Ragıp Zarakolu / 1@1.com
Sınır Tanımayan Doktorlar ve Sınır Tanımayan
Gazetecilerden sonra, şimdi bir de Sınır Tanımayan Tarihçiler çıktı başımıza!...
Resmi tarih yıllardır, münazara kulübü gibi
tartışmayı 15’in ne olup olmadığına kilitliyor da, Ermeni halkının nasıl
buharlaştığını, bunun nasıl yapıldığını anlatmaya yanaşmıyor. Sunumu sırasında
asabi bir Türk diplomatın “tacizine” uğrayan Baskın Oran, İskenderyan ile
birlikte son derece aklı başında, soğukkanlı ve örnek bir sunum yaptı. Ermeni
soykırımı hâlâ T.C.nin bir milli güvenlik konusu, iken, Allah aşkına hangi
diplomat başka bir görüşü savunabilir. Ermeni-Türk diyaloğu konusunda T.C.nin
ciddi bir niyeti var ise, güven yaratıcı ilk adım, MGK’nin bir uzvu olan
ASİMKK’nin kaldırılması ve TCK’den 301 ve 302. Maddelerin kaldırılması
olacaktır.
***
Sınır Tanımayan Doktorlar ve Sınır Tanımayan
Gazetecilerden sonra, şimdi bir de Sınır Tanımayan Tarihçiler çıktı başımıza!
STT, ilk uluslararası konferansını 19 -20 Mayıs tarihlerinde Finlandiya’nın
başkenti Helsinki’de “Çatışmalarda Tarihin Kullanımı ve Tacizi” başlığı altında
düzenledi. Finlandiya STT, 17 Haziran 2015 tarihinde Eski Dışişleri Bakanı
Erkki Tuomiioja’nın başı çekmesi ile kuruldu. Amaç tarihe ilişkin kamusal
tartışmayı derinleştirmek ve barışın inşasında ve çatışmaların çözümünde
tarihsel bilginin kullanımının özendirilmesiydi.
Konferans sırasında, ilk toplantının tebliğlerinin kitap
halinde basılmış bir derlemesi de sunuldu. Toplantının ana açılış
konuşmalarını, Finlandiya Eski Cumhurbaşkanı ve Nobel Barış Ödülü sahibi Martti
Ahtisaari’nin, Sınır Tanımayan Doktorlar örgütünün kurucularından ve örgüt
adına yine Nobel Barış Ödülünü alan eski Fransız Sağlık ve Dışişleri Bakanı
Kouchner’in yapması şaşırtıcı değil. Bu isimler dünyadaki ciddi çatışmalarda
barışçıl çözüm olanakları üzerine deneyim sahibi kişiler. Öte yandan diğer ana
konuşmacılar ise, Oxford Üniversitesi tarih bölümünde profesör olan ve 1919
Paris Barış Konferansı üzerine yaptığı muhteşem çalışması ile bilinen Margaret
MacMillan, Eski Güney Afrika Cumhurbaşkanı Thabo Mbeki ve Jawaharlal Nehru
Üniversitesi Emeritus Tarih Profesörü Romilla Thapar’dı. Konferans 7 çalışma
grubunun tartışmalarından sonra, son toplantısında Uluslararası Sınır Tanımayan
Tarihçiler Ağının kurulmasını tartıştı. Kuruluş kararından sonra bir yürütme
kurulu oluşturuldu.
7 workshops/çalışma grubunun tartıştığı konular ise
şunlardı: Fin ve Rus Tarihçiliğinde 1917; İsrail ve Filistin’in Ortak Tarihini
Yazmak; Türkiye ve Ermenistan 1915; Sömürge Tarihi ve Sömürgeciğin Tarihi;
Tarihin Doğu Asya’da Varolma Biçimi: Neden Olan Oldu Denemez?; Modern Akdeniz
Tarihinde Erk, Diplomasi, Devrim ya da Toplum?; ABD Latin Amerika İlişkilerinin
Tarihe Yansıması. Kısacası dünyanın hal- i pür melali tartışıldı. Dolayısıyla
dünyanın dört köşesinden tarihçiler, insan hakları savunucuları ve de
diplomatlar ve devlet adamları konferansta mevcuttu.
Toplantının en ilginç yanlarından biri, tarihin farklı
dönemlerde nasıl farklı yazıldığı ve farklı okunduğuna dikkat çekmesi idi. Ne
yazık ki workshoplar çatıştığı için hepsine katılmak mümkün değildi.
Tebliğlerin kitaplaşmasını beklemekten başka bir şey yok. “Bir daha asla!”
demeden, tarihin kendini tekrarlamaktan başka bir şey yapamayacağının da altı
bir daha çizilmiş oldu. Seçme durumunda kalınca, ben de birbirinden yakından
ilintili olan iki tarihi seçtim: 1915 ve 1917! Bu sayede Putin Rusya’sında nelerin
“out” nelerin “in” olduğunu daha yakından öğrendik. Lenin artık “out” iken,
Stalin ve güçlü Çarlar “in” olmuştu. Artık tek bir devrim olarak okunan 1917
“out” iken ve devrimin Rusya’yı çökerttiği düşünülürken, yükseltilen tarih
1945, ikinci dünya savaşında kazanılan zafer olmuştu. Ana konuşmacılardan bir
Rus tarihçinin toplantıya katılamayışı da çok şey anlatıyordu. Gösterilen
resimlerden biri de Putin’in, Ortodosk Kilisesi Patriği ile Ramonovlar
sergisini açışı idi. Bu da çok şey anlatıyordu.
Sınır Tanımayan Doktorların kuruluşu sırasında var olan
yasaları çiğnediklerini söyleyen, Bosna Savaşı sırasında inanılmaz insani bir
çalışma gerçekleştiren Kouchner’in, Kosova Savaşına Sırp ve Türk/Osmanlı
Tarihinin bakışına değinişi de ilginçti. Tarihin şöyle ya da böyle okunuşu da,
bazen çatışmanın savaş boyutuna dönüşmesine de yol açabiliyor. Kosova Savaşı
Sırp ve Türk milli tarihine göre kendi zaferleri! Peki kim kaybetti? Yugoslav
İç Savaşı’na benzin 1989 yılında, Sırp milliyetçiliğinin Kosova Savaşı’nın abartılı
kutlaması sırasında döküldü. Ve şimdi Sırp milliyetçiliğinin Kabe’si olan
Kosova’nın Sırbistan’dan ayrılması, tarihin garip bir tecellisi. Biz de
yükselen tarih ise, Rusya’da Romonovların yükselişine paralel Osmanlılığın
yükselişi… Rusya’da resmi tarihte 1917 geri giderken, bizde 1919 geri gidiyor.
1915 resmi tarih için sadece Çanakkale Savaşı ve 1916 Kuttulamara zaferi… Sırp
milliyetçiliği ta 1389’ları öne çıkarırken bizimkiler bunu buldu. Ermeni
Soykırımı mı, o sadece basit bir savaş zayiatı! “Hele bir sorun, kestikse niye
kestik!” İlk resmi açıklamadan bu yana anlatılan Ermeni devrimcilerin,
komitacıların 5. kol faaliyeti. Sonuç ne olacak peki? Ermeniler kesilmeyi hak
etti mi diyeceğiz. Resmi tarihin sefaleti…
Resmi tarih yıllardır, münazara kulübü gibi tartışmayı
15’in ne olup olmadığına kilitliyor da, Ermeni halkının nasıl buharlaştığını,
bunun nasıl yapıldığını anlatmaya yanaşmıyor. Sunumu sırasında asabi bir Türk
diplomatın “tacizine” uğrayan Baskın Oran, İskenderyan ile birlikte son derece
aklı başında, soğukkanlı ve örnek bir sunum yaptı. Ermeni soykırımı hâlâ
T.C.nin bir milli güvenlik konusu, iken, Allah aşkına hangi diplomat başka bir
görüşü savunabilir. Ermeni-Türk diyaloğu konusunda T.C.nin ciddi bir niyeti var
ise, güven yaratıcı ilk adım, MGK’nin bir uzvu olan ASİMKK’nin kaldırılması ve
TCK’den 301 ve 302. Maddelerin kaldırılması olacaktır.
MHP ve ASİMKK’nin kurucusu ve ilk başkanı olan Devlet
Bahçeli ve MHP’yi teslim alan, CHP’yi el altında tutan AKP’nin bunu başarması
asla mümkün değil! Sümen altında tutulan 302. Madde, Türkiye’nin ulusal
çıkarlarına ters, Kıbrıs ve Ermeni sorununa ilişkin araştırmaların, örneğin AB
fonları ile yapılmasını cezalandırıyor. Bu madde yakınlarda, uyuyan hücreler
gibi devreye sokulursa kimse şaşırmasın.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.