Joost Lagendijk / j.lagendijk@zaman.com.tr
Başbakan Ahmet Davutoğlu, Türkiye'de yaşayan Kürtlerin
durumunu iyileştirmek konusunda AKP'nin kaybettiği pek çok ilerlemeyi
hatırlattı. Fakat ardından son derece kışkırtıcı bir söyleme dönerek,
Ermenileri aşağıladı ve Kürtleri tehdit etti… Davutoğlu 1915'te bazı
Ermenilerin Osmanlı devletine karşı silaha sarılmasının ve Ruslarla işbirliği
yapmasının Jöntürkler tarafından Osmanlı topraklarındaki bütün Ermenilere karşı
bir katliam harekâtını devreye sokmak için bahane olarak kullanıldığını gayet
iyi biliyor. En nihayetinde ne olduğunu ise hepimiz biliyoruz: yaklaşık 1
milyon Ermeni'nin öldürülmesi. Başbakan'ın Ermeni çetelere yaptığı atıf, mesele
Ermeni soykırımı olduğunda Türkiye devletinin güttüğü standart inkâr
politikasının kilit unsurlarından birini tekrarlamakla kalmıyor. Türkiye içindeki
ve dışındaki Ermeni toplumunun bütün eski yaralarını deşiyor. Onun da ötesinde,
Kürtlerin aynı kaderle yüz yüze kalabileceğine dair üstü incelikle örtülmüş bir
tehdit anlamına da geliyor, ki söz konusu kıyaslamanın taşıdığı vahametin
ikinci sebebi de bu.
***
Başbakan Ahmet Davutoğlu geçen cumartesi Kürt yoğunluklu
Bingöl'de sivil toplum kuruluşlarıyla düzenlenen bir toplantıda konuşurken ne
düşünüyordu acaba? Beklendiği üzere iktidar partisinin lideri dinleyicilere ilk
önce Türkiye'de yaşayan Kürtlerin durumunu iyileştirmek konusunda AKP'nin
kaybettiği pek çok ilerlemeyi hatırlattı. Fakat ardından son derece kışkırtıcı
bir söyleme dönerek, Ermenileri aşağıladı ve Kürtleri tehdit etti. “Onlar”
şeklinde belirsiz bir sıfat kullanan Davutoğlu, şunları söyledi: “Sur'da
olanları, Silopi'de olanları istismar ediyorlar. Ermeni çeteler gibi Rusya'yla
işbirliği yapıyorlar. Gidip Moskova'da temsilcilik açıyorlar. Bölgeyi silah
deposu haline getiren kim? Keskin nişancıları yerleştirenler kim? Gencecik
çocukları kandırıp ölüme götürenler kim?.. Halep'te neler olduğunu gördünüz...
Bizim kentlerimizde de bunu yapmak istiyorlar... Onlar bunları yapacaklar,
sizin de oy verdiğiniz devlet seyredecek. Buna rıza gösterir misiniz?”
Korkarım ki kamusal söylem dahilinde Ermenilere ve
Kürtlere yönelik yıllardır sürekli kullanılan saldırgan dil, Türklerin büyük
çoğunluğunun bu tür bir kaba popülizme (aynı fikirde olunmayan insanları Ermeni
kökenli olmakla suçlamak veya PKK'ya kızınca bütün Kürtlere ağır hakarette
bulunmak) karşı duyarsızlaşmasına yol açmış halde. Fakat bu kez durum farklı ve
pek çok nedenden dolayı Davutoğlu'nun Bingöl'deki konuşması gözden
kaçırılmamalı veya yorumsuz bırakılmamalı.
Birincisi bu sözler özel bir konuşmada, kızgın biri
tarafından sarf edilmedi. Bunlar Türkiye'nin önde gelen siyasetçilerinden
birinin, önceden dikkatle yazılan ve kamuoyu önünde dile getirilen sözleri.
Üstelik sadece bir yıl önce, Türkiyeli Ermeni gazeteci Hrant Dink'in katlinin
sekizinci yılında ve Ermeni soykırımının 100 yıldönümünün hemen öncesinde,
Türkiye'nin acılara ortak olmak, yaraları sarmak ve tekrar dostluklar
kurabilmek istediğini söyleyen, “Ufkumuz dostluk ve barıştır” diyen birinin
sözleri.
Bir yıl sonra aynı şahsın, Türkiye'nin Kürt
vatandaşlarına göz dağı ve korku vermek için 1915'teki bednam Ermeni çetelerine
atıfta bulunmasına bakınca, o sözlerin samimiyetine inanmak zorlaşıyor.
Davutoğlu 1915'te bazı Ermenilerin Osmanlı devletine karşı silaha sarılmasının
ve Ruslarla işbirliği yapmasının Jöntürkler tarafından Osmanlı topraklarındaki
bütün Ermenilere karşı bir katliam harekâtını devreye sokmak için bahane olarak
kullanıldığını gayet iyi biliyor. En nihayetinde ne olduğunu ise hepimiz
biliyoruz: yaklaşık 1 milyon Ermeni'nin öldürülmesi.
Başbakan'ın Ermeni çetelere yaptığı atıf, mesele Ermeni
soykırımı olduğunda Türkiye devletinin güttüğü standart inkâr politikasının
kilit unsurlarından birini tekrarlamakla kalmıyor. Türkiye içindeki ve
dışındaki Ermeni toplumunun bütün eski yaralarını deşiyor. Onun da ötesinde,
Kürtlerin aynı kaderle yüz yüze kalabileceğine dair üstü incelikle örtülmüş bir
tehdit anlamına da geliyor, ki söz konusu kıyaslamanın taşıdığı vahametin
ikinci sebebi de bu.
Davutoğlu, azami tehdit tesiri yaratmak için, bütün Kürt
gruplarını ve partilerini alenen aynı sepete koyuyor. Moskova'da temsilcilik
açan HDP değil, Suriyeli Kürtlerin PYD'siydi. Terör eylemlerinde bulunanlar HDP
değil, PKK ve onunla bağlantılı Kürt gençler. Davutoğlu'nun Bingöl konuşması,
AKP'nin Türkiye ve Suriye Kürtleri arasında veya seçilmiş Kürt siyasetçilerle
silahlı Kürt militanlar arasında fark gözetmemek yönünde gayet iyi hesaplanmış
stratejisinin ilk örneği değil elbette. Fakat bu konuşması ziyadesiyle endişe
verici bir vaka haline getiren şey, Ermeni soykırımı ile kurduğu bağ. 1915'te
bazı Ermenilerin şiddet içeren direnişi, bütün Ermenilerin tehcir ve
katledilmesini meşrulaştırmak için kullanıldı. Davutoğlu'nun geçen cumartesi
esas olarak ima ettiği, aynısının Kürtlerin de başına gelebileceği. Başbakan,
“Türkiye'deki Kürtlerin küçük bir azınlığı terörist yöntemler kullandığı için,
Türkiye devleti bütün Kürtleri hedef almak konusunda her hakka sahip,” demiş
oluyor.
Bu tür bir zehirli popülizm, Bingöl'deki söylemin hem
utanç hem de zarar verici olduğunu bilmesi gereken akademisyen kökenli bir
siyasetçiye yakışmıyor. Bu söylem Türkiye nüfusunun hatırı sayılır bir kısmını
korkutuyor ve birleştirmekle görevli olduğu bir ülkedeki bölünmeleri derinleştirmekten
başka bir işe yaramıyor.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.