (ÖSO, El Nusra…gibi) bölgeye
gelip gidiyorlardı, “Asuriyiz” dediğimizde kimse dokunmuyordu.
MFS, gençlerimize propaganda yapıp duruyorlardı ancak
baskından sonra hiçbirini görmedik.
IŞID ise zaten buralardaydı. Ama bize dokunmuyordu. Cizye
vergisi alma vs. Uygulamaları yoktu.
Habur köylerinden göç eden bizlere şu yardım kuruluşları
yardım etti: Medeni Hıristiyan Cemiyeti, Asur Demokratik Partisi, Ana Vatan
Cemiyeti, Hıristiyan Yardım Cemiyeti. Biz Dawronoye’lerden herhangi bir yardım
gormedik. Bize evlerini açanlar, yardım eli uzatanlar bu saydığım
kuruluşlardır. Suroyo Tv (Dawronoye’lerin Yayın Kuruluşu) buraya geldi, sadece
bizi çekmeye geldi. Bizi de çekmelerine izin vermedik.
YUHANNA ABU MALİK (Haseke, ADO Yetkilisi)
IŞID güney yakada 2014 yılında 4-5 insanımızı kaçırmıştı.
Bunlardan birini öldürmüşlerdi. Digerleri ise IŞID ile yapılan müzakereler
sonucunda 1353 Dolar karşılısında 4 kişi serbest bırakıldı. Bir tanesi de bir
ay sonra bırakıldı.
IŞİD’in komitesi ve bizden de Ilyas Nasır karşılıklı
müzakere halindeydi. IŞID bizden cizye istiyordu ancak cizye miktarını henüz
belirlememişlerdi. Daha bu miktar belirtilmeden bu olay meydana geldi.
Bizim edindigimiz bilgiye göre haç indirildikten sonra
Nattoreh’ler, MFS ve YPG’den askerler Til Hirmiz’e kimse çagırmadıgı halde
gelmişler. Nattoreh’ler haçı yerine takmış. Ertesi gün havan toplarıyla IŞID
saldırmaya başladı. MFS’den Athro şehit düştü.
JAK YOUNAN (Haseke, Til Tamer Nattoreh’lerinden)
İç savaşın başlaması ile birlikte yerel güvenlikleri için
bir komite kurmuşlar. Devlet bölgeden çekildikten sonra YPG bölgeye geldi.
Araplar, Kürtler ve Asuri Süryaniler bir meclis kurar. 11 kişilik temsiliyet
ile… Araplar ve Kürtler aralarında anlaşamaz. Bu meclisten Araplar çekilir.
Halkımız taraf olmamaya özellikle dikkat etmiş. 2013’un
5. Ayında Kürtler Araplarla çatışma çıkmış. Çatışmalar büyüyor. Halkımız
arabuluculuk yapıyor. Hatta bu esnada taraflar çatışırken bir Asuri Suryani
şehit ediliyor. Bu donemde Asuri Suryani halkı Kürtlere ve Araplara insani
lojistik imkanları sağlıyor.
Kürtler güçlendikten sonra Habur’un bir tarafının
korunması Kürtlere diger tarafı Araplara geçti. Asuri Suryanilerin diger taraf
ile diyalogları zorlaşmış.
YPG Til Şamiran Köyu’ne yerleşmiş ama oradaki
insanlarımız gitmelerini istiyordu. YPG ile gelişen ilişkilerde Til Temir
geçişi (hududu) Asuri Suryanilere bırakılıyor. Ancak bir şart koşuluyor:
Arapların geçilmemesi. Bu noktada Araplar ile ilişkiler de geriliyor. İŞİD
oncesinde meseleler genellikle çıkar meseleleri. İŞİD suyun diger tarafında idi
bizim köylerimize girmiyorlardı. Bir senedir sorun yoktu. Bir çocuk Habur nehri
kenarında şehit düşürülmüştü ancak kimin yaptıgı belli degildi.
Til Hirmiz’deki İŞİD tehdidinden sonra YPG, MFS ve Habur
Nattoreh’leri ile birlikte gitmişler Til Temri birligi birkaç gun sonra
çekilmiş. MFS’den ise 6-7 kişi orada kalmış. Her gün taciz atışları oluyormuş.
6 Asuri Suryani kaçırılmış. Baskın günü Habur suyu çogalmış birden bire. Su
yükselmese karşı taraftan insanlarımız yardıma gelebiliyordu.
İŞİD halkımızı YPG ile bir görmüyordu. İnsanlarımızı
yakalayıp sık sık YPG’li misin diye soruyorlardı. Ancak İŞİD her halukarda
bölgeye girecekti. Kürtlerin varlıgı sadece kıvılcım oldu.
DERMO ODE (Haseke, Til Hirmiz Köyünden kaçanlardan)
Savaş başladıgından beri koyde muhafızlık sistemi
kurmuştuk. Köyün asayişi için gönüllü muhafızlık yapıyorduk.
Gece 2,5 sıralarında İŞİD 200 kişi ile Til Hirmiz’e
saldırmış. Köyun etrafını kuşatmış. Köyde MFS, YPG ve Habur Nattoreh’lerinden
birkaç kişi yer alıyormuş. İŞİD girince MFS ve YPG bir saat çatışma yapmışlar
YPG geri çekilmiş. MFS 3-4 kişi köy içinde savaşmış ve geri kalanlar YPG ile
beraber geri çekilmiş. MFS’den 3 kişi köy muhafızlarından 2 kişi de öldürülmüş.
Baskın günü Habur’da su yokken baskın günü Türkiye
tarafından su bırakılmıştı. Geçiş imkanı kalmamıştı. Bu nedenle Kmtlerden
yardım gelmesin diye bu yapılmış olabilir. Baskın esnasında keskin nişancı
atışları da yapılmış. Savunan kişiler geri çeklince köylülerin hepsini
götürmüşler. 12 köy muhafızından 2’si öldürülmüş 10 tanesi kaçırılmış. Bir kişi
de saklanarak kurtulmuş.
15 İŞİD militanı gelmişti koye. Tipleri Endonez ya da
Kazak tiplerine benziyordu. Arapçaları hemen hemen yoktu. Kilisenin haçını
indirmemizi istediler. Bir daha takarsanız öldürürüz sizi. Ayrıca çan da
çalmayacaksınız, köydeki bütün haç işaretlerini kaldıracaksınız, mezarların
özerindeki haçları da yıkacaksınız, dediler.
4 gün sonra Nattoreh’ler ve MFS’ler geldi. Haçı taktılar.
Sonradan YPG geldi. 5-6 gerillaydı. Çanınızı çalın, biz sizi koruyacağız
dediler. Sonrasında IŞID havan toplarıyla taciz etmeye başladı. Nattorehlerden
ve MFS’den 5-6 kişi köyde nöbet tutmaya başladı.
DAVOUD …. (Kamışlı, ADO Yetkilisi)
Herşey biz degiliz, başka partiler de var veya
kurulabilir. Önemli olan halkın çıkarı için mücadele etmektir. Parçalanmış
bütün halkımızın yükünü taşıyabilecek tek bir parti imkan dışıdır. Bü yüzden
herkes kendi yerelliğinden orgütlenmelidir. Diger orgütlere nasıl katkıda
bülünacabiliriz biz bünü düşünüyorüz. Mesela Bagdat Konferansı’nı biz
önermiştik Zawaa’ya.
Biz, nerede olursa olsun genel anlamda bir ulusal
kongreye gitmemiz gerektiğini savunuyoruz.
Süriye’de bizim önerimizle halkımızın tüm partilerinden
ulusal meclis kurma girişimlerimiz oldu.
Ulusal meclis için iki defa girişimde bülündük ama
olmadı. Gaba ile Dawronoye’ler arasında isim tartışması oldu, aslında bü bir
bahaneydi.
Savaşın başında biz, ADÖ ve Assyrian Universal Alliance
(Iran) olarak biz adım atmıştık. Sorünlarımızı dile getirmek istedik o da boşa
çıktı.
Partilerimiz, orgütlerimizin toplanıp halkımızın birşey
elde etmesi için; ortak bir hedef için biraraya gelmesini hep savünüyorüz.
Mesela, 2-3 sene evvel 1 Nisan Akitü Bayramını bürada
kütlamak için tüm partileri biraraya getirdik, güzel de oldü ama bünü
parçalamaya çalıştı hemen birileri…
Mesela, Sayfo için de birlikte hareket etmek için
ügraştık. Mesela kilise daha evvel hareket etseydi bizimle belki şimdi
kazanımlarımız olmüştü.
Bizim için iki nokta çok onemli, bünlardan taviz
vermeyiz:
1- Ulüsçülük
2- Vatansallık
Tüm isimleriyle yerli halk olarak ele alınmalıyız. Yani
anavatanda yerli halk olarak tanımlanıp hak ve hükükümüzün verilmesini talep
ediyorüz.
Bü, yalnızca Anayasal degil aynı zamanda pratikte de
üygülanmalıdır.
Nerede olürsa olsün halkımız devamlı taciz edildiğinden
dolayı goçe zorlanıyor. Özellikle IŞID gibi “karanlık” güçler büna tamamen çaba
gösteriyor.
Avrupa ülkeleri bazı kararlar alıyorlar, göç kapılarını
açıyorlar. Ama bu durum tam olarak bizim aleyhimize neticeler doğuruyor.
Avrupalılardan isteğimiz kapılarını açmamalarıdır.
Bu vatan, adil, demokratik, eşit bir duzene kavuşmadıkça
halkların mutlu olacağına inanmıyoruz.
Bundan dolayıdır ki; biz muhalefette yer aldık, çunku bu
muhalefet de bu taleplerde bulunuyordu, biz de bunda yeraldık.
Bu taleplerimizin paralel bir şekilde Türkiye’de de
uygulanmasını istiyoruz.
Suriye Rejimi, muhalefeti bastırabileceğini d^ş^nd^ ve
eskisi gibi devam edebilirim dedi.
Ozğur Suriye Ordusu kuruldu ve Rejim toprak kaybetmeye
başladı, baktılar ki aslında zayıf bir Rejimmiş.
Mesela Cenevre 1 ve 2 toplantılarında Rejim zayıflığını
kabul etmiş oldu, muhalefet ile aynı masaya oturdu. Ancak butun bunlara rağmen
Rejim kendi siyasetini ısrarla surdurmeye devam ediyor. Basit reformlarla
ğeçiştirmek istediler ancak başaramadılar.
Azınlıklar, rejimi ayakta tutmaya başladı. Muhalefetin
siyasi taleplerini bir din kavğasına d^n^şt^rd^ Rejim. Bu konuda da bir ara
başarı ğosterdi.
Rejimin zayıflaması ile birlikte, Rejim bazı bolğeleri
bazılarına teslim etti. Mesela PYD ile çalışma ittifakı yaptı. Aralarındaki
anlaşmayı şimdiye kadar hiçkimse çizebilmiş değil. Kamışlı’daki durum ğibi..
(Soru uzerine) YPG, OSO ile ğeleceği duşunerek ittifak
kurabilir (Kanton modeli vs. ğibi) ama Suriye-Kürt (YPG) ittifakına ğelince o
konuya ğirmek istemiyorum.
Bir değişim olursa Rejim sonrası butun Suriye’ye çozum
ğelmezse, biz bunu da kabul etmeyiz.
Zira once silahlı çatışma başladı sonra tum dunyadan
eller buraya ğirdi.
Biz elbette ki kendimizi surekli tahlil ediyoruz.
Attığımız adımlara inanıyoruz ve o yuzden çizğimizi de değiştirmiyoruz.
Çizğimizin değişim ğetireceğine inanıyoruz.
Mesela Kurtler aynı ğoruşte değil. Değişime daha once
inanmayan Kurtler, muhaliflere katıldı. Onlar da inanıyor ki; Suriye ğenelinde
değişim olmazsa onlar da faydalanamayacak.
Askeri hareket ile siyasi hareket ayrıdır. Bizce askeri
hareket tarzı değil siyasi hareket kazanacaktır. Değişim ğeldiği zaman onların
durumu da Kurtlerin durumu da değişecektir. Mesela Kurt Vatan Meclisi (12
partiden oluşuyor)…
Biz silahlı değil, siyasi mücadeleyi savunuyoruz.
Habur konusunda ise Habur hassas bir noktadır. Bir yanda
Kurtler diğer yanda IŞID ote yanda Rejim…Rejim, bolğeye karışmadı bile. Sadece
izliyor. Oysa iki senedir IŞID var orada.
Halkımız çıkmaza ğirmiş. IŞİD’e karşı çıkamazlar. Onlarla
beraber de olamazlar. Bir yanda Rejim var, bir yanda Kurtler. Halkımız butun bu
şartlar altında basitçe kendini savunmayı d^ş^nd^.
Şimdi halkımız bu durumdayken kimsenin tahmin
edemeyeceği, bilemeyeceği bir sebeptir saldırının başlama sebebi. IŞID mi sebep
oldu, Kurtler mi, Rejim mi?
Ancak Kobane’den sonra IŞlD Habur’da kendini göstermek
istedi. Rejim de buna göz yumdu.
SULEIMAN YOUSSEF (Kamışlı, Yazar)
YPG Habur’da gençlerimizi yanlarında çatışmaya zorluyor.
KUrtler aslında kendi çıkarları için savaşıyor ancak Asuri Suryani savaşçılar
özerinden kendilerini daha farklı gosteriyor.
MFS esasında bu olaylar özerinden para toplamak için
hareket ediyor.
Herkes Suriye rejiminin yıkılacağını umuyordu ancak
yıkılmadı. Bu koşullar altında ADO da özeleştiri yapmalı, duruma gore yeni
analizler yapmalıdır. Tim partilerimizin vicdanen halkımızın çıkarlarını esas
alması gerekir.
Habur’a geri doniş konusunda umudumuz yoktur.
KAMIŞLI SÜRYANİ ORTODOKS KİLİSE MECLİSİ (Kamışlı)
Kamışlı’ya gelen giden her maldan YPG vergi alıyor.
Petrol deposu YPG’nin tekelinde. Benzin mazot dağıtımında duruma gore eşit
olmayan ve keyfi davranışlar sergileniyor. YPG ayrıca ticarethanelerden guvenlik
vergisi adı altında düzenli vergi alıyor. Ayrıca bolgedeki Rejim güçleri de
vergi almaya devam ediyor. Halkımız iki tarafa da vergi vermek zorunda
bırakılıyor. Bu durumun da etkisiyle halkımız gittikçe ekonomik olarak
zayıflıyor.
Sosyal yapının muhafazası için onemli bir rolu olan
nitelikli mesleklerle ilgili olarak da sorunlar yaşanıyor. Kurtler doktorlar,
avukatlar, eczacılar ve mühendisler gibi beyaz yaka mesleklerini orgutliyor,
bunları kendi bünyesinde tutuyor. Ornegin bir Kurt bireyinin Asuri Suryani
doktora gitmesi bir şekilde engelleniyor. Dolayısıyla beyaz yaka meslek
sahiplerinin de azalan iş nedeniyle goç ettirilmesi sonucu doguyor.
Asuri Suryani okullarına YPG’liler tarafından zaman zaman
baskınlar yapılıyor. Kiirtçenin ogretilmesi için baskı kuruyorlar ancak sivil
halkın direnişi ve bolgede rejimin de varlıgının sermesi nedeniyle bunlar henuz
tahrik aşamasında kalıyor. Genel olarak eleştirilen şeylerin başında; Kurtlerin
provokatif davrandıkları ve halkımızı kışkırttıkları eleştirisi. Zorla askere
alma konusunda gençlere biiyiik baskı yapılıyor. Gençlerin çogu bu yüzden
bolgeden goç ediyor.
MFS aracılığı ile Kurtler mahallere komun sistemini yani
kolektif ihtiyaç giderme sistemini kurmaya çalışmışlarsa da sivil halk bunu
kabul etmemiş, kendi kolektif sistemimizi kendimiz kurarız demişlerdir. Zaten
kilisenin yardım gelenegi 1936’lara dayanıyor ve bu nedenle nispeten başarılı
ve adil bir yardımlaşma faaliyeti surduruluyor.
Kurtler ile Rejim arasında bir anlaşmanın oldugu
aşikardır. Devlet unsurları bu nedenle oradaki halkımız açısından nispeten bir
giiç dengesi yaratıyor.
Kamışlı’daki 30.000 hıristiyan halkın yarısı savaş
sonrasında goç etmek zorunda kaldı.
DOĞU ASUR KİLİSESİ HASEKE METROPOLİTİ (HASEKE)
İki sene evvel IŞİD bazı köylere gitmiş ama büyük bir
sıkıntı doğmamıştı. Halkımız cizye veriyordu. Haçın kiliseden indirilmesini
istediler, halkımız onu da yaptı, sorun çıkmasın diye. Sonradan YPG ve MFS’nin
girişiyle her şey altüst oldu. İnsanlarımız kaçırıldı rehin tutuldu. Tam
rakamla 211 kişi esir durumdadır. Bunlara bir şey yapılmaması için çok dikkatli
davranıyoruz. Çok hassas bir durumdur.
YPG ve MFS girmeseydi zaten bu durum olmayacaktı. Habur
gençlerini de kandırarak yanlarına aldılar ve beraber sozde koyleri
savunuyorlar. Habur’un bir kısmı YPG’nin elinde bir kısmı da IŞİD’in elindedir.
Bu kaçırılma olayı konusunda kimsenin meseleye girmemesini istiyoruz.
Habur meselesi suikast olayını da getirdi beraberinde.
İŞO GOWRİYE (Kamışlı, Suriye Süryani Birlik Partisi
Başkanı)
Bizim kurduğumuz yönetimden 14 ay kadar zaman geçti. Bu
sureç içerisinde çok zorluklardan geçtik. Yaptırımız anlaşmada uç halkın eşit
ve demokratik bir şekilde kendi kendini yonetmesi ve savunmasında anlaştık.
Biliyorsunuz bir-iki seneden beri IŞİD’in saldırılarına maruz kaldırımız için
bütün gücümüz ve duşuncemiz halkımızı savunmaktır. Bir çok eksiklerimiz
olmuştur. Ama bundan sonra diyoruz eksiklikleri gidermeye çalışacagız. Bu bolge
ambargolara maruz kalıyor. Halkımız ekonomik sıkıntılar içersindedir. Bunlar
dikkate alındılında zor bir sureç içerisindeyiz.
Ozgurluge ve demokrasiye inanan halklar, partiler,
ulkelerin bize yardım etmeleri gerekiyor. Bunlar yardım etmeseler bir çok
zorluklar yaşayacagız. Biz umutluyuz, umudumuz da halkımıza baglıdır. Halkımız
da yavaş yavaş bu sureci anlayabiliyor ve ozerklik yönetimine sahip çıkmaya
çalışıyor.
Yüzyıllardır bu halklar birarada yaşıyor ve iyi genler de
kotu genler de beraberce yaşadılar. Bizim duşuncemiz bu halklar, ortak ve
demokratik nasıl yurutulur. Ortadogu halkları boyle sistemlere alışık degil.
Kurt Hareketi 30-40 yıldır ideolojik bir duşunce ile ortaya çıktısında buradaki
Kurt tabanı degiştirmeye başladı ve degiştirdi. Kagıt uzerinde çok guzel,
demokrasi ustu bir anayasa kurmaya çalıştık beraberce. Ama uygulamaya çalıştığımız
zaman bu ideolojik bir meseledir. Onların ideolojileri ile bizim
ideolojilerimiz aynıdır aslında.Ama tabana indirgeme yaptırımız zaman orada
sorunlar çıkıyor. Bunun da sebebi yüzyıllardan beri bu halklar diktatörler ve
şovenist rejimlerin birarada yaşamayı bırakmamalarına baglıdır. Halkların
problemlerini beraberce çizmelerine izin vermediler. Buna daha fazla sureç
gerekir. Bu bize bu fikre inanan insanlara baglıdır, daha fazla çaba
göstermemiz gerekmektedir. Buradaki ideoloji ile İrak’taki ideoloji arasında
çok fark vardır. Barzani ile buradaki Kurtlerin ideolojisi arasında bayagı bir
farklılık vardır. Burada biz kendimizi Kmtlere daha fazla yakın hissediyoruz.
Halkımız yavaş yavaş bunu anlamaya başladı.
Dış politika konularına gelince, Ortadoguda bulunan
rejimlerin bu projeye ne kadar karşı oldugunu biliyoruz. Bu proje duşsun diye
her tur komplolor kurmaya çalışıyorlar. Bu bir süreçtir, biz özerimize duşeni
yapmak zorundadır. Bu halklar demokratik bir şekilde kardeşçe, bir şekilde
herkesin kendi kültürünü, tarihini ortaya koyması, ortak bir kültür ortak bir
gelecek kurmak için şimdiki bulunan sistem belki bir çok Avrupa ülkelerinde
bulunmayan bir sistemdir.
Halklara göre yönetim sistemi gerekiyor biz de bunu
Ortadoğu’da uygulamaya çalışıyoruz. Buna inanmasaydık buna ortak olmazdık.
Ortadogu halkları niye bu şekilde katliamlara maruz kaldıklarını, ekonomik güce
sahip olmadıklarını girmelidir. Eger halk bu ekonomiye ortak olursa, tüm
halklar buna ortak olsalar bu en güzel sistemdir.
Biz sırf Cezire Kantonuna degildir, tüm Suriye’ye hatta
tüm Ortadoguya yonelik düşünüyoruz. Bundan sonra barış içerisinde bu halklar
yaşayacaksa bu sistem en güzel sistemdir.
Biz bir savaş süreci içerisindeyiz. Bu bolge istesek de
istemesek de dışarıdan etkilenmelere açıktır. Ortadogu üzerinde yıllardan beri
süren ve şimdi de patlak veren büyük bir komplo oluyorsa bunun sebeplerini
aramak lazım. Buradaki ekonomi buradaki halklara yetmiyor mu? Yetiyor mesela
bugün Cezire Kantonu’ndaki ekonomi tüm ortadoguya dahi yetebilir. Tüm halklar
bu ideolojiye inandıktan sonra ve bütün bolgelere yayıldıgı zaman, gerçekten
buradaki halklar ve parlamento kendi kendini idare edebilecek. Buradaki savaş
ortamının birçok savaşa gore taktik meseleleri vardır. Bundan sonra eger çozüm
olursa buradaki halklar o bilince varıp kendi kendilerini yönetebilirler.
YPG doludur ama bir seneden beri Süryani Askeri Meclisi
ve Sutooro vardır, bunlar da hemen hemen bir seneden beri gerek cephede gerekse
içeride içgüvenligi ortak olarak saglamaya çalışıyorlar.
Hiç kimse şunu diyemez: Bütün halk bizimle beraberdir. O
zaman biz de Baas Rejimi gibi oluruz. Bizim düşüncemiz artık halkımız
tarafından benimseniyor. Çünkü yaptıgımız işlerle bunu anlayabiliriz. Obür
partilerimiz Yüzyıllardır bizim halkımız somürgecilerin kontrolü altındadır. Bu
kolay degildir. Bu halk da birçok zorluklara maruz kaldı. Halkımızın iradesi
zayıfladı, olaylara da düzgün bir şeiklde bakmıyoruz. Diger müesselerin de
(Parti, kurum vs.) sürece ihtiyaçları vardır. Halklar her zaman kullanılmaya çalışılıyor.
Halkımız da bugüne kadar belki dogru dürüst bir güç ve güven germedikleri için
o nedenle ayrı ayrı gorüş sahibidir. Gelecek için toparlanmış bir halk, gelecek
için stratejik bir harita çizileceğine inanıyorum.
Bu Kanton bütün partilere ve halkımıza açıktır. Kendisini
bu ideolojiyi benimseyen kesimler olursa her zaman bu kapı açıktır. Biz hiç bir
zaman iddia etmiyoruz biz bütün halkımızı temsil etmiyoruz. Gelecekte halkımız
kendi yolunu çizebilecek bir seviyeye gelecek.
Belki yonetimde fazla zorluklar çekmiyoruz ama tabana
indiginiz zaman bazı zorluklar çekilebilir. Bahsettiğim gibi YPG’deki de
MFS’deki de Sutooro’daki çalışanlarımız bu halkın evladıdırlar. Zaman geçtikçe
birbirlerini daha iyi anlayacaklardır. Gittikçe taban kaynaşır ve birleşir.
Derikte’ki Papaz olayı konusunda şunu söyleyebilirim:
Buradaki halklar her zaman komploya, kirli oyunlara maruz kalabiliyorlar.
Süryani din adamları her yerde saygı gorüyorlar. Bu rejimler her zaman halkları
kullanmaya çalışacaklar. O olayı bildigim kadarıyla anlatayım: Bu Papaz Derik’e
ilk once gittiğinde hiç kimse bir şey dememiş, kızkardeşini gormüş. Bir gece
kaldı ve geri dondü. Burdan Kamışlı’ya geri dondükten sonra rejime baglı
Sootoro ile birlikte bir plan yapıyorlar ve bu defa 10 kişi ile birlikte
gidiyorlar. Gidip oturmuyor orada bir evde, gidip kendi güçlerini orada mahalle
içerisinde dagıtıyor, sanki bir savaş hali varmış gibi. Asayish de gidip
sormuş, nedir, kimdir bunlar diye. Hatta bizim Sutooro’ya da sormuş. Bizimkiler
haberimiz yok diyorlar. Ondan sonra gidiyorlar bakıyorlar, sanki bir gösteri
yapmaya çalışıyorlar. Ne yapıyorsunuz burada, bu mahallede bir sorun yok, diye
soruyor bizimkiler. Sootoro’dakiler biz bir Papazı korumaya çalışıyoruz
diyorlar. O zaman siz gelin bakalım, Papazınız ne istiyor, ne yapmak
istiyorsunuz diye gotürmüşler bunları Asayish’e. Papaz hiçbir zaman ne sorguya
çekildi, ne gozaltına alındı, ne çağrıldı. Sadece rejime baglı Sootoro
elemanlarını çağırdılar Asayish’e. Papaz da onlarla beraber gidiyor. Gidip
diyorlar bizi tutukladılar, bunlar yalandır. Dışarıya yanlış bir şekilde
yansıtıldı bunlar. Halkımız da gerçekleri bilmedigi için bir tepkisi olmuş. Bu
bir komploydu Bu komplo bizim gençlerimizin işi degildi, bunu yapanlar bu
adamı, bu Papazı oraya gönderenlerdir.
Habur saldırısının sebeplerine gelince…Deniliyor ki
oradaki halkımız 3 seneden beri hiç bir problem yaşamamıştır. Peki oradaki
halkımız cizye’ye baglanmış mıydı, ballanmamış mıydı? IŞID gelip kendi
cizyesini alıp gidiyor muydu, gitmiyor muydu? Gidiyordu, bunlar gerçekti. IŞID
bunlar Müslümandır, bunlar Hıristiyandır, bunlar Kurttur, demez, umursamaz.
Kendi planlarını ve ideolojisini yaymak ister hukum kurmak ister. Sadad’daki
halkımıza yapılan saldırıyı anımsayalım. Orada da MFS mi vardı ya da YPG mi
vardı ki gelip saldırdılar. Ya da Maloula’da oradaydılar mı ve en son Musul’da…
Birbirimizi ayırmak için dış geçler her zaman boyle
fikirler yaratmak istiyor. Ozgurlugumuze kavuşmamıza engel olmak için her zaman
boyle fitne ve fesat şeyler kullanırlar. Kobane’ye saldırı oldugu zaman orada
MFS yoktu.
IŞİD’in duşuncesi koyleri almak için degildi. Musul
belgesinde buyuk bir kayba ugramışlardı burada bir manen de olsa bir şehri
almak istiyorlardı. Bu şehir Tel Tamer’dı. Oradaki geçler karşı koymasaydılar
Tel Tamer da elimizden gidebilirdi. Onun için halkımızın her zaman bahane
aramamalıdır. Elbirligi ile butun gucumuzle duşmana karşı savaşmalıyız. Bana
gelip ya cizye ver diyecek, ya beni zorla muslumanlaştıracak ya da
oldurecek…Demek ki bizim tek bir çaremiz var: O da karşı koymaktır. Onemli olan
duşmana karşı elbirligi ile savaşmaktır. Yok bu boyle olmasaydı şoyle olurdu
demek, bunlar boş şeylerdir. Tarihten de ders almamız gerekiyor. Her zaman biz
bir bahane aradık. Tek çare savaşmaktır, ozgurlugumuzu kazanmaktır. Yoksa
yaşayamayız Ortadoğu’da.
MFS ile birlikte çalışan Habur Meclisi var. Bizim
duşuncemiz her halk kendi ozgunlugu ile istedigi şekilde yapabilir. Ama
beraberce çalıaşabiliriz. Biz tek bir halkız, beraber çalışıyoruz. Bu isimleri
kullanmamız tarihten gelen isimlerdir, bunlar normaldir. Nattoreh’ler sadece
Tel Tamer’da vardı ve Asayish’in altında çalışıyorlardı.
Suikast konusunda MFS ile YPG ile birlikte ortak bir
soruşturma komisyonu oluşturuldu. Hala sonuçlar çıkmadı. Sonuç çıkmadıgı için
bu konuda fazla konuşmak istemiyorum. Sonucu ne olursa olsun bunun bir komplo
oldugunu bilmemiz gerekiyor. Bolgede hangi geçlerin buralarda parmagı olmadı
ki! Burada yaptıgımız ortak proje, ozerklik projesine bir darbeydi bir bakıma.
Halkların birbirine duşurulmesidir
Bu komplonun kimin yararına oldugu bellidir. 3-5 kişi
yakalandı. Ypg den olabilir sonuçta her şey belli olacak. Bu komplo dışardan
olabilir. Nerden olursa olsun kamuoyuna çıkmalıdır.
David Gindo, kantonun ortak yönetiminde yardımcıydı. Onun
(olumunden sonra) yerine Afram geçti.
Bizim diger Sootoro ile bir alışverişimiz yoktur. Halkın
savunması için bir Sutoro (MFS) kurduk.
Siyasi bir görüşü olmadığı için ayrı görüşler çıkıyor ve
bölünme oluyor. Sootoro bize karşı çalışmıyor zaten, çok dar çalışıyor ve bize
karşı bir şey yapamaz. Aslında bizim ideolojimiz genele mahsustur ve başka
kimseden emir almıyoruz. Onların ise herhangi bir ideolojileri yoktur ve
başkalarından emir alıyorlar.
EDMON GEBRİYEL (Haseke, Petrol Mühendisi)
Not: Edmon devamlı olarak Davut ve İlyas ile irtibatlı
idi. Davut ve İlyas, suikast olayından hemen önce aralarında geçen toplantı
kararlarını Edmon’a iletmişler.
230 kişi esir duştukten sonra Habur Birlikleri MFS ile
dayanışma meclisi kurma kararı aldı. Daha sonra biz savaşmayacagız deyip geri
çekildiler. MFS bunlara karşı çıktı ve birkaç sefer toplantı yaptılar. Sonuç
olarak Şamasa Davut ve Elyas Nasır liderligindeki dayanışma meclisi, biz şimdi
savaşmayacagız ta ki rehineleri bırakılana kadar, dediler.
YPG ve MFS her ikisini ihanetle suçladı ve onları ikna
edemeyince her ikisini barolarından alıp ellerini baglayarak göturduler. Bunlar
YPG ve MFS’den 5 kişiydiler. Bu şahıslar onları baglayarak uygun bir yere
göturup, “siz hainsiniz” diyerek onları infaz ettiler. Davut oldugu yerde kaldı
ve İlyas’ın da ^ld^^^n^ düşünerek oradan ayrıldılar. İnfazdan öncesinde “Bunu
yapmayın, biz ihanet etmiyoruz, hain degiliz” demişler. Yine de sıkmışlar
mermilerini ve infaz etmişler.
Bu infazın sebepleri muhtemelen şunlardır:
• İŞİD’in
elinde rehin olarak bulunan 230 Asuri Suryaniler konusunda anlaşmazlığa
duşmeleri,
• Habur
köylerimizin YPG ve Sutoro (MFS)’nun birlikte talan etmesine itiraz etmeleri,
• Davut ve
İlyas’ın, YPG ve Sutoro (MFS)’nun köylerimizi halkımızı korumadıklarını iddia
etmeleri,
SOOTORO AĞA PETRUS AKADEMİSİ
Biz halkımızın çıkarı için bir çıkış yaptık ve 400-500
genç ile işe başladık. Basitten bir hareket başlattık. Geregince desteklenmedik
ve hatta önemsenmedik.
Biz Dawronoye (MFS) ile çalışamayız, onların oyunlarının
hepsini çözduk anladık. Onlara çok para veriliyor.
Biz siyasetçi degiliz ama bu bizim siyasetten
anlamadıgımız anlamına da gelmez. Ancak siyasi kişiliklere ihtiyacımız vardır.
Bize bu anlamda siyasi bir program gereklidir. Bize göre ADO’nun bir programı
yoktur. Kurtlerin de siyasetini takip ediyoruz, ne d^ş^nd^kleri bellidir.
En önemli sorun göçtur. Göçu durdurmamız şarttır. Haseke
bir sene içinde boşalacak ve ardından Kamışlı da boşalacak.
Mevcut durumda şu anlaşılmaktadır: Herkes kendini
kurtarmalıdır. Devlet de hiç kimseyi düşünmemektedir.
Eğer Turabdin’de kadrolarınız olsaydı hemen buraya
destege gelebilirlerdi.
SAMUEL UŞANA (Til Hirmiz Köyü’nden)
Köyümüzde hiçbir şey yoktu. İki sene öncesinden beri İŞİD
gelip gidiyordu. Bize diyorlardı “Buraya yabancı almayın”. Ama bir grin dediler
ki kilisenin haçını indirin. Mahir el Abadi, -El Abbad köylerindendir- diyordu
ki “Bunlar burayı terk edecek ve bu topraklar bize kalacak”.
YPG saldırıdan önce 3 İŞİD’liyi yakalamış ve
öldurmuşlerdi.
22 Şubat 2015 gunu Dawronoye (MFS)’ler ve Harras Habur
köye girdiler, silah patlattılar ve Dawronoye (MFS)’ler haçı yerine geri
koydular. Sonra İŞİD geldi, bu haçı kim taktı yine indirin dedi. Sonrasında
sabaha karşı 3 sıralarında köylere baskın yaptılar. Guneyde ta Til Şamiran’a
kadar araçlar ve agır silahlarla, çok kalabalık şekilde saldırdılar. Cince
Habur korucularından 2 kişiyi ve MFS’den 4 kişiyi oldurduler. Diger köylerden
de 8 kişiyi öldurmuşler. Köyluleri de toplayıp goturduler. Butun köylerden 270
kişiyi rehin aldılar. Rehinelerin ellerini arkalarından baglayıp ve kafalarına
da siyah torba geçirip goturduler.
Til Hirmiz’deki kiliseyi de yaktılar diger köylerdeki
kiliseleri de bombaladılar. Sonraları Mar Pitio Kilisesi’nde bir hadise meydana
geldi. Kiliseye İŞİT bomba yerleştirmişti ve bombayı patlatmak istediler. Ancak
mekanizma çalışmayınca 5 kişi içeri girip arızayı araştırmak isterken bomba
patladı. İçindeki IŞİD’lilerle birlikte kilisenin buyuk kısmı yıkıldı.
İŞİD, rehinelerimizi once Abdulaziz Daglarına goturduler
sonra da Shedade Köyu’ne goturduler. Shedade buyuk bir magaralık alandır ki ta
Habur’a kadar uzanır. 500-600 haneden oluşan bir koydur
Şunu özellikle belirtmek isterim ki; eger Dawronoye
(MFS)’ler gelip böyle bir tahrikte bulunmasalardı İŞİD boyle bir olay yapmazdı.
Çunku 2 senedir oradalardı, niye o zamana kadar boyle bir şey yapmadılar da
şimdi yaptılar? Dawronoye (MFS)’ler bu tahriki yaptı ama onlara da başkaları
yaptırdı mı onu bilemem.
Habur saldırısından sonra köylerimiz talan edildi.
Hayvanlardan agaçlara kadar her şey ama her şey talan edildi. Guney yakasındaki
köyler İŞİD ve Arapların diger yakadakiler de Kurtlerin elindedir. Bunlar talan
etmediyse kim talan etti?
ŞAHİN SOROSO (Habur’dan Kaçanlardan)
Tapka Köyundeydik daha önce İŞİD’in baskısıyla 2 sene
evvel Til Tamir’e göç etmiştik. Guney yakada İŞİD vardı ancak rahatsızlık
vermiyorlardı. Köylerimize gidip geliyor, alışveriş yapıyorduk.
Şamaşo Davud’un MFS ile mukavelesi vardı.
Habur suyu baskın gunu birden artmıştı. Su temiz suydu,
yagmur suyu degildi.
MFS bölgede çok azdı. Şimdi köylerimizi kendi gençlerimiz
kuruyor. Köylerdeki butun evlerimizi soydular. Butun soygunu Kurtler ve Araplar
gerçekleştirdi. Mesela Alto Koyu boşaltıldı. YPG oraya yerleşiktir ve butun
soygunu onlar yaptılar.
Tespitler
Habur suikastının olduğu günün sabahı yani
araştırmamızdan çok önce İlyas Naser araştırma komisyonumuz üyesi Sawo İde’yi
telefonla aramıştır. İnternet üzerinden Viber’dan gerçekleşen telefon
görüşmesinde ses problemleri nedeniyle tam bir konuşma gerçekleşememiş ancak
bazı sozleri net olarak anlaşılmıştır. Anlaşılan sîzlerinde Asuri Süryani
rehineler konusunda daha evvel arabuluculuğa kalkıştığını ancak bir sonuca
varamadıklarını belirtmiş. Rehinelerin güvenliği için o an itibariyle askeri
faaliyetlerini durdurma kararını aldıklarını beyan etmiştir. Ancak teknik
nedenlerle telefon gorüşmesi sürmemiş, daha sonra gorüşelim denilmiş ve aynı
gün suikast olayı gerçekleşmiştir.
Araştırma komisyonumuz 2 Mayıs 2015 günü YPG sınır
noktasına geçtiğinde YPG’den yetkili şahıs tarafından üstü ortülü olarak geliş
nedenlerimiz araştırılmıştır. Uzun süren bir sohbet arasında geliş nedenlerimiz
defalarca konu edilmiş ve sorulmuştur. Derik’e varmış ve buradan çalışmaya
başlamıştır. Bizim araştırmaya başlamamızdan bir gün sonra aynı günlerde YPG ve
MFS’nin resmi açıklamaları gerçekleşti. Bir komisyon kurduklarını ve suikast
olayının araştırıldığını belirttiler. Gidişimizden sonra bir gün sonra 5
kişinin suikast olayıyla ilgili olarak gozaltına alındı. Ayrıca Habur’daki YPG
komutanının da görevinden alındılını ogrendik.
22 Nisan 2015 tarihindeki suikastten yaralı olarak
kurtulan İlyas Naser’ı hastanede ziyaret ettik. Bilinci tamamen yerinde idi
ancak çenesinden aldıgı mermi nedeniyle konuşamıyordu. Kendisi bizimle yazı
üzerinden iletişim kurdu. Hala tehdit altında oldugunu açıkça belirtiyordu ve
bizimle gorüştükten sonra bizim de gözetimimizle kendisi güvenli bir yere
nakledildi.
Değerlendirme
DERİK İLE İLGİLİ DEĞERLENDİRMELER
Derik’te en büyük sorunlarının Asuri Süryani gençlerinin
zorunlu olarak askere ve silah altına alınması baskıları oluşturuyor. Asayish
(YPG)’in bu yönde tacizleri var. Özellikle gün içinde bölgede gördükleri Asuri
Süryani gençlerine askerlik belgeleri soruluyor ve askerlik belgesi olmayanlar
gözaltına alınıp tutuklanıyor. Son bir yıldır 20-25 gencin bu şekilde
tutuklandığı ya da gözaltına alındığı belirtiliyor. Bu durum gençlerin
ailelerin göç etmesinde önemli bir rol oynuyor. Bölgede kalan gençler ise
YPG’ye katılacağıma bizdendir düşüncesiyle Sutoro (MFS)’ya katılıyor. Son bir
yıldır bu şekilde 40-50 gencin Sutoro (MFS)’ya katıldığı belirtiliyor. Bu
durumun YPG ve Sutoro (MFS) arasında gizlice yürütülen bir politika olduğu
düşünülüyor.
Her genç zorunlu olarak 6 aylık askerliğe tabi tutuluyor.
Sutoro (MFS), gençler YPG’ye askerliğe gitmesin alternatif olarak
kurulduklarını ifade ediyor. Sutoro (MFS), gençlere 2022.000 Suriye Lirası
maaş verdiklerini belirtiyorlar. Sutoro (MFS) yetkilileri zorunlu askere alma
konusunda bir dayanak karar, seferberlik emri göstermiyorlar. Fiili bir durum
olarak ve baskı olarak uygulandığı açıkça görülüyor.
Zorunlu askere alma konusunda Kanton’un herhangi bir
seferberlik kararı yoktur.
Gerçek anlamda işleyen bir yargı mekanizması yok. Oradaki
insanlarımız kimi kime şikâyet edeceksin düşüncesindeler. Bu durum da keyfi ve
fiili uygulamaları ortaya çıkartıyor.
Papaz Gabriel David olayı PKK tarafından soruşturulmasına
rağmen ve Kandil’e bildirilmesine rağmen bölgedeki sorunlarda, yaklaşımlarda
herhangi bir değişim yaşanmamış.
Derik’te savaş ortamında kendiliğinden gelişen sivil
hareketin önderleri de sudan sebeplerle gözaltına alınıp, üzerlerinde baskı
kurulmuştur. Derik Asuri Süryani Sosyal Gençlik Komitesi 500 kişiden oluşurken
bir sene zarfında Asayish (YPG) (YPG) ve Sutoro (MFS) kaynaklı baskı ve
korkutmalar neticesinde ve göçün de etkisiyle 70-80 kişiye düşürülmüş. Bu
kesimin temel önceliği kendi özgür iradeleri ile Derik kentini kendileri
korumak istiyor. Bu konuda YPG’nin ve Sutoro (MFS)’nun örgütlenmelerinden
çekindiğini, buna mani olmaya çalıştıklarını belirtiyor. IŞİD’in bölgeye
yaklaştığı bir zamanda kendilerinin 75 kişilik bir ekiple 6 ay boyunca görev
yaptıklarını belirtiyor. Ancak Sutoro (MFS)’nun ortaya çıkışıyla beraber kendi
örgütlenmelerinin tasfiye edilmeye başlandığını belirtiyor. Kesin ve net olarak
özgür iradeleri ile kendi bölgelerini korumak istiyorlar. Hatta Kamışlı’daki
Sootoro ile de ilişkilerinin olduğunu ve onlarla ortak hareket etmek
istediklerini de belirtiyorlar.
Derik’te Papaz Gabriel David olayı Patriğin isteğiyle
bölgedeki halkımızın durumunu tespit etmek için görevlendiriliyor. Kamışlı’da
yaptığı ziyaretten sonra Derik’e gitmek istediğini Sootoro’ya bildirir. Sootoro
da Kamışlı’daki YPG yetkililerine Papazı Derik’e götüreceklerini ve Papazın ziyaret
amacını bildirip izin alıyor. Yolda YPG kontrol noktalarından sorunsuzca
geçiyorlar. Derik’te halkımız büyük bir kalabalık ile ve coşku ile Papazı
meydanda karşılıyor. Papaz geldikten hemen sonra Asayish (YPG) (YPG) yaklaşık
30 kişilik silahlı ekibiyle halkın etrafını kuşatıp silah doğrultuyor.
Sootoro’ya “Burada bizden başka kimse silah taşıyamaz” diyerek silahlarını
teslim etmelerini bildiriyor. Sotooro yetkilileri ziyareti YPG’ye
bildirdiklerini açıklıyor. Ancak Asayish (YPG) (YPG) komutanı silahlarını
ısrarla teslim etmelerini yoksa eline bir el bombası göstererek eğer
silahlarınızı bırakmasanız şimdi hepinizi parçalarım diyor. Bütün bu tartışma
sivil halkın önünde gerçekleşiyor. Sootoro bir çatışma olmasından ve sivil
halkın orada olmasından dolayı silahlarını Asayish (YPG) (YPG)’e teslim ediyor.
Diğer Sutoro (MFS) da olay yerinde Asayish (YPG) (YPG) komutanı ile konuşuyor
ama Sutoro (MFS)’nun manga komutanına herkesin önünde fırça atılıyor ve
emirlerine uyulması isteniyor. Neticede büyük ve riskli bir gerginlik ortamında
Sootoro elemanları silahlarını teslim ediyorlar. Buna rağmen bütün Sootoro
elemanları YPG tarafından gözaltına alınıyor. Silahlarına el konuluyor. Papaz
da eğer onları gözaltına alınıyorsanız beni de alın diyor. Papaz da karakola alınıyor
ve sonrasında serbest bırakılıyor.
Derik’teki gerginliği göstermesi bakımından Papaz olayı
önemli bir olaydır. Tüm kesimlerden olayın oluş şekli tam olarak tespit
edilmesine rağmen Derik’teki Sutoro (MFS) temsilcileri ve sempatizanları olayı
apayrı bir şekilde tarafımıza anlatmıştır. Papazın tahrik için bölgeye silahlı
Sootoro elemanları ile özellikle geldiği ve meseleyi Sutoro (MFS)’nun çözdüğü
söylenmekteyse de objektif değerlendirmede bunun gerçeği yansıtmadığı
anlaşılmıştır. Bu olay ile ilgili soruşturma açan PKK’ye YPG tarafından sunulan
olay raporunda; birkaç yerel komutanın cahilce hareketi olarak
değerlendirilmiştir. Konu birkaç cahil görevlinin hatasının çok ötesinde
Asayish (YPG) (YPG) tarafından provokatif ve bilinçli bir eylem olarak yürütüldüğü
ve bölgedeki Asuri Süryani göçünün bu tip eylemlerle artmasının amaçlandığı,
kalanların pasifize edilmesinin istendiği kanaati tarafımızda oluşmuştur.
KAMIŞLI İLE İLGİLİ DEĞERLENDİRMELER
Kamışlı’da iç savaştan sonra halk kendi inisiyatifiyle
bir güvenlik birimi kurmuştur. Sootoro adlı gençlerin öncülüğündeki bu oluşum
başta MFS ile kolektif çalışırken MFS ayrılmış ve Sutoro (MFS) adıyla ayrı bir
birim kurmuştur. Yani Dawronoye (MFS) hareketi bu noktada bu sivil inisiyatifin
zayıflamasına sebep olmuştur. Kamışlı’daki Sootoro halen bölgedeki Kürtlerin
tahrikleri altında olduğunu belirtmektedir. Sık sık provokatif girişimlerin
olduğu şikâyetlerini pek çok kesimden duyup tespit ettik.
HABUR OLAYLARI İLE İLGİLİ DEĞERLENDİRMELER
YPG, iç savaşın başlarında ADO, ADP, bazı sivil ve dini
kurumlara ortak mücadele için teklifte bulunmuştur. Ancak adı geçen parti ya da
kurumlar buna yanaşmamıştır. Sadece daha önceden irtibat halinde oldukları
Dawronoye (MFS) ile çalışmak mecburiyetinde kalmıştır. Esasında Dawronoye (MFS)
‘lerin de çalışabilecekleri tek seçenek YPG olmuştu.Dawronoye (MFS)’ler
halkımızı temsil ettiğini iddia etmektedirler ve buna vurgu yapmaktadırlar.
Ancak yukarıda açıkladığımız gibi bu ittifak durumu süreç içerisinde gerek YPG
gerek Dawronoye (MFS) (MFS)’ler açısından karşılıklı ihtiyaç temelinde
gelişmiştir. Bu anlamda temsiliyet konusu tartışmalıdır.
Anlatımlara göre bu ittifak zamanında Dawronoye (MFS)
hareketi yalnızlaşmış bir harekettir. Bölgedeki çeşitli kesimlerle yaptığımız
görüşmelerden anlaşıldığı üzere bölgedeki çoğu insanımız Dawronoye (MFS)
hareketinin kendilerini temsil etmediğini düşünmektedir. Halkımızın hayati
güvenlik sorunlarında dahi Dawronoye (MFS)’ye güven duyulmamaktadır.
Bölgedeki Kanton uygulamasında da yer alan temsilciler
Dawronoye (MFS) hareketinden geldikleri için halkımızın kantona yaklaşımında da
önyargılar oluşmaktadır. Zira Kanton’daki hiçbir kurumda temsiliyetlerinin
olmadığını düşünmektedirler. Bu anlamda halkımız kendini büyük bir boşlukta ve
sahipsiz olarak görmektedir. Oysa halkımızda vatan ve toprağa bağlılık duygusu
ve tarih bilinci güçlüdür.
Habur’un stratejik önemi büyüktür. Habur suyu bereketli
topraklara sahiptir. Lokasyon olarak da Irak Suriye geçiş hattına yakındır.
Aynı zamanda Türkiye sınırına da çok yakındır. Bölge, çok sayıda mağara ve
sığınma imkânına sahip Abdülaziz Dağları’na da yakındır. Bu dağlar, örgütler
için tam bir ideal sığınma yeridir. Hatta iddiaya göre IŞİD’in bu dağlık alanı
Tora Bora dağlarına benzettiği ve burayı ikinci Kandil yaptırmayacakları da
söylenmektedir. Habur suyu da bölgeyi stratejik anlamda ikiye bölen bir
nehirdir. Demografik anlamda da Habur suyunun her iki yakasında Asuri Süryani
köyleri mevcuttur. Bu köylerin tarafsız olmayı seçtiği, yeterli savunma
güçlerinin olmadığı da bilinmektedir. Ayrıca bölge Kürtler ile Araplar arasında
iç savaş başladığından beri gerilim bölgesinin tam ortasıdır. Ayrıca bölgede
zengin petrol kaynakları ve kuyuları da vardır. Bunların büyük bir kısmı IŞİD
tarafından halen çalıştırılmaktadır.
Suriye Devletinin de bölgeden çekildikten sonra aktif
mücadele sahasını Kürtlere bıraktıkları da aşikârdır. Araştırmamızda
konuştuğumuz çok sayıda kişi Kürtler ile Rejim arasında gizli bir anlaşmanın
olduğunu belirtmişlerdir. Fiilen de görülen durum budur. Örneğin Kamışlı’nın
merkezinde Rejim varlığını kısıtlı da olsa sürdürürken kentin hemen birkaç yüz
metre dışında güvenliği YPG sağlamaktadır. Ancak aleni bir açıklama ya da bir
anlaşma ortada yoktur.Habur bölgesine daha evvel ÖSO, El Nusra gibi gruplar da yerleşikmiş.
Bölgede Arap aşiretleri ve gittikçe güçlenen Kürtler arasında yaklaşık 2
senedir gerilim tırmanıyormuş. Arada Asuri Süryaniler tarafsız kalmak ve diğer
iki halk arasında arabulucu olma çabaları göstermişler. Tek silahlı unsurları
kendi güvenliklerini sağlamak amacıyla kurdukları muhafız güçleri olmuş. MFS
kurulduktan sonra bu bölgede de YPG ile birlikte çalışmalar yürütmüş. Köylerden
gençleri bünyesine katmak için çok çabalamış ancak köylülerden bir ilgi
görmemişler. Köylüler taraf olmamak konusunda ellerinden geldiğince özen
göstermişler. Hatta bazı köylerde YPG’nin karargâh kurmasından halkımız
rahatsızlık duymuş.
IŞİD bölge civarına yerleştikten sonra 6 kişi
kaçırılıyor, biri öldürülüyor diğerleri fidye ile serbest bırakılıyor. IŞİD ile
müzakereler sürdürülüyor bizzat İlyas Naser bu müzakerelerde yer alıyor. İlyas
Naser ve Şamaşo Davut Cindo da MFS ile ittifaka giriyorlar. Habur Savunma
Meclisi adı altında çalışmaya başlıyorlar. Sene başlarında Dinhe Matta isimli
bir Asuri Süryani ve 3 IŞİD elemanı Til Hirmiz köyüne gelirler. YPG onları
yakalıyor ve 3 IŞİD elemanını öldürüyor. Habur saldırısından birkaç gün önce 15
IŞİD militanı Til Hirmiz Köyü’ne gelerek kilisenin haçının sökülmesini, köydeki
tüm haç sembollerinin kaldırılmasını ve mezar taşlarının yıkılmasını istiyor
ayrıca çan çalınmasını yasakladıklarını belirtiyor. Bu kurallara uyulmadığı
takdirde ölüm ile tehdit ediyor. 4 Gün sonra Nattorehler, MFS ve YPG’den birkaç
kişi geliyor. MFS ve Nattoreh haçı yerine takıyor. YPG’den gelen komutan ise
hiç korkmayın, çanınızı bile çalın, biz sizi ve köyünüzü koruruz diyor. Kilise
çanları çalınmaya başlıyor. 5-6 MFS ve Nattoreh savaşçısı köyü korumaya
başlıyor. Köyün kendi muhafızları da köyde nöbet tutuyor. IŞİD, sonrasında
havan topları ile atışlar yapıyor. Ancak köyün güvenliğinde bir arttırıma
gidilmiyor. 23 Şubat sabahı IŞİD 200 civarında militanı ile köye ani bir baskın
düzenliyor. Köyde 5-6 kişilik MFS ve Nattoreh’lerin yanı sıra sayıca birkaç
kişi olduğu anlaşılan YPG’li mevcutmuş. Saldırı ile birlikte YPG’liler önce
geri çekiliyor. MFS ve Nattoreh’ler ile köyün kendi muhafızları direnmeye
çalışıyor. Şehit düşenler oluyor. Onlar da kaçıyorlar. Köydeki sivil halk
kaçamayarak IŞİD tarafından rehin alınıyor. Buradan çıkartabileceğimiz sonuç,
YPG’nin IŞİD’in haçları indirin, çanları çalmayın demesinden sonra ben sizi
korurum, çanınızı çalın demelerine rağmen, esasında ciddi bir tedbir almadığı
ve hatta köyü kendi kaderine terk ettikleri sonucu çıkmaktadır. Muhtemelen
özellikle çanın çalınması, IŞİD’e karşı bir rest tavrı olarak anlaşılmıştır.
Böylesi bir rest çekilmesine rağmen durumun riskleri düşünülmeden üstelik de
halkın güvenliği tam sağlanmadan hareket edilmesi MFS ve Nattoreh’lerin de bu
konuda öngörüsüz ve tedbirsiz davranmaları açıktır. Fevri davranışların da bu
olayın oluşmasında rolü büyüktür. Bir savaşçı grup kendini maceraya atabilir
ancak bu konuda kendi halkını da maceraya sürüklemeye hakkı yoktur. Bölgedeki
halkımızın senelerce taraf olmamaya özen gösterdikleri düşünüldüğünde, halkımız
gönülsüzce bu maceraya adeta zorla sürüklenmiştir. Halkımızın güvenliğini
sağlayacağını taahhüt eden YPG, beklenen ve öngörülen bu saldırı zamanında
askeri anlamda hemen hemen ortada hiç görülmemiştir.Halkımızı rahatsız eden bir
başka mesele de saldırılar sonrasında boşalan köylerimizin ki bu köyler YPG,
MFS ve Habur Savunma Meclisi kontrolü altındaki köylerdir, bunların talan
edilmesi meselesidir. Bu durum da halkımızın bölgedeki güçlere önyargısını
arttırmış, köylere gelecekte geri dönüşün engellenmeye çalışıldığı düşüncesini
oluşturmuştur. Kapı ve pencerelerin, elektrik kablolarının ve hatta ağaçların
dahi talan edildiği, yıkıldığını gören halkımız umutsuzluğa ve çaresizliğe
mahkûm edilmiştir.
Yaptığımız tüm araştırmalardan vardığımız sonuç, Habur
saldırılarında provokasyonların varlığının kuvvetle muhtemel olduğudur. IŞİD’in
aniden Til Hirmiz köyüne gelerek haçın indirilmesini istemesi, çanın
çalınmasını yasaklaması ve köydeki tüm dini sembollerin kaldırılmasını istemesi
başlı başına bir provokasyon amacı taşımaktadır. Til Hirmiz saldırısından kısa
bir süre önce 3 tane IŞİD elemanı öldürülmüştü. MFS, bu üç IŞİD’liyi
kendilerinin öldürdüğünü iddia ediyordu. IŞİD Habur saldırısından sonraki bir
IŞİD hesabından “Önce onlar bizim üç savaşçımızı öldürdüler” diyerek bu intikam
duygularını açığa çıkartmıştı. Bu üç IŞİD’linin öldürülmesinden kısa bir süre
sonra MFS ilk şehidini verdi: Athro Bahde.
IŞİD yoğun havan saldırıları düzenliyordu. Şehit Athro
aynı zamanda YPG tarafından da şehit ilan edildi, nitekim MFS’den önce YPG
savaşçısıydı. IŞİD, Asuri Süryaniler adına kendisiyle müzakere eden İlyas
Naser’a henüz bir cizye miktarını bildirmemişti. Cizye miktarının belirlenmesi
süreci içerisinde yukarıda bahsettiğimiz olaylar gelişince IŞİD artık kasıtlı
olarak bölgeyi kendi egemenliğine soktuğunu haçların indirilmesini isteyerek
ilan etmiş oldu. Asuri Süryani halkı bu kurala uymasaydı da savaş geçerli
olacaktı. IŞİD, bu amaçla YPG’yi de karşısında göreceğini bilecek şekilde
savaşı göze alarak bu hamleyi yaptı diye düşünüyoruz.
İkinci provokasyon ihtimali ise Til Hirmiz’de haç
indirildikten sonra gelişen reaksiyonlardır. Haç indirildikten birkaç gün sonra
MFS ve Nattoreh’ler hemen ardından da YPG köye geliyor. MFS ve Nattoreh haçı
yerine koyuyor. YPG yetkilisi köydekilere “Hiç merak etmeyin biz sizi koruruz.
Siz hatta kilisenin çanını da çalmaya devam edin. Güvenliğinizi sağlarız”
diyor. Köyde MFS, Nattoreh’lerden 6-7 kişi ve YPG’den de birkaç kişi nöbet
tutmaya başlıyor. 3-4 gün sonra 23 Şubat sabah 02:30 sıralarında IŞİD, 200
kişilik bir kuvvetle köye saldırıyor. YPG saldırıdan bir saat kadar sonra geri
çekiliyor, köyde bulunan MFS ve Nattorehler kayıp verdikten sonra onlar da geri
çekiliyor. Köyün sivil halkı IŞİD’in eline geçiyor. Bu olgular düşünüldüğünde,
IŞİD’in haç indirme hamlesi karşısında sessiz kalan köy halkını MFS, Nattoreh
ve YPG’nin haçı yerine takarak ve çan çaldırarak olayların oluşmasına sebep
verdikleri ihtimali güç kazanıyor. Köy halkı belki de sessizce geçiştirmiş
olsaydı ya da bunların müdahalesi olmasaydı belki de bu olaylar meydana
gelmeyebilirdi. Ayrıca madem müdahale edildi, köyde yeterli bir güvenlik
tedbirinin de YPG tarafından söz verildiği gibi alınması gerekirdi.
Anlatımlarından anladığımız üzere köyde ciddi bir mevzilenme, savunma hazırlığı
ve yeterli sayıda savaşçıların olmadığı açıktır. Dolayısıyla belki
müzakerelerle çözülebilecek ve az zararla giderilecek çözüm yollarına da engel
olunmuştur. Halkımız için tarihi ölçekte büyük bir zarara ve kayba
sürüklenmiştir bu olay. Bu anlamda YPG’nin de bu tavrında provokasyon ihtimali
gündeme gelmektedir.Til Hirmiz haçın yerine takılması olayında, MFS ve
Nattoreh’lerin de öngörüsüz, sorumsuzca, olası tehlikeleri düşünmeden hareket
etmeleri ve YPG’nin tedbirsizliğine karşı da pasif kalmaları tarafımızca da
tespit edilmiştir. Özellikle de MFS’nin daha ilk 3 IŞİD’linin öldürülmesi
olayını propaganda amaçlarıyla kullanıp, savaşın başlamasında bir etken
oldukları da unutulmamalıdır. Yeterli güvenlik ve imkânları sağlanmadan, sivil
halk hesaba katılmadan yapılacak her savaş girişimi büyük kayıplara neden
olacaktır. Halkımızın hayatı üzerinden iktidar yarışı yapmak büyük bir
sorumsuzluktur. Doğan bu çatışmadan sonra köylerimiz de boşalmıştır. Boşalan
köylerimiz yukarıda detaylıca anlattığımız gibi YPG bölgesindeki köyler tamamen
Kürtler tarafından talan edilmiştir. Keza karşı yakadaki köyler de Araplar
tarafından aynı şekilde talan edilip yıkıma uğratılmıştır. Bu konu da YPG’ye ve
Kürtlere karşı şüphe ve önyargıları arttırmaktadır. Köylerdeki halkımız bu talanın
aynı zamanda geri dönüşü engellemeye yönelik bilinçli bir politika olduğunu da
düşünmektedir.
Habur saldırısı halen devam etmektedir, zira 228
insanımız IŞİD’in elinde rehine olarak tutulmaktadır. İnsanlarımızın hayati
riski devam etmektedir. Bu noktadan sonra yapılacak hatalar, ihmaller,
kışkırtmalar doğrudan halkımızın hayatını riske atacaktır ve daha da büyük
felaketlere sebep olabilecektir. Bu anlamda mevcut sorunları görmezden gelmek
ve geçiştirmek halkımıza yapılacak en büyük haksızlıktır. Nitekim Habur
saldırısının acısı sürerken üstüne bir de Habur suikastı olayı eklenmiştir.
SUİKAST OLAYI İLE İLGİLİ DEĞERLENDİRMELER
Habur’daki suikast olayında da olayın oluş şekli tam
anlamıyla bir infazı çağrıştırmaktadır. Nattoreh’lerin lideri konumunda bulunan
Şamaşo Davut Gindo’nun, Dış İlişkiler Sorumlusu İlyas Naser’ın son dönemlerde,
Habur saldırısından sonra, bazı düşüncelere vardıkları bilinmektedir. Bu iki
lider de halkına bağlı, fedakâr kişiler olarak tanınmaktadır. Rehinelerin
akıbetinin belirsizliği, köylerdeki talan olayları, olayların başlamasının
sebebinin YPG olduğunu düşünmeleri, Kürtlere olan güvenlerini yitirmeleri sonucunda
YPG ile tartıştıkları ve ihtilafa düştükleri tarafımızca tespit edilmiştir. Bu
durum belki de YPG tarafından ihanet olarak değerlendirilmiştir. Bu olaydan
yaralı olarak kurtulan İlyas Nasır’ın anlatımlarında geçen bilgilere göre
kendilerini YPG’li görevlilerin vurduğu, infaz etmeye geldikleri ve bunu
vurmadan hemen önce “siz ihanetçisiniz” diyerek açıkça belirttikleri tespit
edilmiştir. İlyas Naser sağ kurtulmasaydı olay IŞİD’e yüklenecekti ve belki de
kışkırtıcı bir unsur haline gelecekti. Olayda özellikle her ikisinin hedef
seçilmesi, son dönemdeki YPG ile düştükleri ihtilaflar ve İlyas Naser’ın
aktarımları birlikte düşünüldüğünde bu suikast olayının YPG içindeki bir hizip
ya da çıkar grubu tarafından bireysel bir karar ile işlendiğini düşünmek mantıklı
değildir.
DİĞER DEĞERLENDİRMELER
YPG-Dawronoye (MFS) ittifakı ilerledikçe diğer Asuri
Süryani parti ve kurumlarının da YPG’den uzaklaşmaya başladığı da
anlaşılmaktadır. Yani bir anlamda bu ittifak Asuri Süryani halkının YPG’ye
bakışını olumsuz etkilemiştir. Halkımızın büyük bir kesiminde MFS’ye kuşku ile
yaklaşılmaktadır.
Notlar
Rapor Yazımı Esnasındaki Güncel Gelişmeler 1) Habur
Suikastı Konusunda
29 Nisan 2015 tarihli YPG resmi açıklamasına göre suikast
halkların arasındaki kardeşliği hedef alıyor. Bu resmi bildiride katillerin
adalet önüne bir an önce çıkartılacağı ve bu olay ile ilgili özel bir araştırma
komisyonunun kurulduğu açıklanıyor.
(http://www.ypgroiava.com/en/index.php/statements/624-statement-of-the-general-
command-of-the-people-s-defense-units-
ypg?tmpl=component&print=1&layout=default&page= )
12 Mayıs 2015 günü İsveç’ten yayın yapan Assyria Tv’de
suikast olayı ele alınmıştır.
(http://www.assvriatv.org/2015/05/kurdish-ypg-militia-behind-the-assassination-of-the-
assyrian-military-leader-david-iendo/ )
Programa konuk olan Amerika Mezopotamya Örgütü’nden (AMO)
Dr. Sargon Issa önemli iddialarda bulundu. Dr. Sargon’un konu ile ilgili şu
açıklamaları şöyledir:
“Suriye iç savaşının başlamasından sonra Khabur’daki
Asurlar köylerini korumak amacıyla Natooreh (Asur Savunma Gücü) kurdular.
Bölgede etkin olarak Kürt Silahlı Gücü olan YPG yer alıyordu. Suriye ordusu
Al-Hasaka bölgesindeki gücünün neredeyse tamamını çekmişti. Bölgedeki Natooreh,
YPG ve onunla birlikte çalışan MFS bölgenin güvenliğini sağlamaya
çalışıyorlardı. Son yıllarda YPG güçleri tarafından Khabur Savunma Güçlerine
karşı bir baskı vardı. Natooreh’i kendi kontrollerinde tutmak istiyorlardı. Bu
yüzden Asur güçlerinin ulusal olarak uyanmalarını istemiyorlardı.
Saldırıdan birkaç gün önce (18 Nisan) Dawed Antar Gindo
ve Elias Nasser ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirdik. Takip eden Salı
gününü Çarşambaya bağlayan gece (22-23 Nisan) Sayın Dawed ve Elias, gece
23:30’e kadar Tel-Tamer’deki Natooreh askeri kontrol noktasında idiler. Hemen
sonra, diğer nöbetçi arkadaşlarını orada bırakıp evlerine uyumaya gittiler.
Gece yarısı (00:00) evlerine ulaştılar. 00:10’da Tel-Tamer kontrol noktasındaki
arkadaşları ile tekrar bir telefon görüşmesi gerçekleştirdiler. O dakikaya
kadar ters giden bir şey yoktu. Birkaç dakika sonra kapı çaldı. 2’si üst
rütbeli 5 YPG li asker beliriverdi. Üst rütbeli ve kod adları Serdar ve Levent
olan iki kişi daha önce birkaç defa Natooreh güçlerini rahatsız etmişlerdi.
Diğer 3’ünün kod adı ise Kemal, Hamza ve Dlovan idi. Serdar ve Levent Suriyeli
Kürtler ‘den değildiler. 5 kişi eve girdi. Sohbet etmeye başladılar, beraber
çay içtiler. YPG’liler, yapılacak üst düzey bir toplantıdan bahsettiler. Dawed
ve Elias’ın da bu toplantıya katılması gerektiğini ve kendileri ile birlikte
gelmesini söylediler. Dawed onlara: “önce arkadaşlarımızla konuşmalı, onları
bilgilendirmeliyiz” dedi. Ama Levent haber vermeye gerek olmadığını, zaten
onların da bu toplantıya davet edilmiş olduğunu söyledi. Daha sonra yola
koyuldular. Bir süre araçla gittikten sonra, onlara: “gideceğimiz toplantının
yeri gizli olduğu için gözlerinizi bağlamalıyız” dediler ve gözlerini
bağladılar. Hemen sonra kafalarına silah doğrultup onları arabadan dışarı
çıkardılar.
Yaklaşık 500 m anayoldan uzaklaşıp her ikisinin ellerini
bağladılar. Levent, Dawed Antar Gindo’yu ağır bir şekilde dövmeye başladı ve
yorulunca Dawed’in vücuduna 5 kurşun sıkıyor. Dawed o anda orada şehit düşüyor.
Sıra Elias’a geliyor. Biri çenesine olmak üzere önce 4 kurşun sıkıyorlar. Elias
yere düşüyor. Peşinden göğsüne 3 kurşun daha sıkıyorlar. Gecenin karanlığında
yerde yatan Elias’ın da öldüğünü düşünerek olay yerinden uzaklaşıyorlar. Elias
Nasser can çekişiyordu ama onların son konuşmalarını duymuştu. Bir süre sonra
kendinden geçerek bayıldı. İlerleyen bir zamanda kendisine geldiğinde durumun
bilincine varmıştı. Ağır yaralı hali ile göğüs üstünde 500 m sürünerek yola
ulaşmayı başardı. Şans eseri yoldan geçen bir Asayiş gücü aracı yaralıyı görüp
Qamishlo’daki hastaneye ulaştırıyor.
Dawed Antar Gindo’yu şehit eden ve Shamasha Elias
Nasser’ı ağır yaralayan grup, bu kişilerin evinden 750.000 Suriye lirasının
yanında birçok silaha da el koyuyor, çalıyor. Bütün bu bilgiler, yaralı olarak
kurtarmayı başaran Elias Nasser’ın kaleme aldığı notlardan aktarılıyor. Yani
bizzat olayı sonuna kadar yaşayan bu liderden. Sayın Elias çenesinden aldığı
yara yüzünden konuşamıyordu ama tüm olayı yazarak aktardı. Assyria TV bu
bilgileri daha erken almasına rağmen Elias Nasser ve ailesinin güvenliği
sağlanmadan bu haberi yayınlamayı uygun görmedi. Ailesinin anlattığına göre
Hastane’de bulunduğu süre zarfında YPG güçleri tarafından susturulmak istendi
ama başarılı olunamadı. Şimdiye kadar YPG güçleri konu ile ilgili bir açıklama
yapmadı. Bakalım bu haberlerden sonra nasıl bir tavır takınacaklar!
Asur güçleri Natooreh ‘den başka Dawronoye grubuna ait
olan MFS adında Asur/Süryani silahlı kuvvetleri de YPG ile işbirliği içinde
bulunmaktadır. Olay ilk olduğunda MFS ve YPG yaptıkları açıklamalarda suikastın
İŞİD tarafından yapıldığını iddia etmişti. Ancak herkesin bildiği gibi İŞİD
öldürmek istediği insanları ibret ve korku yaymak için açıkça kafa keserek
yapmaktadır. Ortaya çıkan bilgilerden sonra MFS’in tavrının ne olacağı merak
konusu.
Asur halkı Kürt halkı ile barış içinde yaşamak
istemektedir. Ama 1918 yılında Simko Ağa’nın Doğu Asur Kilisesi Patriği Mar
Shemun Benjamin’i davet ettiği evinde öldürmesi; Barzani’nin Francis Shabo,
Franso Hariri gibi Asur liderlerini öldürtmesi; şimdi de YPG güçleri tarafından
tekrar Asur liderlerinin hedef alınması çok düşündürücüdür. Bu halka karşı
devamlı bir saldırı mevcuttur. Halkların kardeşliği sloganı ile yola çıkan bir
partinin böyle bir suikastı gerçekleştirmesi halkımızı çok üzmüştür ve hayal
kırıklığına uğratmıştır.
Amerika Mezopotamya Organizasyonu (AMO) konu ile ilgili
bu günlerde Washington’da birçok görüşme gerçekleştirecek.”
15 Mayıs 2015’de MFS’ye yakın yazar Yakup Nuhomo’nun
Özgür Gündem Gazetesi’nde konu hakkında makalesi yayınlanır. Makale tam olarak
şöyledir:
“1917 yılının sonlarına doğru, Hakkâri dağlarında
soykırımdan arta kalan Doğu Süryaniler, Urmiye’deki kardeşleri ile bir olup
Patrikleri Mar Shemun’un etrafında kenetlenmişlerdi. Soykırımda yaşananlar ve
dönemin içinde bulunduğu karmaşa, Nasturi diye bilinen Doğu Süryanilerin
kendilerini örgütleme ve silahlanma ihtiyacını doğurmuştu. Öyle de yaptılar ve
kısa dönemde örgütlenip yaşadıkları bölgede büyük bir silahlı güç haline
gelmişlerdi.
1915 Soykırımı (Sayfo) ve I. Dünya Savaşı koşulları
sonrasında bölgede güç haline gelen elbette sadece Mar Shemun önderliğindeki
Doğu Süryaniler değildi. Bazı Kürt Aşiretleri de bölgede ciddi bir güç sahibi
olmuşlardı. Bu aşiretlerden biri de, liderliğini Simko Ağa’nın yaptığı Şikak
Aşireti’ydi.
Daha da önemlisi bölgede ayrı ayrı birer güç haline
gelen; Simko Ağa ile Patrik Mar Shemun’un birbiriyle ilişkileri de çok iyi ve
ileriye dönük ortak hesapları da vardı. Ama ne olduysa bu ortak hesapların
sonuçlanmasına imkan oluşmadı.
Simko Ağa, Mar Shemun’a bir mektup yazarak kendisiyle
görüşmek istediğini ve bunun için de kendi evine davet ettiğini belirtir. Mar
Shemun fazla düşünmeden daveti kabul eder ve aralarında kardeşi ve en güvendiği
insanların da bulunduğu maiyetiyle birlikte 3 Mart 1918 günü Salamas’a Simko
Ağa’ya misafir olur. Yemekler yendikten ve sohbetler yapıldıktan sonra Mar
Shemun Koçanis’teki makamına dönmek için arabaya binmeye çalıştığı anda
katledilir. Elbette 3 Mart’ta Simko Ağa’nın evinde ve kapısının önünde
katledilen sadece Doğu Havari (Nasturi) Kilisesi Patriği Mar Shemun ve
maiyetindeki 100’e yakın insan değildi. Aynı anda Kürt ve Süryaniler arasında o
dönemde ortaya çıkabilecek ittifak ihtimali de öldürülmüştü. Hatta daha da
ileri gidip, bu coğrafyada binlerce yıldır birlikte yaşayan Kürt ve
Süryanilerin ortak bir gelecek umudu da öldürülmüştü.
Bu olay sonrasında kazanan maalesef ne Kürtler ne de
Süryaniler oldu. Sadece bölgeyi egemenlik altında tutmak için halkları
birbirine kırdıran soykırım, katliam ve her türlü baskıyı yapan egemenler oldu.
Aradan yaklaşık yüz yıl geçti. Bugün Ortadoğu hemen hemen
I. Dünya Savaşı sonrasındaki koşullara benzer koşullar içerisinde bulunuyor.
Egemenler bugün de egemenliklerini sürdürmek için her türlü oyunu ve kötülüğü
yapmaya devam ediyor. Buna karşı halklar da mücadele veriyor; barış, özgürlük
ve eşitlik temelinde ortak bir gelecek kurmak için de çaba sarf ediyorlar.
Bu anlamda bugün Suriye’nin Gozarto (Rojawa) bölgesinde,
büyük bedeller ödeme pahasına ciddi bir mücadele veriliyor. Kürtler, Süryaniler
ve Araplar ortak düşmana karşı savaş veriyor ve ortak bir ülke kurmak için
Kobane’de, Khabur’da bedel ödeyip destanlar yazıyorlar. Ama ne yazık ki oyun ve
ihanetler burada da halkların peşini bırakmıyor.
21 Nisan 2015 tarihinde Khabur’da direniş destanı yazan
Khabur Savunma Güçleri Komutanı Shamasha Davud Cındo ve Dış İlişkiler sorumlusu
Elyas Nasır, değişik ithamlarla evlerinden alındıktan sonra ölüme
gönderiliyorlar. Yapılan işkence ve kurşunlama sonrasında Shamasha Davud
hayatını kaybederken Elyas Nasır ise ağır yaralı olarak kurtuluyor.
Saldırganlar aslında Elyas Nasır’ın da öldüğünü düşünerek
yanından ayrılıyorlar. Dolayısıyla yaşanan durumun ne olduğu ilk etapta
bilinmiyor ve saldırının IŞİD çeteleri tarafından yapıldığı düşünülüyor. Ancak
Elyas Nasır’ın durumu iyileştikçe işin de gerçeği ortaya çıkıyor.
Meğerse Shamash Davud ve Elyas Nasır’ı evinden alan ve
ithamlarda bulunanlar YPG savaşçılarıymış. Dolayısıyla işkencede bulunan ve bu
iki Süryani’yi öldürmeye çalışanlar YPG savaşçıları. Tabi olay şu anda en üst
düzeyde soruşturma aşamasında ve bunu yapanlar tutuklu. Dolayısıyla işin rengi
er veya geç ortaya çıkacak. Ancak ben birkaç şey söylemek istiyorum:
Bana göre bugün yaşananlar 1918’de yaşananlardan çok daha
vahim. Çünkü yukarda da anlatmaya çalıştım, 1918’te yaşananlar, Kürt ve
Süryaniler arasında ortaya çıkabilecek bir ittifakı ve daha da önemlisi bu iki
halkın belki de devlet olma şansını ortadan kaldırdı. Halklar arasında önyargı
ve düşmanlıkların devamına neden oldu. Ancak bugün yaşananlar, Kürt ve
Süryanilerin birlikte oluşturdukları ortak yapıyı ortadan kaldırabilecek
sonuçlar doğurabilir.
Bu yüzden bu olayın üzerine gidilmeli ve en derin
ayrıntısına kadar araştırılarak sorumluların hesap vermeleri sağlanmalıdır.
Çünkü hem egemenler, hem de halkların birlikteliğinden korkanlar, bugüne kadar
ince eleyip sık dokudukları önyargı ve düşmanlığın devam etmesi için tetikte
bekliyorlar.”
25 Mayıs 2015 günü YPG resmi bir bildiri yayınlamıştır.
İngilizce bildiride 4 şüphelinin suikast olayıyla ilgili olarak tutuklandığı ve
soruşturmanın sürdüğü açıklanmıştır. Medyada çıkan iddialarla ilgili olarak da
bu şüpheli şahısların YPG’yi temsil etmediği de belirtilmiştir.
(http://www.ypgroiava.com/en/index.php/statements/669-general-command-a-
statement-to-the-public-opinion?tmpl=component&print=1&layout=default&page=)
Bildiri metni tam olarak şöyledir:
“22 Nisan 2015’te, Zîrevanen Xabûr komutanı Dawud
Cindo’ya yönelik bir silahlı gerçekleşmiş, saldırı sonucunda komutan Dawud
Cindo şehîd düşmüş ve bir kişi de yaralanmıştı. Olay üzerine 29 Nisan Çarşamba
günü Genel Komutanlık olarak resmi bir açıklama yaparak olayla ilgili
soruşturma başlatıldığını duyurmuştuk. Sorşuturma çerçevesinde gözaltına alınan
4 şüphelinin soruşturmaları devam etmektedir.Resmi açıklama ve süren
soruşturmaya rağmen bası basın organları, olayı YPG’nin gerçekleştirdiğini
iddia etmektedir. Bu iddia tamamen gerçeklerden uzak olup bölge halkları
arasına fitne sokmaya çalışan birkaç kişinin işidir. Oysa şüphelenilen
kişilerin YPG’yle bir ilişkileri yoktur.
YPG olarak bu olaya yaklaşışımımız, gerçekleştiği ilk
andan bugüne kadar güneş kadar açık ve somuttur. Kürt ve arap halklarımız gibi,
Asuri kardeşlerimizi de savunmak, en temel görevlerimizden biridir. YPG, tüm
gücüyle DAIŞ çetelerinin vahşetine karşı, Heseke-Til Temir arasında yer alan
tüm Asuri köylerinde, Xabûr Güçleri, Süryani Askeri Meclisi, Senadid Güçleri ve
Öz savunma güçleriyle omuz omuza zorlu bir direniş sergilemiştir. YPG
Birliklerimiz, bu topraklarda DAIŞ çetelerinden kurtarılan köyleri savunmak ve
halkın topraklarına geri dönüşlerini sağlamak için 100’ün üzerinde şehit
vermiştir.
Burada çok açıktır ki, söz konusu olayda bir tarafı itham
eden kesimlerin yada kişilerin amacı Asuri, Süryani halkını uzaklaştırmak ve
savunmasız kılarak DAIŞ vahşetine karşı kendilerini yalnız bırakmaktır.
Kamuoyuna birkez daha ilan ediyoruz: Amacımız, bölgedeki tüm halkların
haklarını korumak, güven ve huzurunu tesis eden yaşamı savunmaktır. Fitne
çıkarma derdinde olan kişilere karşı bizim gerçeğimiz, halkların birliğidir.”
2 Haziran 2015’de Assyria Tv’de de programlar yapan,
yazar Augin Kurt Haninke suikast olayı konusunda bloğunda bir makale yayınladı.
“YPG’nin Kabul Edilemez Beyin Yıkaması” başlıklı makalede YPG’yi eleştirir.
(http://auginhaninke.blogg.se/?tmp=990131 )
8 Haziran 2015’de Habur Savunma Güçleri adı ile bir
açıklama yayınlanır.
(http://www.almasdarnews.com/article/official-statement-from-the-khabour-assyrian-
council-of-guardians/)
Açıklama metni Amerika Mezopotamya Örgütü’nün (AMO) eklediği
notla beraber yayınlanmıştır. Açıklamanın tamamı şöyledir:
” Biz, Habur Savunma Güçleri olarak, IŞİD’e karşı
mücadelede silah bırakma kararı aldık. Bu kararı almamızda birçok neden var
ancak en önemli olanları aşağıdadır:
1. Bazı
örgütlerin (Habur Savunma Güçleri’nin denetlenmesinde ısrar eden) Habur Savunma
Güçleri komutanı Dawoud Gindo’nun suikast sonucu şehit düşmesine ve Elias
Nasser’ın ağır şekilde yaralanmasına neden olan faillerin isimlerini açıklamada
başarısızlık göstermeleri,
2. Benzer
güçlerin Habur Savunma Güçlerine karşı devam eden baskıları ile bizleri onların
bir parçası yapmak istemeleri ve bir askeri güç olarak bağımsızlığımızdan
bizleri vazgeçirmeye çalışmaları,
3. Aynı
baskıcı parti tarafından Asur köylerinin talan edilmesi ve evlerin yıkılması,
4. Yerel Kürt,
Arap ve Asur çiftçilerinin tarımsal ürünlerinin yakılması ve yıkılması gene
benzer baskıcı örgütler tarafından gerçekleştirilmektedir.
Silah bırakmamızdan sonra üyelerimizin herhangi birisinin
zarar görmesi halinde, bunu Davoud Gindo’yu şehit edenlerden bileceğiz.
AMERİKA MEZOPOTAMYA ÖRGÜTÜNDEN BİR NOT
Habur Güçleri baskıcı örgütün ismini vermemelerine
rağmen, Asur halkı silah bırakma konusunda baskı yapan tarafın YPG ve PKK’nın
olduğunu bilmektedir.
Kürt YPG güçleri Habur Asur Savunma Güçlerine iki seçenek
tanıdılar:
Ya Dawronoye (PKK/YPG’nin Hristiyan müttefiki) olarak da
bilinen MFS’ye (Süryani Askeri Meclisi) katılın ya da silah bırakın. YPG ve
PKK’nın bu haksız davranışı ile sunduğu seçenek sonrası Habur Savunma Güçleri,
Kürtlerin Suriye Cumhuriyetini etnik ve mezhepsel olarak bölme oyununun bir
piyonu olmamak için silahlarını bırakma kararı almışlardır. Habur Savunma
Güçleri, IŞİD’e karşı yürüttükleri mücadeleden çekilmek zorunda kalmışlardır.
YPG ile bir işbirliği içine girmemelerini saygı ile karşılıyor ve
destekliyoruz.”
Raportörlerin Notu: Bu açıklama resmi bir şekilde
yayınlanmamış Amerika Mezopotamya Organizasyonu (American Mesopotamian Organisation
(AMO)) tarafından ilk olarak yayınlanmış ve ekli not da AMO tarafından
yazılmıştır. Bu açıklama tekzip edilmemiş ve tarafımızca yerel kaynaklarımız bu
açıklamanın gerçekten de yapıldığını teyit etmiştir.
2) IŞİD’in Saldırdığı Habur Köyleri ve Kaçırdığı
Rehineler Konusunda:
IŞİD tarafından kaçırılan iki Asuri Süryani kadın 25
Mayıs günü serbest bırakıldı. Serbest bırakılan yaşlı iki kadından biri Tel
Jazira köyünden 80 yaşındaki Ramziyya Rehana, diğeri ise Tel Shamiram köyünden
70 yaşındaki Yoniyya Kanoon.
IŞİD 23 Şubat’ta Habur’daki Asur köylerine saldırıp 253
kişiyi tutsak olarak götürmüştü. Kısa bir süre içinde 23 kişi serbest
bırakılmıştı. Olaydan 3 ay sonra bu iki bayanın da serbest bırakılması ile
birlikte IŞİD’in elinde 228 tutsak bulunmaktadır.
Rejim ordusu, YPG ve MFS, Habur Savunma Güçleri sayesinde
Habur boyunca IŞİD’in elegeçirdiği tüm köyler özgürleştirildi.
Köylüler Tel Tamer’a dönmeye başladı ama diğer köyler
yıkılmış olduğundan onların durumu farklı. Şimdiye kadar 30 aile Tel Tamer’e
geri döndü.
Öneriler
Araştırmamızda sorunları yerinde ve objektif olarak
tespit etmeye çalıştık. Sorunları tespit etmenin dışında bunların giderilmesi
için de önerilerimiz mevcuttur. Öneriler esasında kısa vadeli ve uzun vadeli
çözüm önerileri olarak değerlendirilmelidir. Tüm bu önerilerimizde ivedi
yaptırımların uygulanması elzemdir ancak bunun kadar sorunların ve suçların
sebeplerinin ortadan kaldırılması da amaçlanmalıdır.
Önerilerimiz maddeler halinde şöyledir:
1-
Suikast olayı konusunda kurulduğu söylenen soruşturma komisyonunda MFS
üyesi olanların dışından da Asuri Süryaniler yeralmalıdır. Soruşturma bu
şartlarla en kısa sürede sonuçlandırılmalı şeffaf bir şekilde kamuoyu ile
paylaşılmalıdır. Ancak mevcut durumda şüphelilerin adı dahi açıklanmamış,
soruşturma adeta gizlenmektedir. Bu tutuma son verilmeli, soruşturma içeriği
ivedi olarak paylaşılmalıdır.
2-
YPG’nin, Asayish’in herhangi bir kademesinde bölgedeki halkımıza yönelik
taciz davranışlarına derhal sonverilmeli, bu konuda derhal bir talimatname
yayınlanarak ayrımcılık ve tacize yönelik eylemlerin cezalandırılacağı deklare
edilmelidir. Bu konuda yaşanan ve yaşanacak olaylar hakkında ivedi olarak
soruşturma açılmalı ve yaptırım uygulanmalıdır.
3- Kamışlı’da, Derik’te, Haseke’de yeni halk
meclisleri kurulmalı, her bölgenin her kesimine açık yapıda olunmalı. Tüm
meclis görüşmeleri ve kararları tutanak altına alınarak paylaşılmalı,
4-
IŞİD’in elinde bulunan Asuri Süryani rehineler konusunda bir komisyon
kurulmalı, komisyonda gerçek temsiliyet oluşturulmalı, ilgili bölgeye yönelik
askeri operasyonlarda rehineler ile ilgili bu komisyondan görüş alınmalı,
komisyon çalışmaları kayıt altına alınmalı,
5-
Boşalan Asuri Süryani köylerinde gerçekleşen talan ve yağma olaylarının
failleri hakkında inceleme yapılmalı, zarara uğrayanların zararı tespit ve
tazmin edilmeli (Rojava Toplumsal Sözleşmesi md. 14, 41), bu tür yağma ve
talanların yapılmaması için talimat yayınlanmalı, tedbirler alınmalı,
6-
Ancak yukarıdaki kısa vadeli, acil önerilerin dışında asıl önemli olan
Kanton yönetim modelinin uygulanabilirliğine dair kuşkulardır. Kanton Toplumsal
Sözleşmesi teorik olarak son derece demokratik, eşitlikçi ve çoğulcu olmakla
beraber uygulamanın bununla ilgisi yoktur. Sadece bir grubun Kanton idari ve
askeri yönetiminde yeralması sanki tüm halkımızın temsil edildiği imajını
vermek amacıyla adeta paravan olarak kullanılmaktadır. Oysa halk arasında çoğu
kesimde bu gruba şüphe ile yaklaşılmaktadır. Bu durumda Kanton’daki idealler
suya yazılmış yazı gibidir. Kanton fikrinin halkımız açısından bu uygulamalar
da dikkate alındığında tutacağı öngörülmemektedir. Bunun yerine gerçekten de
halkların kendi topraklarında, vatanlarında kendi kaderlerini tayin ederek
özyönetimlerinin kurulması teşvik edilmelidir. Bu anlamda uluslararası güçler
tarafından teminat altına alınmış güvenli bölge modeli en uygun model olarak
görülmektedir.
7-
Herbir halkın bir diğer halkın haklarına dolaylı ya da doğrudan
yöntemlerle tecavüz etmeden, onu kendi toprağından göç ettirmeden, barış ve
özgürlük içerisinde yaşayabilmesinin imkanları sağlanmalıdır.
SONUÇ
Asuri Süryani halkı, 1840’larda başlayan özellikle 1915
yılında ve sonrasında yaşanan soykırımlardan mağdur olmuştur. Bütün bu
soykırımlara rağmen anavatanında inatla kendi kimliğiyle yaşama tutunmaya
çalışmış, topraklarını terk etmemiştir.
Bütün bu soykırım ve pogromlardan halkımız deneyimler
edinmiştir. Bu tür saldırılarda kimi zaman din unsuru kullanılmış, kimi zaman
paravan örgütler, sahte temsilciler, kişisel çıkarını öne alan kişi ve
kurumlar, sahte kurtarıcılar kullanılmıştır. Ancak sonuç hep aynı olmuştur. 21.
Yüzyılda anavatanını terk etmeyen bu köklü halkın tarih sahnesinden silinmesine
göz yuman ve katkı sunan her kesim, yeni soykırım suçunun da faili olacaktır.
Suriye’deki mevcut durum, Irak Ninova’daki 2014 Haziran’ındaki IŞİD işgali
öncesinde Asuri Süryanilere, Ezidilere “sizi koruruz” diyerek elinden silahını
alan Peşmerge’lerin tutumuna benzemektedir. Saldıran IŞİD barbarları kadar bu
saldırıları fırsat bilip ezilen halklar üzerinde yayılmacılık ve egemenlik
kurmaya çalışmak da barbarcadır.
Artık Asuri Süryani halkı kendi kaderini kendisi
belirlemelidir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.