Yüzlerce resmi belge, mahkeme kararları ve tanıkların
anlatımlarıyla Ermeni Soykırımı sırasında yaşananlara ışık tutan 'Bizzat
Hallediniz' sergisini, projenin koordinatörlüğünü yapan Salih Erturan’la
konuştuk. Ermeni Soykırımı’na dair belgelerin ve fotoğrafların yer aldığı
“Bizzat Hallediniz” isimli sergi, resmi yazışmalar ve dönemin tanıklarının
hatıralarına dayanarak soykırımın boyutunu gözler önüne seriyor. Babil Derneği
ve Tarih Vakfı’nın hazırladığı “Bizzat Hallediniz”, adını Talat Paşa’nın
telgraflarında sıklıkla kullandığı ifadeden alıyor.
31 Aralık’a kadar
ziyaret edilebilecek olan sergiye Tophane’de bulunan “Depo” adlı galeri ev
sahipliği yapıyor. Belirli bir bölümü açık olan Başbakanlık Osmanlı
Arşivleri’ndeki telgrafların incelenmesi; yasa, talimatname ve mahkeme
kararlarının bir araya getirilmesi ile oluşturulan sergiyi, proje koordinatörü
Salih Erturan’la konuştuk.
RESMİ GEREKÇE VE NİYET FARKLI
Dahiliye Nezareti’nden, yani dönemin İçişleri Bakanlığı’ndan
Anadolu’ya gönderilen binlerce telgraf üzerinde çalışarak sergiyi
oluşturduklarını söyleyen Erturan, “Telgraf sayısını önce 800’e, daha sonra da
sergide göstermek üzere 400’e indirdik. Yani sergide kullandığımız telgraflar
devlet görevlilerinin ‘arşivlerimiz açık’ dediği telgraflar” diyor.
“Bilindiği üzere 1915’in resmi gerekçesi güvenlik ve doğu
illerinde Rus sınırına yakın yerlerde Ermenilerin Ruslarla işbirliği yapma
olasılığı. Ama soykırım her yerde yaşandı” diyen Erturan, şu örneği veriyor:
“Örneğin 1915’te Çanakkale’nin Ezine ilçesinde 500 kişilik bir Ermeni cemaati
var. Ezine Ermenilerinin Trablusgarp Savaşı sonucuna sevinme olasılıklarına
karşı tehcir edilmeleri emrediliyor. Bu saçma ve komik. Bununda ötesinde resmi
gerekçe ile niyet arasındaki farkı apaçık ortaya koyan bir telgraf bu.”
PAYLAN ‘BENİM BELGEM ANNEANNEM’ DEDİ
“Soykırım yaşanıp biten bir şey değil. Soykırım, gerekli
tazminler sağlanmadıkça ve özürler dilenmediği sürece yüzyıllar boyunca sürüp
giden bir olgu” diye konuşuyor Erturan.
Sergide kullandıkları ana enstrümanın telgraflar olduğunun altını çizen
Erturan, arşivlerdeki telgrafları, önce Teşkilat-ı Mahsusa ve İttihat Terakki
kadroları, daha sonra da yeni cumhuriyetin yöneticilerin temizlediğini
söylüyor. Erturan, “Tüm bu temizlemelere rağmen var olan belgelerden bile Ermeni
Soykırımı izlerine rastlayabiliyorsunuz” diyor.
Resmi belgelerin tamamen yok edilmiş olması halinde dahi
böylesi çalışmaların yapılacağının altını çiziyor Erturanve şunları söylüyor:
“O zaman da yapacak çok şey olurdu. Bundan birkaç ay önce bir belge
tartışmasında milletvekili Garo Paylan ‘Benim belgem anneannem’ demişti. Bu
bence her şeyi çok iyi ve kısaca açıklayan bir cümle.”
“Sergi sayesinde ziyaretçiler kendi memleketlerine
gönderilen telgrafları ve memleketlerindeki yöneticilerin Talat Paşa’ya gönderdikleri
cevapları okuyunca 1915’in ne olduğu anlamlandırabiliyorlar” diye konuşan Erturan, ziyaretçilerin bir
zamanlar memleketlerinde yaşayanların bu telgraflar ile nasıl bir felakete
sürüklendiğini görebildiğini vurguluyor. Babil Derneği olarak serginin farklı
şehirlerde de açılmasını istediklerine değinen Erturan, konuyla ilgili diğer
şehirlerden gelen teklifleri değerlendirdiklerini belirtiyor.
SOYKIRIM KURUMLARININ VARLIĞI BUGÜN YAŞADIKLARIMIZI DA
AÇIKLIYOR
Erturan, 1915’in 100. yılının soykırım ve tehcir üzerine
konuşmak için bir ortam yarattığını belirterek şu ifadeleri kullanıyor: “Ancak
yakın tarihimizle yüzleşme çabaları çok uzun yıllar önce başlamalıydı. Burada
demek istediğim şu, eğer 1915 senesinde soykırım memurluğu yapan kişiler yeni cumhuriyette
dönemler boyunca mecliste yer almasalardı, bakanlık yapmasalardı, 1915’te
kurulan bazı kurumlar bugün Türkiye’nin ana eklemini oluşturan kurumlar
olmasaydı, Dersim’de 1938’de yaşanan katliamı, Varlık Vergisi’ni, 6-7 Eylülü,
12 Eylül’ü, 90’lı yıllarda ve hatta şu günlerde yaşadıklarımız yaşamamış
olurduk diye düşünüyorum.” (İstanbul/EVRENSEL)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.