Sarkis Hatspanian
Yani ismi Sarkis olanların günü(1) olup, onlara “isminle
yaşayasın” dileklerinin iletildiği gün bugün ! Gelişmiş teknolojinin bizi daha
insanî yaşadığımız dünyamızdan hergün biraz daha uzaklaştırdığı bu zamanlara
özgü iletişim araç ve gereçleri vasıtasıyla sabahtan beri edindiğim yüzlerce
kutlama mesajına teşekkürlerimi iletirken, aynı iyi dilekleri edinebilmesi için
payına biçilmiş ömründen sadece bir haftası yetmeyip, fanî dünyamızdan günler
evvel göçen Sarkis Dayı onu yitirdiğimizi öğrendiğim andan beri aklımdan
çıkmıyor hiç !
Hoş ki, salt acı, acı ve yine acı dolu 86 yıllık dünyevî
yaşamında tek bir kez, bir defalığına bile olsa, kimselerin ona “isminle
yaşayasın” dememiş, diyememiş olduğu değerli soydaşımızı bizlerden ayrılışının
haftasında bu yazıyla gerektiği gibi anmak ve Ermeni tarihinin en güçlü ve
görkemli kralı Büyük Dikran’ın adına M.Ö. 77’de varedilen kadim Ermenistan
Krallığı’nın başkenti Dikranagert’e(2) taş atsan değer uzaklıkta bir köyde
doğup-büyüme bu dünyalar iyisi, güzel insanımızı yâd edip, değerli anısı önünde
saygıyla eğilme görevimi yerine getirmek istiyorum.
SarkisBilinmeyen tarihlerden günümüze varlığını
sürdüregelen Ermeni uygarlığının zengin tarihinde her ama her varedilişle
oluşumun tarihsel, dilsel ve coğrafi bir gerekçesi ile neden-sonuç ilişkilerinin
sözkonusu oluşuma yüklediği anlam ve içerik vardır. Biz Ermenilerde hiç ama hiç
bir oluşum anlamsız, öyle olmadığı için de anlatımsız değildir. Gizem dolu bu
özellikler, Ermeni halkının tarihsel oluşum dönemlerinin ilk evrelerinden
başlamak üzere, giderek yayılıp, genişleyen bir coğrafyanın ilk ve asıl yerlisi
olmasıyla, köklerinin yaşadığı toprakların doğasıyla bütünleşmiş olmasıyla
açıklanabilir. Bu topraklara silinmezcesine damgasını vurmuş Ermeni uygarlık
tarihinin en ama en belirgin özelliği ise, Ermeni insanının kendi topraklarının
doğasına; dağına, taşına, denizine, gölüne, ırmağına, yaylasına, ovasına,
merasına, mezrasına, köyü, kasabası ve şehirlerine kendi diliyle verdiği
isimlerdir. Bugün, Ermeni insanının doğasına, kültürüne, tarihine, diline ve
coğrafyasına yapılmış gayr-ı insanî tüm saldırıların en reddedilmez kanıtına,
Ermeni insanının kendi topraklarında salt fizikî olarak yaşamayı sürdürse de,
kendisine ait olan soy, dil ve inanç üçlüsünden oluşan ulusal kimliğinden
yoksun bırakıldığı gerçeğinin tanıklığını yaparak rastlıyoruz.
Yukarıdaki tanımlamanın doğruyu harfiyen yansıttığı
gerçeğinin son örneğine ise daha günler önce rastladığımız ve de, M.Ö. 77’de
kendi kralı Büyük Dikran(3) tarafından varedildiği yıllarda, yani bundan 2093
sene önce 100 binden fazla nüfusu olan yerleşkede 20. yüzyılın ilk çeyreğinde,
kralın soyundan olan halkına karşı işlenmiş soykırım nedeniyle yetim kalmış
Ermeni Dikran’dan dünyaya gelmiş olduğu halde, babasının öz adıyla, dinini
saklamak zorunda bırakıldığından “Şevket” ve “müslüman” olması gibi, kendisinin
de aslen Sarkis olan ismini, sanki acılı yüreğinin derinlerinde saklanması
gereken bir sırmış gibi saklayarak, bir ömür boyu “Sıtkı” veya “Hemo Sıdkî”
olarak geçirmiş olan Sarkis Dayı’nın eşine az rastlanır bir kültür katliamı
sonucu 1934’te(4) Eken’e dönüştürülen soyadının aslını öğrenebilme olanağından
bile yoksun bırakılarak toprağa verilişinin şahidi olma bedbahtlığını yaşamaya
zorlandığımızdan biliyoruz.
Yurdu işgal edilen bir halkın, o toprakların yerlisi olan
insanlarının kendi atatopraklarında esaret halinde yaşamaya zorlandıkları
çileli hayatın en dayanılmaz acısı hiç kuşkusuz, soykırıma uğratıldıkları
yıllara dek binyıllardır kesintisiz olarak yaşadıkları vatanlarının asıl sahibi
oldukları halde, zoraki bir kimlik değişimine uğratılarak, kendi doğalarının
kaybına uğratılmış olmaları, yani insan doğasına karşı işlenen bir vahşete
maruz kalmış olmalarıdır. Bunun ne denli büyük bir acı olduğunu “Şevket” olmaya
zorlanmış Dikran’lardan doğma Sarkis’lerin de “Sıtkı” olarak geçirmek zorunda
bırakıldıkları yaşamlarının birebir tanığı olan her ama herkesin, tarifi
olanaksız bu acıların bir nebze olsun hafifletilebilmesi için elinde-avucundaki
tüm olanakları, bu insanların kendi topraklarında, özgürce, kendi Ermeni
kimlikleriyle, korkusuzca yaşayabilmeleri için gereken koşulların yaratılmasına
seferber etmeleriyle, insanî çabalarda bulunmalarına bağlıdır.
SarkisHalkımızın ulusal dokusuyla, davasına duyarlı olan
tüm kesimler gibi benim için de anlaşılamayan ve mutlaka mahkûm edilmesi
gereken olguysa, Dikranakert’teki acı kaybımız Sarkis Dayı ile ilgili, olsun
Türk, olsun Kürt ve hatta çok acaip ve anlaşılmaz da olsa Ermeni basınında bile
yer alan tüm yazı ve yorumlarda, değerli soydaşımızdan “Diyarbakır’ın son Ermenisi”
olarak bahsedilmesi yanlışıydı. Sadece benim şahsen tanıdığım ve yakın
ilişkiler içerisinde bulunduğum Ermenilerin yüzlerce, zorla
“müslümanlaştırılmış” olanların onbinler, belki de yüzbinlerce olduğu bir
yerde, tüm bu soydaşlarımızı bilinçli veya bilinçsizce hesaba katmayıp, Sarkis
Dayı sanki son varlığımız imiş gibi yayınları tasvip etmiyor ve gerçeği
yansıtmayan bu yaklaşımın pratik adımlarla tekzip edilip, düzeltilmesini
arzuluyorum. Zira, Dikranakertli Sarkis Dayı’nın anısına samimi olarak duyulacak
saygının et ve kemiğe bürünmesini, o değerli insanın anısının gerçekten de
yaşatılmasını ben, bundan böyle o topraklarda “Şevket” ve “Sıtkı” olmaya
zorlanmış tüm Dikran ve Sarkis’lerin gün be gün çoğalacakları, binlerin
onbinlere, yüzbinler ve belki de milyonlara ulaşacakları, hasretini yaşadığımız
o güzel günlere can-ı gönülden merhaba edilerek başlanmasına endeksliyorum.
Sarkis Dayı’nın anısının yaşatılmasının tek ölçütü ve insan doğasına duyulan
saygının tek göstergesi, “Aslını inkâr eden haramzadedir” doğrusu temelinde,
Ermenilere yapılan soykırımın acısını, salt bir mucize sonucu fiziken hayatta
kaldığı halde, ulusal kimlik kaybını yaşayarak katbekat mağdur edilen “iki
dinden avare” soydaşlarımızdan “Muhtedî”-“Dönme”(5) veya “Bavfılla” olarak
tanımlanan kesimlerinin yeniden kendi Ermeni kimlik ve benliklerine ulaşmaları
yönünde atılacak tüm sağlıklı adımlardır. Bunun başka da hiç bir alternatifi
yoktur, olamaz !
Gerçek adı Sarkis olduğu halde, adının kutlandığı
günlerden hiç birini “isminle yaşayasın” dilekleri ve isim gününü bayram
havasında kutlayanların sıcak sevgi ve coşkusunu yaşayıp, hissedemeden
dünyamızdan göçen sevgili insanımızdan ayrılışımızın acısını, dünyaya gözlerini
sadece birkaç ay önce Dikranakert’te açan değerli sanatçımız Udî Yervant ve
Talin çiftinin bebeği Dikran’ın doğmasından duyduğumuz sevince dönüşmesi
umuduyla, bundan böyle, onlarca, yüzlerce Dikran’ın doğmasını temenni ettiğim
topraklarda, kendi kimliğiyle yaşaması engellenmiş olan soydaşlarımızdan
birinin ailesinde doğacak olan bir erkek çocuğuna Sarkis adının koyulacağından
en az adım kadar emin olduğumu bildiriyor ve o evlâdımıza özgürce yaşayacağı
yarınlarda “isminle yaşayasın” dileklerini iletebileceğimiz güzel günlere olan
özlemimizi yineliyorum.
Birbuçuk senelik bir ayrılıktan sonra mahşerde yeniden
buluştuğun Baydzar Baco’muza selamlarımızı söylemeyi unutma Sarkis Dayı, en
önemlisi ama, ona kavuşup da sarılıp-kokladığında kulağına usulca
“Dikranakert’i öksüz bırakmadım Baydzar’ım, Dikran’ın doğuşunu bekledim ve
atalarımızın emanetini ona teslim ettikten sonra yanına geldim” demeyi de
unutma, e mi !
Güle güle Sarkis Dayı, hoşgeldin Dikran bebek… sen
kralımız Büyük Dikran’dan bize yadigâr topraklarda 1915’in yüzüncü yılında
doğmuş son küçük Dikran olduğun için de, en büyük sevgimiz, özlemimiz ve
umudumuzsun !
Sarkis HATSPANIAN
Yerevan, 23 ocak 2016
DOĞU ERMENİSTAN
(1)
https://en.wikipedia.org/wiki/Saint_Sarkis_the_Warrior
(2) https://en.wikipedia.org/wiki/Tigranocerta
(3) https://en.wikipedia.org/wiki/Tigranes_the_Great
(4) https://en.wikipedia.org/wiki/Surname_Law
(5) https://en.wikipedia.org/wiki/Hidden_Armenians
Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on
TumblrShare on Google+
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.