Dr. Ömer Uluçay / info@adanamedya.com
Devletler, azınlık haklarının kullanımında olumsuz
müdahalelerden kaçınmanın yanı sıra, tüm bu hakların kullanılmasını
kolaylaştıracak gerekli önlemleri almakla, hatta bu hakların kullanımını
destekleyerek teşvik etmekle de yükümlüdürler.
Gelinen aşamada, devletler edilgen tutum yerine aktif rol oynamak
durumundadır. (Bu nedenle de devlet azınlık okullarının, dini ve hayır kurumlarının giderlerine katılmalı, varlıklarını sürdürmelerini sağlamlıdır. HYETERT)
***
Azınlıkları Sınıflandırmak
Prof.Dr. Hasan Tunç[8], Uluslar Arası Sözleşmelerde
Azınlık Hakları Sorunu Ve Türkiye başlıklı kapsamlı çalışmasında, azınlıklar ve
Türkiyede ki durumu-uygulama konusunda açıklamalar yapmaktadır. Bu çalışmadan
bazı kısımlar özetlendi ve arada alıntılandı. Böylece İnsan Hakları ekseninde
Azınlık-etnisite konusu, hakları ve idealleri ile Türkiyede ki durumu kavramak
mümkün olacaktır:
Azınlıklar, onları ekseriyet/egemen olan toplumdan ayıran
kimlik özelliklerine göre tasnif edilmektedirler. Dinsel azınlıklar, dilsel
azınlıklar, etnik azınlıklar ve ulusal azınlıklar. Dinsel azınlık en eski
azınlık grubudur ve özellikle Protestan-Katolik çatışmasında Protestanların
ayrı bir dinsel grup olarak kabul edilmesi sonuçlandı. Dilsel azınlıklarda,
çoğunluk dilinin-diyalekti azınlık dili olarak kabul edilememektedir.
Etnik azınlık ise, ortak bir kökeni paylaşan, çeşitli
kültürel, tarihsel ve coğrafi bağlardan oluşan kimliklerin özelliklerine
sahip, belirli bir siyasal niteliği
bulunmayan gruplardır.
Etnisite sadece soyla ilişkili olmayıp; dil, din ve
kültürel farklılaşma özelliklerinden oluşur. Etnisite, giderek azınlık ile
eşanlamlı olmaktadır.
Azınlık Hakları ve Ödevleri: Uluslararası belgelerde azınlık, üç temel
hakka sahip görülmektedir.
1-Yaşama-var olma hakkı,
yani soykırıma, etnik temizliğe uğratılmamalarını ifade eder.
2-Eşit ve ayırıma tabi olmamak hakkı: eşitlik ve ayrım gözetilmemesi hakkıdır. Bu
hak da esasen insan hakları belgelerinde yer almaktadır.
3-Azınlık kimliğinin tanınması ve kimlik unsurlarının
yaşatılması, geliştirilmesi hakkıdır.
Devletler, azınlık haklarının kullanımında olumsuz
müdahalelerden kaçınmanın yanı sıra, tüm bu hakların kullanılmasını
kolaylaştıracak gerekli önlemleri almakla, hatta bu hakların kullanımını
destekleyerek teşvik etmekle de yükümlüdürler.
Gelinen aşamada, devletler edilgen tutum yerine aktif rol oynamak
durumundadır.
*
Seha L.Meray[9], Lozan Barış Konferansı Tutanaklar
Belgeleri’nde; Lord Curzon’un, 9 Ocak 1922 günü Lozan’da yapılan görüşmelerin
bir oturumunda, Azınlıklar konusunda şunları söylediğini bildirmektedir:
"Alt Komisyon önce, bütün etnik azınlıkların, başka
bir deyişle, Müslüman olmayan azınlıklar gibi, Müslüman azınlıkların da
–örneğin Kürtlerin, Çerkezlerin ve Arapların- tasarıdaki koruma tedbirlerinden
yararlanmalarında direnmişti. Türk Temsilci Heyeti, bu azınlıkların korunmaya
ihtiyaçları olmadığını ve Türk yönetimi altında bulunmaktan tamamıyla memnun
olduklarını söylemiştir. Durumun gerçekten böyle olduğunu ummak isterim. Ne
olursa olsun, Alt Komisyon, bu inandırıcı sözler üzerine, koruma tedbirlerini,
yalnız Müslüman olmayan azınlıklarla sınırlamayı kabul etmiştir."
Türk Heyeti Başkanı İsmet Paşa, Lord Curzon'un bu sözleri
üzerine şu cevabı verdi[10]:
“Türkiye'de hiçbir Müslüman azınlık yoktur. Çünkü
kuramsal yönden olduğu kadar, uygulamada da, Müslüman nüfusun çeşitli unsurları
arasında hiçbir ayırım gözetilmemektedir."
“Ve böylece, Antlaşma tasarısında, "azınlıklar"
terimi yerine, "Müslüman olmayan azınlıklar" yazıldı.
Lozan Antlaşması(1923) gayr-ı Müslimlerin azınlık
sayılması esası üzerine inşa edildi.
Bunun dışında her Türk vatandaşı azınlık değil, aksine çoğunluğun eşit
bir parçası olarak ele alınmıştır.
Türkiye’nin azınlık haklarına ilişkin uluslararası
sözleşmelerdeki durumu[11]:
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi: Onaylamıştır.
BM Irk Ayrımcılığının Bütün Biçimleriyle Ortadan
Kaldırılmasına İlişkin Sözleşme: Onaylamıştır.
BM Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi:
Onaylamıştır.
BM KSHS: Onaylamıştır.
Çocuk Hakları Sözleşmesi: Onaylamıştır.
Kadınlara Karşı Ayrımcılığının Bütün Biçimleriyle Ortadan
Kaldırılmasına İlişkin Sözleşme: Onaylamıştır.
AGİT Belgeleri: Tamamını onaylamıştır.
AK Ulusal Azınlıkları Koruma Çerçeve Sözleşmesi: Onaylamamıştır.
AK Bölgesel ve Azınlık Dilleri Avrupa Şartı:
Onaylamamıştır.
AİHS’nin 12 No.lu Ek Protokolü: Onaylamamıştır.
*
Aşağıdaki ifadeler; siyasette “tek millet, tek devlet”
anlayışının hukuki altyapısını oluşturmaktadır:
“Türkiye’de Türk Ulusu dışında başka ulusların varlığının
hukuken kabulünün, egemenliğin bölünmesi anlamına geleceği ve bunun da
Anayasada benimsenen tekçi devlet yapısını ortadan kaldıracağı görüşü, Anayasa
Mahkemesi ile beraber Türk hukuk dünyasının genel olarak benimsediği bir görüştür.
“Ulusal bütünlüğün ötesinde bir topluluğun dilinin ayrı
olduğundan söz etmek, Anayasa Mahkemesine göre bölücülüktür. Ayrı dil
kullanmaya da alt kültürlere yer verdiğinden, tek ulusun kültürü olan Türk
kültürünü geride bırakmakta ve ulusal birliği tehlikeye atmaktadır. Türk
Anayasa Mahkemesine göre, yerel dillerin resmi dil yerine ortak iletişim ve
çağdaş eğitim aracı olarak tanınması mümkün değildir. Belirli bir büyüklükte
olan ülkelerde farklı kökenden gelen insanlar olabilir. Çok kültürlülük anlayışı
çerçevesinde bunların hepsine azınlık statüsü tanımak, ülke ve millet bütünlüğü
kavramı ile bağdaşmaz. Öte yandan, ayrımcılığa yönelik kültürel kimliğin
tanınması istemleri zamanla bütünden kopma eğilimine girebilir ve bölücülük
gerçekleşebilir”[12].
Bu görüşlerin BM İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ile
daha sonra ilan edilen çok sayıdaki İnsan Haklarına muhalif olduğu ve AB
üyeliği için bunlara uyum yapacak şekilde Türkiye’den yol-temizliği, mevzuat
düzenlemesi istendiği bilinmektedir.
Türkiye Cumhuriyeti, “muasır medeniyet seviyesine”
çıkacak takat ve kabiliyettedir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.