Elif Akgül
Yüzleşmek sadece yaraların sarılması, zararların telafi edilmesi için gerekli değil. Gerçek anlamda kendimizi tanımak için gerçeklerle yüzleşmek zorundayız. Aksi halde kimliğimiz, atalarımızın silik bir suretinden başka bir şey olmayacak...Bilhassa yüzyılın ilk soykırımının gerçekleştiği bu topraklarda, ne Ermeni, ne Süryani, ne Kürt, ne de Alevilere yönelik katliamlarla yüzleşmek şöyle dursun, bu yoldaki en ufak sesleri “hainlikle” suçlayan bu ülkede, anlaşılması çok daha zor bir sorumluluk algısı. Peki bu sorumluluk nasıl oluştu? Güneş balçıkla sıvanmaz. Nasıl ki 1,5 milyon Ermeni yeryüzünden “pof” diye silinmediyse, Auschwitz’in duvarları da kendiliğinden kararmadı.
Yüzleşmek sadece yaraların sarılması, zararların telafi
edilmesi için gerekli değil. Gerçek anlamda kendimizi tanımak için gerçeklerle
yüzleşmek zorundayız. Aksi halde kimliğimiz, atalarımızın silik bir suretinden
başka bir şey olmayacak.
Nazi Almanyası ve Holokost ile yüzleşmede Almanya’nın
kendi tarihiyle yüzleşme süreci önü, ardı, sağı, solu sahiplenilmemiş
katliamlarla dolu olan Türkiye ile karşılaştırıldığında çok farklı.
2. Dünya Savaşı’nın yenilgisi, bombalanan kentler,
sakatlanan nesiller, açlık, işsizlik ve işgali düşündüğümüzde Almanya’nın tüm
bu “kendi” sorunları varken Holokost’la yüzleşmeleri, yaşadıkları onca sıkıntı
varken bir de neden bir soykırımın yükünü yüklenmeyi kabul etmeleri oldukça
şaşırtıcı.
Bu, bilhassa yüzyılın ilk soykırımının gerçekleştiği bu
topraklarda, ne Ermeni, ne Süryani, ne Kürt, ne de Alevilere yönelik
katliamlarla yüzleşmek şöyle dursun, bu yoldaki en ufak sesleri “hainlikle”
suçlayan bu ülkede, anlaşılması çok daha zor bir sorumluluk algısı.
Peki bu sorumluluk nasıl oluştu?
Güneş balçıkla sıvanmaz. Nasıl ki 1,5 milyon Ermeni
yeryüzünden “pof” diye silinmediyse, Auschwitz’in duvarları da kendiliğinden
kararmadı.
Ama bir nesil, kendi anne-babalarının sorumluluğu ile
nasıl yüzleşti?
Yüzleşmek, acılı bir süreç.
Ben bunu kendi deneyimimden biliyorum.
Sorumluluğu, bilhassa da kendi yapmadığın bir suçun
sorumluluğunu kabul etmek kolay değil. Bu yüzleşme, bugüne kadar “kahraman”
olarak inandıklarının yaptığı kötülüklerle yüzleşmek, yani en güvendiklerin
tarafından yalanlarla büyütüldüğünle yüzleşmek anlamına geliyor.
Tüm inandıklarının yerle bir olması, eski inandıkların
yerine yenilerini inşa etmek zorunluluğunu getiriyor.
Geçmişine ve bugününe güvenini kaybetmeyi, “uğruna ölmen”
gereken değerlerin uğruna, kimlerin “öldürüldüğünün” farkına varmak anlamına
geliyor.
Atalarınız mağdur değilse, yüzleşmek çok acı veriyor.
Bu nedenle merak ediyorum:
Almanlar bu sorumluluğu neden kabul etti?
Bu yüzleşmeye dair sorularım bugüne kadar hep bir çeşit
kahramanlık öyküleriyle cevaplandı. Bana bugüne kadar anlatılanlar genelde ’68
Berlininin ruhuyla anne babalarına hesap soran asi gençler, Nazilere karşı
direnişi örgütleyen, savaş sonrası Şansölye olan Willy Brandt’ın nasıl toplumu
ileri taşıması gibi hikayelerdi.
Ama kimse bana gerçekten nasıl yüzleştiklerini
anlatmamıştı.
Bu cevabı, şans eseri YouTube’da denk geldiğim bir
belgeselde buldum.
https://youtu.be/eDiOYLbiyp8
A Child for Hitler, BBC’nin hazırladığı Forty Minutes
serisinin bir bölümü. Seri, birbirinden bağımsız 40 dakikalık belgesellerden
oluşuyor.
Catrine Clay’in yapımcılığını yaptığı 1992 tarihli
belgesel, Nazi rejiminin “kendi çocuklarına” verdiği zararı anlatıyor. Yani
soykırım suçlularının kendi çocuklarına ödettikleri bedeli.
Belgesel Lebensborn evlerinden birinde doğan Renate
Jeckeln’in kendi geçmişiyle yüzleşme hikayesi.
Lebensborn Programı, Nazilerin “aryan nesiller” yaratmak
adına kurdukları, “aryan özelliklere” sahip kadınlarla üst düzey SS subaylarının
çocuk yapmasını sağlayan bir program.
Reneta Jeckeln’in biyolojik babası yaklaşık yüz bin
Yahudi,
Roman ve komünistin ölümünden sorumlu Friedrich Jeckeln.
Friedrich Jeckeln, 1946’da savaş suçlusu olarak idam
edildiği için Reneta hayatı boyunca babasını hiç görmemiş.
Belgeselde, annesinin ona babasının öldüğünü
söylemediğini, çocukluğu boyunca babasını beklediğini anlatıyor.
“Evdeki pastadan bir dilim de ona ayırırdım. Gelirse
diye...” diyor.
Babasının kim olduğu ile yüzleşmesi ise annesine hesap sorarak
olmuş. Mektuplaşmalarını okumak istemiş.
Mektuplarda Friedrich Jeckeln’in ne kadar mükemmeliyetçi
olduğunu, annesi ve kendisiyle ilgili yazılarında ne kadar şefkatli olduğunu
hissetmiş.
Bu anlamda babası hakkında anlatılanlar ile annesinin ona
anlattığı kişi ve mektuplardan okudukları çok farklı.
Annesi ona babasına ne kadar çok benzediğini, hem
fiziksel olarak hem de karakteriyle onu andırdığını söylermiş.
Renate’nin kendi yüzleşmesi biraz da bu vurgunun
üzerinden.
Bu kadar benzediği bir adamın kim olduğu kadar kendisini
de tanımlama süreci.
Bu nedenle Reneta belgeselde, babasını ilk elden tanımış
olan kişilerle görüşüyor. Ama bu kişiler, babasının okul arkadaşı, komşusu ya
da akrabası değil. İşkence ettiği kişiler, öldürdüğü kişilerin aileleri,
arkadaşları.
Bu babasının kim olduğunu, yani geçmişini öğrenmek için
yola çıkan bir insanın karşılaşabileceği en büyük zorluklardan biri. Ayrıca o
insanların yaşadıklarını, acılarını paylaşması ise bir o kadar cesurca.
Bu yük nedeniyle zaman zaman gözyaşlarını tutamasa da
beni en çok etkileyen şeylerden biri, Renate ile konuşanlardan birinin
söylediği şu sözdü:
“Babaların suçlarını çocuklar çekmez. Ben seni hiçbir şey
için suçlamıyorum. Bu nedenle seninle görüşmeyi istedim. Ama bu yaşananlar
gerçekti. Ve anlatılmalı.”
Bu gerçek, mağdurların ve onların çocuklarının olduğu
kadar faillerin ve onların çocuklarının da gerçeği.
Bu nedenle, belgeselin sonunda Renate şunu diyor:
“Sonunda anladım. Babama çok benzeyebilirim. Ama biz çok
farklı kişileriz. Ben o değilim, Renate’yim.”
Bu nedenle, bizim için de, geçmişle yüzleşmek sadece
yaraların sarılması, zararların telafi edilmesi için gerekli değil.
Gerçek anlamda kendimizi tanımak için gerçeklerle
yüzleşmek zorundayız. Aksi halde kimliğimiz, atalarımızın silik bir suretinden
başka bir şey olmayacak. (EA)
Fotoğraf: Alex Baker Photography
Elif Akgül
İstanbul Bilgi Üniversitesi Sinema Televizyon bölümü
mezunu. Daha önce İMC TV'de muhabir olarak çalıştı. bianet'in İfade Özgürlüğü
haberleri editörlüğünü yapıyor.



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.