Sevan Nişanyan/Siyaset ve Tarih Yazıları
Baykal zamanında %20'ye düşen oyun Kılıçdaroğlu devrinde
%25'e çıkmasını başarı saymış. Biri Kemalist ve vatanist bir kadronun partiyi
başarıya taşıyacağını savunmuş. Öbürü Kürt partisiyle ittifak kurmayı önermiş. Geçen
senenin modası “İslami kesime açılmak” idi. Bu yıl o tezi dillendiren pek yok
şimdilik. Camdan dışarı çıkmaya çalışan kara sineğin gayreti geliyor aklımıza.
Sinek cama çarpar. Döner gene çarpar. Tekrar dener, bir daha çarpar. Sarsılmaz
bir inanç ve umutla bir daha, tekrar çarpar. Yılmaz, gene çarpar… Kabahati MHP
ve HDP'de bulmanın anlamı yok. %60 yahut 50,5'lik muhalefet bloku da tam
hayaldir. Son seçimde net görüldü ki MHP seçmeninin ikinci tercihi de AKP'dir;
HDP seçmeninin ikinci tercihi de ezici oranda yine AKP'dir. İki turlu bir
seçimde MHP silinir, HDP de belki %5 ila 10'luk bir dar bölgeye sıkışır. Mevcut
parti sisteminin ana fay hattı %70 ile 25 artı 5 arasındadır. Kırk defa denesen
vereceği sonuç aşağı yukarı budur… Bugün eğer böyle bir durumla karşı karşıya
isek, bunun sorumlusu herhalde gücü biriktirenler değildir. Alternatif
üretmeyenlerdir. Bu yüzden diyoruz ki Türkiye'de demokrasinin önündeki esas
engel CHP'dir. Yıllar önce tasfiye edilmeliydi; edilemedi. Bugün eğer adil ve
demokratik bir yarış istiyorsak, topal atı kesmekten başka çare yok. (Korkarız bizim aslanlar bloku dağıttığı için Sevan'ı da 7 köyden kovarlar. HYETERT)
***
1965’te bu işlerle ilk ilgilenmeye başladığımda CHP’nin
oyu %28,7 idi. Zafer beklentisiyle girilen 1969 seçiminden %27,4 çıktı; şok
yaşandı. Ecevit fırtınası gelip geçtikten sonra, 1983’te Necdet Calp’ın halkçı
partisi %30,5 ile beklenmedik bir başarı sağladı. 1987’de SHP %24,7’ye düştü.
1995’te Ecevit’in DSP’si ile Baykal’ın CHP’si toplam
%25,3 aldılar. 1999’da ikinci Ecevit rüzgârıyla iki partinin toplamı %30,9’a
yükseldi, ama 2002’de toplam %20,6 ile çakıldılar. 2011'de CHP %25,9'u gördü.
2015'in ilk raundunda %24 küsura düştü; ikinci rauntta %25 küsura çıktı.
Şimdi falanca demiş ki “parti sola dönmeli, sol ve sosyal
demokrat olmalı.” Filanca demiş ki “koalisyon kurabilseydi böyle olmazdı.”
Beriki “bütün gücümüzle koşturduk, gece gündüz çalıştık, böyle olmamalıydı”
deyip takım oyunu yokluğundan yakınmış. Öteki, Baykal zamanında %20'ye düşen
oyun Kılıçdaroğlu devrinde %25'e çıkmasını başarı saymış. Biri Kemalist ve
vatanist bir kadronun partiyi başarıya taşıyacağını savunmuş. Öbürü Kürt
partisiyle ittifak kurmayı önermiş.
Geçen senenin modası “İslami kesime açılmak” idi. Bu yıl
o tezi dillendiren pek yok şimdilik.
Camdan dışarı çıkmaya çalışan kara sineğin gayreti
geliyor aklımıza. Sinek cama çarpar. Döner gene çarpar. Tekrar dener, bir daha
çarpar. Sarsılmaz bir inanç ve umutla bir daha, tekrar çarpar. Yılmaz, gene
çarpar.
Tam 65 senedir böyle.
E ne yapalım, bunlar da böyle, diyemiyoruz maalesef. Çünkü zararı yalnız kendilerine değil,
hepimizedir. Karşı tarafı ebedi iktidara mahkûm eden sadece Türkiye'nin
sosyolojisi midir sizce, yoksa 65 yıldır aynı topal atı yarışa sürüp sonunda
kazanmayı uman kör iman mıdır? Erdoğan'ın karşısına doğru dürüst bir seçenek
çıksa son dört yılda aldığı onca yaraya rağmen ayakta kalabilir miydi?
Kabahati MHP ve HDP'de bulmanın anlamı yok. %60 yahut
50,5'lik muhalefet bloku da tam hayaldir. Son seçimde net görüldü ki MHP
seçmeninin ikinci tercihi de AKP'dir; HDP seçmeninin ikinci tercihi de ezici
oranda yine AKP'dir. İki turlu bir seçimde MHP silinir, HDP de belki %5 ila
10'luk bir dar bölgeye sıkışır. Mevcut parti sisteminin ana fay hattı %70 ile
25 artı 5 arasındadır. Kırk defa denesen vereceği sonuç aşağı yukarı budur.
Böyle olması iyi bir şey değildir. Memleketi fasit
daireye sokar. Bir tarafın iktidarını kemikleştirir. Kendi kendini besleyen bir
iktidar döngüsü yaratır. Gücün tüm nimetlerini -bilgi kaynaklarını, ekonomik
imkânları, patronaj ağlarını, bürokratik tecrübeyi- bir tarafa yığar; öbür
tarafı bir daha kolay kolay kendine gelemeyecek şekilde cılızlaştırır. On
yıllarca düzelemeyecek bir dengesizlik üretir.
Bugün eğer böyle bir durumla karşı karşıya isek, bunun
sorumlusu herhalde gücü biriktirenler değildir. Alternatif üretmeyenlerdir.
Bu yüzden diyoruz ki Türkiye'de demokrasinin önündeki
esas engel CHP'dir. Yıllar önce tasfiye edilmeliydi; edilemedi.
Bugün eğer adil ve demokratik bir yarış istiyorsak, topal
atı kesmekten başka çare yok.
**
AKP'nin başarısını sosyolojiye yahut ideolojiye bağlayan
yorumlar ciddi bir mantık hatasından mustariptir.
Diyorlar ki Türk halkı muhafazakârdır, dindardır, gavur
düşmanıdır, Anadolu kaplanıdır, o yüzden Erdoğan'a oy verir. Çatlasan da
patlasan da vermeye devam edecektir. İyi de;
Bir, de ki Türk halkının böyle eğilimleri var, bu
eğilimlere Erdoğan'dan ya da AKP'den başkası hitap edemez diye bir kural yok.
İki, bu eğilimler varsa başka eğilim yok diye bir şey de
yok.
Misal, gariban sevgisi, etnik ve bölgesel kimlikçilik,
yobaz korkusu, bedava ekmek aşkı, modernlik özlemi, değişim arzusu, “yetti
bunlar” kaypaklığı da aynı insanların kararlarında pekâlâ etkili olabilir. Bu
değişik, hatta belki birbiriyle çelişen eğilimlerden iyi bir harman çıkaran bir
alternatife neden teveccüh göstermesin?
Seçmen blokları veri değildir. Kendiliğinden oluşmaz;
ebediyen sürmez. Seçmen bloklarını yaratan siyaset sahnesindeki seçeneklerdir.
Bloklardan biri kuvvetli, öbürü zayıfsa kabahati seçmende değil, seçeneklerde
aramak gerekir.
**
Başkanlık sistemini bir de bu açıdan ele alalım
isterseniz.
Başkanlık sistemi bizde sadece bir yönetim sistemi olarak
tartışıldı. Başkanın yetkileri neler olacak? Yasama organı karşısındaki konumu
ne olacak? Altın varaklı tahta mı oturacak, Bürosan koltuklarla mı yetinecek?
Oysa başkanlık sistemi, a) bir yönetim sistemi, b)
öncelikle ve daha önemlisi, bir seçim sistemidir. Yürütme organının başının
nasıl yöneteceğinden önce, nasıl seçileceğini belirler. Bakarsan ABD başkanı
ile Kanada veya İngiltere veya Almanya başbakanı arasında yetki ve sorumluluk
açısından o kadar büyük farklar yok. Asıl fark nasıl seçildiklerinde.
Başkanlığın püf noktası şu: Yüzde elli artı bir alan
kazanır, alamayan elenir. Yüzde on barajını unutun. Başkanlık sisteminde baraj
yüzde ellidir. Kırk dokuz alana teselli armağanı verilmez. Yirmi dört küsurdan
yirmi beş küsura çıktık diye sevinene gülerler.
Bu sistemde küçük siyasi grupların ayrı parti olarak var
olma şansı yoktur. Küçük partiler ancak iki büyük bloktan biri - ya da her
ikisi – içinde yer alarak varlıklarını sürdürebilirler. İttifak kurmayı ve
pazarlık etmeyi öğrenirler. Yüzde elli artı bire hitap etme disiplinini
kazanırlar.
Elbette işin ince ayarları var. ABD sisteminde parti
konsolidasyonunu sağlayan öteki ayak Kongre seçimlerinde uygulanan dar bölge
sistemi. Başkana ek olarak her parlamento seçim bölgesine yüzde elli şartı
getirince, üçüncü partilerin hiç şansı kalmıyor.
Buna karşılık İngiltere ve Kanada örneklerindeki gibi
başkansız dar bölge sistemi, bölgesel tabanlı üçüncü partilere şans tanıyor.
Brezilya, Arjantin, Şili, Uruguay gibi otuz küsur yıldan beri iyi kötü
istikrara kavuşmuş başkanlık sistemleri incelense eminim çıkaracak başka
dersler de bulunur.
“Yaptırırım–yaptırmam” falını aşıp işin ayrıntılarını
tartışma vakti gelmiş midir dersiniz?
Yoksa Kemal Bey yerine Ahmet veya Mehmet'i getirsek,
baştakilere her gün televizyondan laf yetiştirsek, araya bir kaç tane “sol”
veya “sağ” slogan sıkıştırsak 2019'da Allahın izniyle bu iş olur mu diyorsunuz?
2 yorum:
Tartismak iyidir. Onderligini yapmak biraz da siyasal bilimcilere duser. Ancak, hazir ortada iyiletim bekleyen bir anayasa varken baskanligi da aradan cikaralim dusuncesi biraz dayatmaci olur. Ustelik tek adam ve karizmaya dayanan siyasi basarilar, beraberinde uzun vadeli sonuclar getirecek olan bir sistem degisikligi icin saglam bir gerekce ya da temel olusturmazlar. Dunyada da ornegi herhalde yoktur.
Değerli okurumuz, dünyada başkanlık sistemi ile yönetilen her ülke diktatörlük olmadığı gibi her parlamenter yönetim de demokratik değildir. Yeterli demokratik denetim sistemi varsa yönetim diktatörlük olmaz. Yanlış olan bizim arkaik muhalefetin ön yargı ile yola çıkması tartışmayı dışlamasıdır. Emin olun iyi düzenlenmiş başkanlık sisteminde Erdoğan'ın yetkileri bu günkünden çok daha az olabilir.Karizmaya dayanan sistem elbette sonuna kadar gitmez ama alternatif üretilmezse kendi alternatifini yaratıp devam eder.
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.