
Martine Assénat
Paul-Valéry Montpellier III Üniversitesi’nden yardımcı
doçent Martine Assénat şehrin tarihi merkezinin önemini hatırlatıyor…Savaştan
önce Diyarbakır yeniden doğan bir şehirdi. 4 Temmuz 2015’te Unesco Dünya mirası
olarak tescillenmesi, her ne kadar çeşitli aktörler farklı projeler geliştirse
de, büyük hedeflere sahip kültür politikalarının hayata geçirilmesine yol açan
barış sürecinin mümkün kıldığı güzel bir hikayenin taçlandırılması anlamına
gelmişti. 90’lı yıllarda Sur’a göçle gelen nüfusun yığılmasından ve bunun
kentsel yapılardaki etkisinden sonra, Unesco tescili şehir ve sakinleri için
yeni bir umut yaratmıştı. Kişisel ya da kolektif girişimler bu yeniden doğuş
umuduna yavaşça hayat veriyordu. Bu durum Diyarbakır Evi ya da Sülüklü Han gibi
geleneksel yapıların restorasyonu ile yerel ve mikro-ekonomik projelerin
paylaşılması için halka açılmalarına yol açmıştı. Bu atmosfer ve kolektif
heyecan Unesco dinamiğini doğurmuş ve Sur’un tescillenmesini sağlamıştı. Bu
yüzden Sur kendisi olarak kalmalıdır.
***
Paul-Valéry Montpellier III Üniversitesi’nde Roma tarihi
yardımcı doçenti
Diyarbakır Suriçi’nin kamulaştırılmasından sonra
Paul-Valéry Montpellier III Üniversitesi’nden yardımcı doçent Martine Assénat
şehrin tarihi merkezinin önemini hatırlatıyor. Şehrin Roma, Bizans, Orta Çağ ve
Osmanlı geçmişini anlamak için başlıca kaynaklardan biri olan bu eski
sokakların orijinal yapısının korunmasının neden hayati öneme sahip olduğunu
anlatıyor. Kürt hareketi ve güvenlik güçleri arasındaki çatışmalarda zarar
gören ya da yıkılan, aralarında Ermeni Katolik Kilisesi ve Dört Ayaklı Minare
ile birlikte Şeyh Mutahhar Camii’nin de bulunduğu yapı ve mekanların bir
listesini çıkarıyor. Parsellerin %82’si kamulaştırılan, nüfusu göç ettirilerek
ve seçkinleştirmeye maruz bırakılarak yapısının değiştirilmesi riski bulunan
şehrin bu bölgesinin geleceğine dair sorular soruyor.
Diyarbakır’ın Suriçi mahallesi 21. Yüzyılın yeni bir
şehri, « yeni bir Toledo » mu olacak ? Yoksa Unesco’nun dünya mirası listesinde
yer almış ama Ortadoğu’yu kasıp kavuran çatışmalarda yıkılmış bir şehir, yeni
bir Palmira mı olmak Suriçi’ni bekleyen?
2015 sonbaharında Türkiye’nin doğusunda pek çok şehirde
özyönetim ilan eden Kürt hareketinin mensuplarıyla güvenlik güçleri arasında
silahlı bir çatışma başladı. Şiddetli çatışmalar son derece ağır bir insani
bilanço bıraktı : Kürt hareketine göre 2 Aralık 2015’ten bu yana 70 güvenlik
güçleri mensubu (asker, polis, korucu) ve 250 sivil hayatını kaybetti, polise
göre 270 “terörist” ve birkaç sivil öldürüldü.
Bu çerçevede ağır silahlarla yapılan operasyonlar
Sur’daki tarihi yapılara ciddi bir şekilde zarar verdi. Oysa Sur herhangi bir
yer değildi. En uzak kökenlerinden beri kesintisiz bir şekilde yerleşim yeri
olmuş Roma-Yunan Amida’sı, Süryani Kral yıllıklarının Amedu’su olan Diyarbakır
şehir merkezinin sınırlarını çizen, Unesco tarafından dünya mirası olarak
tescillenmiş, Orta Çağ'dan bu yana şehirden geçen seyyahların pek çok defa
tasvir ettiği, Yukarı Mezopotamya tarihinin başlıca mekanlarından birini teşkil
eden beş kilometre uzunluğundaki çarpıcı surların adını taşıyor bu mahalle.
1988’den beri “kentsel arkeolojik alan” olarak belirlenmiş Suriçi, Unesco sit
alanı olan surların tampon bölgesini oluşturuyor ve özel bir konfigürasyona
sahip : Suriçi Bizans surlarıyla sadece çevrelenmiş değildir, surların
tarihinin bir parçası ve hatta açıklamasıdır.
Çatışmadan önce, seçkin ailelere ait evlerin restorasyonu
gibi, şehir merkezindeki pek çok tarihi yapının öne çıkarılması Kültür
Bakanlığı ve Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nin dahil olduğu kamu
kurumlarının başlattığı bir çalışmaydı. Bu girişimler farklı programlara
sahipti : hükümet Müslüman dini yapıların restorasyonunu teşvik eder iken,
belediye şehir dokusunun çok kültürlü ve çok inançlı yapısını ön plana
çıkarmayı tercih ediyordu.
Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nin yakın tarihli bir
raporuna göre çatışmalar sonucunda şehrin güneydoğusundaki Hasırlı mahallesinde
yer alan Ermeni Katolik Kilisesi, Kurşunlu Camii ve Dört Ayaklı Minaresi ile
Şeyh Mutahhar Camii –yapının duvarları sokağa zırhlı araçların girebilmesi için
kısmen yıkıldı- Yeni Kapı sokağında bulunan tarihi dükkanlar ve yakılan Paşa
Hamamı ciddi bir şekilde zarar gördü. Hasardan payını alanlar listesinde
geleneksel sivil mimari yapılarından Mehmed Uzun Müzesi ve Diyarbakır kentsel
dokusunun nadir örneklerinden birini teşkil eden kapalı bir sokak ayrıca yer
alıyor.
Kültürel mirasın aldığı hasarlar hakkında kendisine
sorulan bir soru üzerine dönemin başbakanı Ahmet Davutoğlu İspanyol
Cumhuriyetçilere karşı Franko’nun zaferine ve Alcazar’ın yeniden inşasına
gönderme yaparak Diyarbakır’ın “yeni bir Toledo” olacağını ilan etti. Sokağa
çıkma yasağının kaldırılmasının ardından Sur ilçesi Cumhurbaşkanı Erdoğan
tarafından 21 Mart 2016, Newroz günü imzalan Bakanlar Kurulu kararıyla
kamulaştırıldı. Esasında devletin niyetine dair az şey biliniyor ve bu durum
mevcut farklı aktörler –belediye, yönetilenler ve kültürel miras sorumluları-
arasında istenilen diyalogun kurulmasında gerçek bir zorluk yaratıyor.
Bu karar 2942 sayılı kanuna dayanılarak Sur ilçesindeki
7714 parselin 6292’sinin, yani %82’sinin kamulaştırılmasını öngörüyor. Kalan
%18 parsel mevcut durumda TOKİ’ye ya da hazineye ait. Bu durum mülklerin
tümünün kamulaştırılması anlamına geliyor.1
Olağandışı bir orandaki bu radikal karar istisnai bir
duruma tekabül ediyor ve sahada mahallelerin tamamına giriş yasağı ve batı
semtlerinin şehrin diğer yerlerinden izole edilmesi anlaşıma geliyor. Kum
torbası ya da beton bloklarla kurulan barikatlarla güçlendirilmiş pek çok
kontrol noktası Saraykapı’nın ve Hasan Paşa
Hanı’nın doğusunda kalan ve Yeni Kapı sokaktan Mardinkapı’ya kadar Gazi
Caddesi’nin doğusundaki bütün sokaklara erişimi engelliyor. Mardinkapı, Sur ve
Ben-u-Sen mahallesi arasındaki geçiş noktaları da kapatılmış durumda. Sadece
Urfakapı, Çift Kapı ve Dağkapı açık, bu yerlerde de dolaşım polis barajlarıyla
filtreleniyor. Bu mahalleler gizleniyor ve sadece hafriyat taşıyan kamyonlar
geçebiliyor.
Girişe açık sokaklar ise onlarca çocuğun gürültülü
oyunları ve sıradan insanların sakin gidiş-gelişlerinden arındırılmış, Türk
bayrakları ve milliyetçi duvar yazıları her yeri kaplamış.
İnternet’te harap olmuş şehrin fotoğrafları dolaşırken bu
koşullar tarihi şehir merkezinin geleceği için bütün varsayımları mümkün
kılıyor : Sur’un haritadan silinip yeniden inşasının TOKİ’ye verilmesi, yeni
şehrin Suriyeli mültecilere tahsis edilmesi ya da sadece gecekonduların yıkılıp
tarihi yapıların ön plana çıkarılması… Her durumda Suriçi Diyarbakır toplumu
yerini, en iyi ihtimalle, soylulaştırmaya (gentrification’a) maruz kalmış ve
bir tür Diyarbakırland’in içinde yer alan bir şehir merkezine bırakacak.
Öyleyse Sur yeni bir Palmira mı olacak ? 4 Temmuz 2015’te
Diyarbakır surları ve Hevsel Bahçeleri Unesco’nun Dünya mirası listesine
alınmıştı. Bu sebeple çatışma boyunca bir grup KUDEP (Koruma, geliştirme ve
denetleme birimi) uzmanı tarafından raporlar hazırlandı ve Kültür Bakanlığı’na
sunuldu. Bakanlık Unesco, Icomos ve Icorp nezdindeki Türkiye komisyonlarının
üyesi.
Bu raporlarda sit alanının Türkiye’nin imzaladığı
–Unesco’nun Kültürel çeşitlilik evrensel bildirgesi (2001), Soyut kültürel
mirasın korunması sözleşmesi (Paris, 2003), Dünya doğası ve kültürel mirasının
korunmasına dair sözleşme (Paris, 1972), Silahlı çatışma durumunda kültürel
mülkiyetin korunması sözleşmesi (La Haye, 1954), Venedik Şartı (1964) ve Amsterdam
Bildirgesi (1975) gibi- uluslararası anlaşmaların ve Türkiye Anayasası 2863
nolu ve “Doğal ve kültürel mirasın korunması” maddesinin koruması altında
olduğu hatırlatıldı. Barış yanlısı kişiler surların ve Hevsel Bahçeleri’nin
Unesco dünya mirası listesinde olduğunu belirterek ateşkes çağrısında bulundu.
Kahreden bir öngörüyle, Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi zarar gören
yapılardan birinin önünde 28 Kasım 2015’te basın toplantısı yaparken öldürüldü.
Sur’un tarihsel bir okuması için
Diyarbakır’ın tarihi merkezinin önemine geri dönelim ve
Sur’un tarihi sokaklarının orijinal şeklini korumasının neden hayati derecede
önemli olduğunu anlatalım. Anatolia Antica’da yayınlanan bir dizi makalede
şehrin sokak dokusunun Roma ve Bizans tarihini anlamak için önemli bir kaynak
teşkil ettiği gösterilmişti. İyi bilinen bir mekanizmaya göre Yunan ve/ya da
Roma kökenli çok sayıdaki şehir çağdaş kentsel yapı ağlarında eski mekan
düzenlemelerinden izler taşır. Evlerin ön yüzleri, sokaklar, ağaçların sırası
ve kentsel peyzajın bileşenleri tarafından oluşturulan sıralama bu çarpıcı
devamlılığın garantisidir.
Farklı parsel planlarının incelenmesi ve gözlemlenmesi
şehrin Roma dönemindeki gelişiminin aşamalarını anlamak ve surların inşa
tarihine dair önerilerde bulunabilmek için belirleyici olmuştur. Aynı şekilde
şehir dokusu Amida’nın antik mimari görkeminin kırılgan yansımaları olan parsel
anormallikleri taşımaktadır. Örneğin Dabanoğlu mahallesinde parsel incelenmesi
antik bir tiyatroya tekabül eden bir izi belirlemeyi sağlamıştır. Şehrin doğusu
ve batısındaki sokakların yönünün farklılığı Ulu Camii’nin planını daha iyi
anlamayı, bu mekanda bir Roma forumunun mevcudiyetinin tanınmasını ve yapının
batı yüzünün inşasının Roma-Bizans bağlamında değerlendirilmesini önermeyi sağlamıştır.
Başka anormallikler de tespit edilmiş ve şehrin antik
topoğrafyasının oluşturulmasına dair önemli varsayımlarda bulunmayı mümkün
kılmıştır. Süryani metinlerinde bahsedilen eski yapılar kentsel doku incelemesi
ile karşılaştırılmıştır. Bu parsel istikrarı Amida/Diyarbakır’ın kentsel ve
topoğrafya tarihini yazmak için bir nirengi taşıdır çünkü şehre tarihi
derinliğini veren kamu binaları ve dini yapıların, halka ya da seçkinlere ait
evlerin çoğu bu sokak labirentini oluşturmaktadır. Bu bölgede 147’si anıt
olarak tescillenebilecek, 448’si ise sivil mimarinin çarpıcı örneği olarak
nitelendirilebilecek en az 595 tarihi yapı bulunmaktadır.
Örneğin Yeni Kapı sokağı tarihsel açıdan zengin yapılarla
kaplıdır, çünkü eskiden şehrin decumanus’larından (Roma şehir yapısında
doğu-batı ekseninde açılan yollardan) biriydi. Şeyh Mutahhar Camii ile Dört
Ayaklı Minare’nin, Surp Giragos ve Keldani kiliselerinin ve bir sinagogun
burada bulunmasının sebebi tam da bu statüsüdür. Bu yapılar Roma şehir planında
ana eksenlerden biri olarak edilen bu yolda prestijli bir mevkiyi bu sebeple
paylaşıyorlardı.
Bu parsel yapısı şehrin Orta Çağ ve Osmanlı dönemini
incelemek için de önemlidir. Tarihi kaynaklar Antik çağlardan sonraki dönemlere
ait, halen ayakta ya da yıkılmış bir dizi yapıyı işaret ediyor. Sur’da bu
sayede eski Süleyman Paşa su kemerinin izini bulmak mümkündür ve söz konusu
yapı bu konudaki örneklerden sadece biridir.
Şehir merkezinin parsel yapısını korumanın hayati öneme
sahip olduğu ve parsellerdeki her türlü değişikliğin Sur’un tarihinin önemli
sayfalarını geri dönülmez bir şekilde yok edeceği anlaşılmaktadır. Oysa Sur’da
olan bitene dair –Yeni kapı sokağındaki tarihi sıralamanın yıkıldığını ve
yerleşim adalarının tümden yok edildiğini gösteren havadan çekilmiş o
fotoğrafta gördüğümüz gibi- bildiğimiz az sayıda şey son derece endişe
vericidir.
Diyarbakır’daki iç savaşın son derece ağır insani ve
siyasi bedeli olmuştur ve şehrin geleceğine ilişkin şüphesiz önemli sonuçları
olacaktır. Savaştan önce Diyarbakır yeniden doğan bir şehirdi. 4 Temmuz 2015’te
Unesco Dünya mirası olarak tescillenmesi, her ne kadar çeşitli aktörler farklı
projeler geliştirse de, büyük hedeflere sahip kültür politikalarının hayata
geçirilmesine yol açan barış sürecinin mümkün kıldığı güzel bir hikayenin
taçlandırılması anlamına gelmişti. 90’lı yıllarda Sur’a göçle gelen nüfusun
yığılmasından ve bunun kentsel yapılardaki etkisinden sonra, Unesco tescili
şehir ve sakinleri için yeni bir umut yaratmıştı. Kişisel ya da kolektif
girişimler bu yeniden doğuş umuduna yavaşça hayat veriyordu. Bu durum
Diyarbakır Evi ya da Sülüklü Han gibi geleneksel yapıların restorasyonu ile
yerel ve mikro-ekonomik projelerin paylaşılması için halka açılmalarına yol
açmıştı. Bu atmosfer ve kolektif heyecan Unesco dinamiğini doğurmuş ve Sur’un
tescillenmesini sağlamıştı. Bu yüzden Sur kendisi olarak kalmalıdır.
[1] Kültürel Miras. Sur ilçesindeki hasarın
değerlendirilmesi raporu. Silahlı çatışmanın sonucu, Diyarbakır 30 Mart 2016,
Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi tarafından hazırlanan rapor.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.