Ayfer Tuzcu Ünsal / info@gaziantephaberler.com
Emitt (Uluslararası Doğu Akdeniz Turizm ve Seyehat) Fuarı
geçen hafta sonu yapıldı. Turizmdeki kriz, tüm boyutlarıyla fuara da
yansımıştı. Örneğin, bazı kentlerin yanısıra Gaziantebin de bu sene standı
yoktu. Ama bunun yanısıra başka hoşluklar vardı, özellikle Güneydoğu İllerinin
standlarında ki gümbür gümbür davul sesleri bu sene yoktu. O nedenle de
konuşulanları rahatlıkla anlayabildim.
Şehirler kendilerini tanıtmak için çok güzel mizansenler
hazırlamışlardı. Hatay, muhteşem zenginlikte ki yemeklerini yaydığı bir masanın
bir tarafına Antiogos’u diğer tarafa Dafne’yi oturtmuştu. Standa girenler
yemeklerin yanısıra Hatay’ın diğer kültür zenginliklerini de görme şansı elde
ettiler.
Bu sene, her sene olduğu gibi ortalıkda dolaşan ünlü
Anadolu Efsane kahramanları vardı. Paris ve Helen gibi... Paris, hatırlanacağı
üzere, Helen’i Truva’ya kaçırmış ve tarihi değiştirmişti...
Kırşehir standında Yardım Sevenler Derneği temsilcileri
kentlerine özgü yiyecekler satıyorlardı. O standdan dolmalık kuru kırmızıbiber
aldım. Bu biberin kabuğu çok ince, o nedenle de doldurulmuyor, içerisine iç
koyularak sarılıyor. Henüz denemedim, incecik dolmalık biberi haşlayıp, tıpkı
kendilerinin yaptığı gibi, doldurmak yerine saracağım! Dernek üyeleri elde
ettikleri gelirle öğrencilere burs veriyorlarmış. Aynı stant da ortada Neşet Ertaş’ın
güzel bir mumyası da vardı.
Kastamonu standında Pınarbaşı İlçesine özgü Kara çorba
dağıtıyorlardı. Kara çorba, tavuk etinin suyu ve kızılcık ekşisiyle yapılan bir
çorba türü, çok da lezzetli. Köy tavuğu ile yapılmıştı, simsiyah rengi ile
değişik ve sağlıklıydı.
Şimdilerde yerel boyama tekniklerine pek bir ilgi var.
Onlardan birisi de Tokat ve Kastamonu’da gördüğüm ıhlamur ağacına kazınmış bir
desenin kumaşın üzerine basılmasıydı. Emitt fuarında bir Hanımefendi aynı
teknikle deseni kumaşın üzerine basarak ayrıca fırça ile de boyuyordu. Boyadığı
masa örtüsü pek şık duruyordu.
Her sene olduğu gibi halı tezgahları fuar alanına
getirilmişti. İpek ve yün halı dokuyan hanımlar, çeşitli renkleriyle pek
güzeldiler.
Aksaray’dan getirilen Akbaş cinsi köpek pek güzeldi.
Kendisi durumundan pek memnun olmasa bile, fuara gelenler tarafından çok
sempatik bulundu ve başı okşanarak sevildi.
Siir standında her sene Siirt’e özgü bakır tencere ve
kaplar oluyor, ben de pek seviyorum onları seyretmeyi... Bu sene yine Siirt’e
özgü perde pilavının yapıldığı dibe doğru daralan bakır tencerelerin çeşitli
boylarını fuara getirmişlerdi.
Seneye, eskisi gibi coşkulu bir Emitt fuarı bekliyorum
inşallah.
SAMATYA’DA KISA BİR GEZİ
Samatya, İstanbul’un en eski semtlerinden birisi...
Kelimenin anlamı da Psamatyon’dan gelme ve “kumluk yer” demekmiş Eski
Yunancada. Gerçekten, denize yakınlığına ve deniz tarafına örülen surlara
bakılırsa asırlar önce ince kumu ile meşhur bir yerdi herhalde.
Geçen Pazar günü Fest tur ile Samatya’yı gezdik. Hala
tarihi dokusunu koruyabilen ender yerlerden birisi Samatya. Daracık sokaklar ve
eski ahşap evler dimdik ayakta. Rehberimiz Çiçek Akçıl, eski ahşap evlerin
yanlarına örülen yangın duvarlarını da gösterdi bize. Bu duvarlar sayesinde,
yangın çıktığında evden eve atlaması bir ölçüde önlenebiliyormuş.
Samatya’nın orijinal halkı gayri müslim olduğu için çok
sayıda kilise bulunuyor. Bazı kiliselerin cemaatı olmadığı veya çok az olduğu
için kiliselere yeteri kadar bakılamıyor.
Samatya gezimiz sırasında Mimar Sinan tarafından inşa edilen
eski bir hamam dikkatmi çekti. Hamam, restore edileceğine, yeni taşla bina
eklenmiş önüne ve süpermarket olmuş!
Bugün ki Samatya’da balıkçı lokantaları ve meyhaneler çok
popüler. Bu tür mekanların açık olduğu öğle saatlarından itibaren meydan pek
kalabalık oluyor.
Gezi sırasında bana sürpriz olan, bir kilisenin
bahçesinde gördüğüm e üzerinde de mandalin olan meyva agacıydı.
03 Subat 2016



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.