
Oytun Orhan, ORSAM Araştırmacısı
Suriye Dürzileri bir taraftan güvenlik kaygısı içinde
olsa da yüzyıllardır çatışmalar, katliamlar ve iç savaşlardan kurtulmayı
başarmış olduklarına, dolayısıyla hayatta kalma konusunda doğal bir içgüdüye
sahip olduklarına inanmaktadır. Tarihsel bellek, yüzyıllardır hayatta kalmak
için verilen mücadele, Suriye Dürzilerinde, bu tarz durumlarda nasıl hareket
etmeleri gerektiği konusunda doğal bir refleks geliştirmiştir. Dürziler arasında
kendini savunma mekanizması çok gelişmiştir. Suriye Dürzilerinin Suriye İç
Savaşı'nda aldıkları pozisyon ve izledikleri politikalar tam da bu geleneğin,
siyasi kültürün bir yansıması şeklindedir. Bir Lübnan Dürzisinin söz konusu
yaklaşım konusunda tarihten verdiği örnek çarpıcıdır. Ayn Calud Savaşı
sırasında, Dürzi aşiretlerden biri aşiret üyelerinin bir kısmını savaşmak üzere
Moğol bir kısmını da Memlük ordusuna göndermiştir. Böylece savaşın galibinin
kim olacağından bağımsız olarak aşiretin güvenliğini güvence altına almıştır. Suriye Dürzileri, hiçbir zaman bütün
kartlarını açık oynama şanslarının olmadığını ifade etmektedir.
***
Suriye İç Savaşı'nın gelişiminde, Suriyeli etnik/dinsel
azınlık gruplarının pozisyonu belirleyici unsurlardan biri olmuştur. Suriye
rejimi, halk ayaklanmasının başlamasından itibaren 'azınlıklar ittifakı'
oluşturma çabası içindedir. Böylece ülkeyi 'Sünniler ve diğerleri' temelinde bölerek
ve karşı kampı olabildiğince radikalleştirerek, diğer tüm grupları kendi
etrafında seferber etmeye çalışmıştır. Suriyeli dini bir azınlık grubu olan
Dürziler de rejimin kendi yanına çekmeye çalıştığı hedef gruplardan biridir.
Rejimin stratejisi Dürziler özelinde belli açılardan ‘başarılı’ olmuştur.
Suriye’de Dürzilerin büyük bölümü Ürdün sınırında yer alan Suveyda Vilayeti’nde
yoğunlaşmıştır. Burada istisnalar hariç rejim karşıtı büyük olaylar yaşanmamış
ve muhalif hareketler ortaya çıkmamıştır. Buna rağmen, Suriye Dürzilerinin
ülkedeki Arap Alevi ve Hıristiyanlar gibi diğer azınlık gruplarından farklı
olarak, kendilerine has bir yaklaşım geliştirdiklerini söylemek mümkündür.
Suriye Dürzileri
bir azınlık grubu olmanın getirdiği psikoloji ile, devlet ile muhalifler
arasında yaşanan çatışmada tarafsız kalma çabası içindedir. Suriye Dürzileri
bir taraftan güvenlik kaygısı içinde olsa da yüzyıllardır çatışmalar,
katliamlar ve iç savaşlardan kurtulmayı başarmış olduklarına, dolayısıyla
hayatta kalma konusunda doğal bir içgüdüye sahip olduklarına inanmaktadır.
Tarihsel bellek, yüzyıllardır hayatta kalmak için verilen mücadele, Suriye
Dürzilerinde, bu tarz durumlarda nasıl hareket etmeleri gerektiği konusunda
doğal bir refleks geliştirmiştir. Dürziler arasında kendini savunma mekanizması
çok gelişmiştir. Suriye Dürzilerinin Suriye İç Savaşı'nda aldıkları pozisyon ve
izledikleri politikalar tam da bu geleneğin, siyasi kültürün bir yansıması
şeklindedir. Bir Lübnan Dürzisinin söz konusu yaklaşım konusunda tarihten
verdiği örnek çarpıcıdır. Ayn Calud Savaşı sırasında, Dürzi aşiretlerden biri
aşiret üyelerinin bir kısmını savaşmak üzere Moğol bir kısmını da Memlük
ordusuna göndermiştir. Böylece savaşın galibinin kim olacağından bağımsız
olarak aşiretin güvenliğini güvence altına almıştır.
Suriye Dürzileri,
hiçbir zaman bütün kartlarını açık oynama şanslarının olmadığını ifade
etmektedir. Ortadoğu’da Kürtlerin sonuna kadar gidecek şekilde politika
belirlediklerine, ancak kendilerinin küçük bir azınlık olarak oyunu böyle
oynama şanslarının olmadığına inanmaktadırlar. Genel olarak, yaşadıkları toplum
ve devlet ile uyumlu olma çabası içinde oldukları söylenebilir. Bir Dürzi
kanaat önderinin ifadesi ile, “Dürzilerin kaybetmeyi göze alma lüksü yoktur.”
Dürziler Suriye’de azınlık ittifakından ziyade herkes ile konuşmaya imkân
sağlayacak bir açık kapı politikası izlemeyi tercih etmektedir.
Tüm bu nedenlerle,
Dürzilerin Suriye İç Savaşı'nda kendine has bir tutum aldığını söylemek
mümkündür. Dürziler büyük ölçüde rejim ile saf tutmuş olsa da, muhalifler ile
de doğrudan çatışmaya girmeme ve gerektiğinde iletişim kurma ve işbirliği yapma
yolunu tercih etmiştir. Ordu ile birlikte muhaliflere karşı savaşma konusunda
son derece temkinli davranmaktadırlar. Dürzilerin geneli, rejim yanında yer
alsalar da tam anlamıyla rejim yanlısı bir grup olarak görülmemeyi başarmıştır.
Suriyeli Dürzi dini liderler, Dürzilerin sadece kendi vilayetleri yani
Suveyda’yı savunmak üzere silahlanacağını açıklamış ve Suriye ordusuna ülkenin
farklı yerlerinde savaşması için asker göndermeyi reddetmiştir. Bu yaklaşım
Suriye Dürzileri ile rejim arasında sorun yaratmaktadır. Dürziler kendi
gençlerini silahlandırmakta ve eğitmekte, bunun için rejimden finansal ve
askeri destek almaktadır. 20 binin üzerinde Dürzi savaşçı, Suriye ordusuna
entegre biçimde kendi bölgelerini korumaktadır. Ayrıca, Suriye Dürzilerinin
yaşadığı Suveyda Vilayeti’ne, rejim yanlısı hiçbir dış gücün girişine de izin
vermemektedirler. Rejim kontrolü altındaki diğer birçok bölgede Hizbullah başta
olmak üzere çok sayıda yabancı savaşçı bulunurken, Suveyda’da Suriye dışından
güç bulunmamaktadır. Bu da, Dürzilerin iç savaşın galibinin kim olacağından
bağımsız olarak, güvenliklerini sağlamaları ve fiili otonom konumlarını
sürdürebilmeleri açısından önemlidir.
Suriye
Dürzilerinin uzantıları ve akrabaları Lübnan’da yaşamaktadır. Lübnan’ın Şuf
Vilayeti’nde yoğunlaşan Lübnan Dürzileri ise Suriye krizi konusunda ikiye
bölünmüş durumdadır. Lübnan Dürzilerinin önde gelen lideri konumundaki Velit
Canpolat ve partisi Suriye’de Esad karşıtı bir pozisyon almıştır. Buna karşılık
diğer büyük Dürzi ailesi ve Canpolat’ların siyasi rakibi olan Arslan ailesi
ise, Esad rejimini destekleyen bir pozisyon almıştır.
Suriye Dürzileri
arasında, nispeten zayıf olsa da farklı eğilimler söz konusudur. Bu anlamda
bazı kesimler “Biz Dürziler olarak neden Esad ve rejimi hesabına kendimizi feda
ediyoruz?” sorusunu sormaktadır. Eylül 2015 tarihinde Suveyda’da, rejim karşıtı
Dürzi lider Şeyh Vahid El Belus suikast sonucu hayatını kaybetmiştir. Belus,
Dürzi gençlerin orduda askerlik yapmasına karşı çıkıyordu ve Suveyda valisi ile
emniyet müdürünün istifasını isteyen gösteriler düzenlemişti. Saldırıyı
gerçekleştirenler bilinmese de bunun içerden güçlü Dürzilerin desteğiyle, Esad
rejiminin saldırısı olduğu konusunda neredeyse kesin bir kanaat vardır. Rejimin
bu eylemi, Dürziler arasında farklı yollara sapmayı düşünenlere düzen verme,
tekrar düşünmeye yönlendirme çabası olarak görülmektedir.
Suriye Dürzileri
arasında muhalif ya da rejim yanlısı bir siyasal hareket söz konusu değildir.
Suriye Dürzilerini din adamları ve kanaat önderleri yönlendirmekte, onlara
liderlik etmektedir. Genel olarak da halk ile din adamlarının paralel düşündüğü
söylenebilir. Ana akım görüşü yansıtmasa da, rejim karşıtı Dürzi lider Şeyh
Vahid El Belus alternatif görüşler dile getiren bir isimdi. Buna karşın, birçok
Dürzi tarafından da hain olarak görülmekteydi. Suriye Dürzileri arasından
alternatif bir görüş çıkma ihtimali olsa bile, Belus suikastından sonra bunun
neredeyse imkânsız olduğu dile getirilmektedir.
Suriye Dürzileri
açısından en yakın tehdit Nusra Cephesi’dir. Suveyda Vilayeti’nin yakın
çevresinde Nusra Cephesi’nin ciddi varlığı söz konusudur. Hatta 2015 yılı
ortalarında örgütün Suveyda kent merkezine ilerlemesi ihtimali konuşuluyordu.
Aynı şekilde Haziran 2015 tarihinde İdlib vilayeti sınırlarındaki Dürzi
yerleşim merkezi Ayn Laruz’da Nusra Cephesi ile Dürzi siviller arasında yaşanan
bir anlaşmazlık sonucunda, 20 Dürzi Nusra Cephesi tarafından öldürülmüştü. Bu
bölgelerde de Dürziler Nusra ile yakın komşudur. Aynı olayları takiben, bir
Dürzi dini lider de yine Nusra Cephesi tarafından hapse atılmıştı. Lübnanlı
Dürzi lider Velit Canbolat Suriyeli muhaliflerle diyalog başlatmak üzere bir
girişim başlatmış ve bu kapsamda yine bir Dürzi olan Lübnan Sağlık Bakanı Vail
Ebu Faur Türkiye’yi ziyaret etmiştir. Velit Canbolat’ın çabası ve Türkiye’nin
yardımları sayesinde, Suriye Dürzileri ile muhalifler arasındaki gerginliğe son
verilmiştir. Tüm bu nedenlerle Dürzi toplumunun önde gelenleri halkın güvenliği
açısından Suriyeli muhalifler ve özellikle de Dürzi bölgelerine yakın olan
Nusra Cephesi ile ilişkileri iyi tutmak çabası içindedir. Dürziler, El
Kaide’nin Suriye kolu olan Nusra Cephesi’ni terör örgütü olarak görmediklerini
ifade etmektedir. IŞİD’in hiçbir zaman kendilerini kabullenmeyeceğini ancak
Nusra Cephesi’nin farklı olduğunu düşümektedirler. Muhtemelen bu düşünce, Nusra
Cephesi’nden tehdit algılamadıkları anlamına gelmemekte. Ancak Dürzilerin
yukarıda bahsedilen hayatta kalma çabası, bu siyasi söylemin gerekçesi gibidir.
Suriye Dürzileri ülkenin farklı kesimlerindeki güç dengelerini dikkate alarak,
kendi güvenliklerini sağlamak için birbiri ile çelişik görünen pozisyonlar
almak durumunda kalabilmektedir.
Suriye
Dürzilerinin geleceğinin belirlenmesi açısından bir diğer faktör, İsrail’dir.
İsrail içinde nüfusu130 bini bulan bir Dürzi azınlık yaşamaktadır. Bu kesim,
İsrail güvenlik bürokrasisi içinde etkili konumdadır. Dürzilerin İsrail karar
alma mekanizmalarındaki rolü, Suriye Dürzileri üzerinde bir İsrail koruma
kalkanı yaratmaktadır. İdlib’te bir Dürzi din adamı Nusra Cephesi tarafından
öldürüldükten sonra, İsrail uçakları örgüte hava saldırısı gerçekleştirmiştir.
Hatta birçok yorumda, İsrail’in kendi sınırlarında ortaya çıkacak bir Dürzi
devletini Suriye ile arasında bir tampon bölge olarak destekleyebileceği ileri
sürülmektedir. Buna karşın Suriye Dürzileri bağımsız devlet, otonom bölge gibi
konularda son derece muhafazakar bir tutum içindedir. Suriye’nin parçalanması
ve şartların oluşması durumunda dahi bu yola başvurmayacaklarını, zira bunun
kendilerini hedef haline getirebileceğini ifade etmektedirler. Dürziler
Suveyda’da zaten fiilen otonomiye sahip olduklarına inanmaktadır. Dürzilerin en
belirgin özelliklerinden biri, içinde yaşadıkları toplum ile uyumlu ve
otoritesi altında yaşadıkları siyasal yapının sadık üyeleri olmalarıdır.
Son olarak,
Dürzilerin Türkiye ile ilişkileri ve Türkiye algısına bakıldığında, taraflar
arasında yakın ilişkiler açısından engel oluşturacak olumsuz bir tarihsel
mirasın olduğunu söylemek mümkün değildir. Dürziler, Osmanlı döneminde merkezi
otorite tarafından birçok alana, tampon bölge oluşturmak amacıyla
yerleştirildiklerini belirtmektedir. Osmanlı ile Dürziler arasında yaşanan bazı
olaylarda ise sorunun özünü dinsel olmaktan ziyade vergi sorunları
oluşturmuştur. Suriye iç savaşında özelinde de Dürzilerin gerektiğinde muhalif
kanat ile de iletişim ihtiyacı, bu kanalın Türkiye üzerinden açık tutulması
ihtiyacını beraberinde getirmektedir.
Bu çalışma 8-13 Aralık 2015 tarihleri arasında Lübnan’da
Suriyeli ve Lübnanlı Dürzi kanaat önderleri ila yapılan görüşmelere dayalı
olarak hazırlanmıştır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.