Mehmet Can
Adına Kurtuluş Savaşı denilen 1919-23 arasındaki döneme
bakalım ve verdiğim örneğe ne kadar uyuyormuş görelim. Bu dönem sözde kurtuluş
savaşının önemli şahsiyetleri Mustafa Kemal ve hareket ordusu, dışarıdaki
düşmandan çok, o dönem içerdeki insanlarla uğraşıyorlar. Sonuçta Osmanlı
İmparatorluğu sadece Türk’e ait değil ki, bölünüyorsa Türk, Kürt, Arap, Rum,
Ermeni hepimiz için bölünüyor, sadece Türk için mi bölünüyor? Yani bugün
Birleşik Krallık (Britanya) bölünüyorsa Galler için de, İrlanda için de,
İskoçya için de bölünüyor. Peki bu iç düşmanlar kimdir? Burada iki tane ana
karakter vardır iç düşmanda: A) Müslüman ahaliden gelip Kemalist olmayanlar,
başta Kürtler ve Osmanlıcı olanlar. B) Gayrimüslimler. Bu karakterde doksan
yıldır iç düşmandır. Türkiye’deki rejimin adına Kurtuluş Savaşı dediği şey,
Anadolu’da Türk ve Müslüman olmayanlar başta olmak üzere bu iki kesime karşı
yapılan bir mücadele ve müdahaledir. Bu kirli mücadeleyi Türk egemenleri hâlâ
sürdürmektedir.
***
Bütün dünyada, bütün dillerde Kurtuluş Savaşı derseniz,
herhangi bir dilde bu bağımsızlık savaşı manasına gelir. Ama milli mücadele
Türkçe'ye özgü bir kelimedir, kullananlar milli mücadele derler. Hangi milletin
mücadelesi bu?
Türk milletinin, ya da Türk egemenlerinin demek daha
doğru olur. Çünkü esasında doksan yıldır, Türk halkı da tıpkı diğer halklar
gibi Türklük perdesi adı altında Türk egemenleri tarafından sömürülmekte,
şovenizm ve milliyetçilik ile kendi tarihsel sınıfsal çıkarını görmesi
engellenmektedir.
Buradaki Milli Mücadele vurgusunun ana sebebi, bir
milleti ortaya çıkarıp, diğerlerini ortadan temizleyip, bir tanesini ortada
bırakmak için yapılmış bir mücadeledir. Kelimenin özü budur. Ulusal anlamda
belki ortada tek kalan halk olan Türk halkı, milli talepler noktasında bir
ayrımcılığa uğramamakta ama sınıfsal anlamda çok derin -bir üstte de yazdığım
gibi- sömürü koşullarında yaşamaktadır. Normalde Kurtuluş Savaşı denildiği
zaman, o topraklarda yaşayan insanlara karşı dışarıdan gelmiş bir müdahale
vardır. Bu müdahaleye topyekûn o topraklarda yaşayan insanların seferber olup
savaşma durumudur.
Adına Kurtuluş Savaşı denilen 1919-23 arasındaki döneme
bakalım ve verdiğim örneğe ne kadar uyuyormuş görelim. Bu dönem sözde kurtuluş
savaşının önemli şahsiyetleri Mustafa Kemal ve hareket ordusu, dışarıdaki
düşmandan çok, o dönem içerdeki insanlarla uğraşıyorlar.
Sonuçta Osmanlı İmparatorluğu sadece Türk’e ait değil ki,
bölünüyorsa Türk, Kürt, Arap, Rum, Ermeni hepimiz için bölünüyor, sadece Türk
için mi bölünüyor? Yani bugün Birleşik Krallık (Britanya) bölünüyorsa Galler
için de, İrlanda için de, İskoçya için de bölünüyor. Peki bu iç düşmanlar
kimdir? Burada iki tane ana karakter vardır iç düşmanda: A) Müslüman ahaliden
gelip Kemalist olmayanlar, başta Kürtler ve Osmanlıcı olanlar. B)
Gayrimüslimler. Bu karakterde doksan yıldır iç düşmandır. Türkiye’deki rejimin
adına Kurtuluş Savaşı dediği şey, Anadolu’da Türk ve Müslüman olmayanlar başta
olmak üzere bu iki kesime karşı yapılan bir mücadele ve müdahaledir. Bu kirli
mücadeleyi Türk egemenleri hâlâ sürdürmektedir.
Yedi düvele karşı savaştıklarını yazan Türkiye’deki resmi
tarih, sayarlar işte İngilizler, Fransızlar, Yunanlılar vs. anlatırlar, bunun
sonu gelmez. Oysa tek tek cephelere baktığın zaman milli mücadele döneminde bu
kesimlerle karşılaştıkları yerler çok azdır ve nadirdir. O nadir ve az
karşılaştıkları yer ise daha çok batı cephesidir. Örneğin Fransızların
Anadolu’dan çekilme hikayesine bakıldığı zaman, TC’de anlatılan resmi tezlerin
aksine öyle aman aman verilen bir direniş ve mücadele sonucu geri çekilmediler.
Bir kere Fransızlarla o dönem karşı karşıya gelen bir düzenli ordu yok. İki üç
tane hikaye vardır, Sütçü İmam silahı kapmış oradan, oraya koşuşturmuş vs.
Hiçbir somut olguya dayanmayan boş hikayeler bunlar. Fransızlar bu topraklardan
bir direniş sonucu gitmediler. Fransa’da savaş yanlısı olmayan Millerand'ın o
dönem cumhurbaşkanı seçilmesinden sonra geri çekildiler. Geri çekilirken de
ellerindeki silah ve cephaneleri ağırlık yapmasın diye Kemalistlere para
karşılığı sattılar.
Fransa’daki iç dinamiklerin etkisi, politik ve siyasi
atmosferin Fransa da giderek değişmesi, ülke dışındaki dış politik duruşunu da
Fransa’nın giderek değiştirmesine neden olmuştur. "Fransızlara karşı biz
bir mücadele verdik" efsanesi, Anadolu’nun kadim yerli halkına karşı Sütçü
İmam başta olmak üzere yaptıkları katliamın üzerini örtmek içindir. Sütçü İmam
ve o dönemde Türk egemenlerini tetikçiliğini yapan çeteler, Fransa'ya karşı
değil iç düşman olarak tarif edilen bu toprakların otokton yerli unsurlarını
ortadan kaldırmak için savaşmışlardır. 1921'de herkesinde bildiği gibi Ankara
Antlaşması'ndan sonra Fransızlar Anadolu’dan geri çekilmeye başladılar.
Batı’daki kamuoyu tepkisi hükümetlere diz çöktürdü ve bu baskı yüzünden yavaş
yavaş geri çekilmeye başladılar.
Tıpkı Fransızlar gibi İngiltere de hiçbir direniş ile
karşılaşmamıştır. Şimdi şöyle bir şey var: Fransa isteseydi, İngiltere
isteseydi, bu ülkeler Lozan’ın altına imza atmazdı. Lozan’ın altına bunlar imza
attı, bunu unutmayalım. Eğer Lozan’ın altına bunlar imza atmamış olsa bugün ne
M. Kemal ne TC hikayesinden bahsedip konuşurduk. İngiltere 1924'te, yani
İstanbul’a geldiğinden dört sene sonra imzalar mı Lozan Antlaşması'nı
isteseydi? Bu kadar basit mi bu? Almanlar Versay Antlaşması'nı
kabullenemedikleri için 2. Dünya Savaşı çıktı. İki tane figür ile Sütçü İmam ve
Hasan Tahsin’in attığı kurşun ile bir memleket kurtulmaz, böyle bir şey dünyada
yok. Ordun vardır, ordun kadar da gücün vardır.
İstanbul’a kim kurşun atmış da geri almış, dünya üzerinde
kaç tane ülke vardır ki başkentini kurşun atmadan geri almış? Bir tane örnek
yok, böyle bir örnek. İngilizler, İstanbul’u işgal ederek İstanbul hükümetinin
varlığına bir nevi son vermişlerdir. Ankara hükümetiyle de yeni kurulacak rejim
konusunda anlaşmışlardır. Eğer Ankara Hükümeti ve M. Kemal, İngilizlerin
istediği siyasal sistemi kurmasalardı, İngilizler Ankara’ya yürürlerdi.
İngiltere için ortadan kalkması gereken şey, imparatorluğun son temsilcisi
İstanbul ve onun hükümetiydi. İngilizler için şu soruyu sormak daha
gerçekçidir: İngilizin gözü Ankara'da mı? İngilizin gönü Kars'ta mı? Yoksa
İngilizin gözü Musul’da mı? İngilizin gözü Musul’da. M. Kemal, Musul konusunda
direnebildi mi İngilizlere? Hayır. Durumu şöyle de ifade edebiliriz, günümüzde
İngiliz ordusu, Amerikan ordusu Afganistan’a girdi mi? Girdi. Orası İngiltere
mi oldu? Amerika mı oldu? Hayır. İstedikleri yönetimi getirdiler, aynı
milletvekillerinden başka bir meclis kuruldu, İngilizin istediği adam geldi,
olayın özeti bu.
Dolayısıyla yaratılan kurtuluş savaşı efsanesinden,
retoriğinden kurtulamadığımız sürece bu topraklarda, bu coğrafyada yaşayan
halklar arasında gerginlikler, çatışmalar ve husumetler bitmeyecektir. Bu
retorik, ihanetin, kandırmanın ve günümüzdeki toplumsal şovenizmin üretilip
halkların ortaklaşıp kardeşleşmesi önündeki en büyük engeldir. Bu tabunun
yıkılabilmesi için Anadolu ve Kürdistan’da yeni bir bakış açısı, yeni bir tarz
ve herkesi ve her kesimi kapsayacak olan yeni bir siyasal ve politik bakış
açısına ihtiyacımız vardır. Bu değişim ancak bu coğrafyadaki halkların
özgürleşme noktasında gerçek anlamda önünü açacaktır.
Mehmet Can
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.