Ali Murat İrat
“Hayatımda hiçbir zaman bir halkı ya da kolektifi bütün
olarak sevmedim, ne Almanları, ne Fransızları, ne işçi sınıfını. Sadece
arkadaşlarımı seviyorum ve sevginin diğer biçimlerine de kabiliyetim yok”
demişti Arendt. Dünyayı cehenneme çeviren bütün dinlerden ve milliyetlerden zebanilere
inat yaşamak ve mücadele etmekse “görevdir yangın yerinde.” El avuç açmadan,
kendisine türlü kimlik, din ve milliyeti maske yapmış bu zebaniler geldikleri
cehenneme gidene kadar mücadele etmek görevdir. Dünyaya eşitlik, adalet,
özgürlük gelene kadar ayakta kalmak görevdir. Behramoğlu’nun söylediği gibi
“Zalimin elinde tutsak/Cahile kurban olarak/ Korkağı, döneği, suskunu/ Görüp de
öfkeyle dolarak/.../ Yaşamak görevdir bu yangın yerinde/ Yaşamak insan
kalarak.”
***
Geçen günler içinde Antep’te uzun beyaz sakallı bir adam
ve yanındakiler, Antep’i gezmeye gelen bir grup Japon turiste sözlü saldırıda
bulundular. Oturdukları yerden kaldırdıkları turistleri “imansız”, “gâvur” gibi
sözlerle kovaladılar. Muhtemelen bu kişiler, İslam dünyasının içine düştüğü
duruma, İslam felsefesinin yaşadığı büyük epistemolojik krize, İslam içi
çatışmaların bu denli şiddetlenmesine, İslam’ın giderek daha fazla şiddetle
anılıyor olmasına, yükselen Selefi tekfirciliğe ve hemen hemen bütün İslam
devletlerinin başında bulunan kan emici yöneticilerin emperyalist
imparatorluklarla olan o derin ve güçlü ilişkilerinin yarattığı sorunlara çözüm
olarak o gariban Japon turistleri kovaladılar. O adam kendisini –günahı, sevabı
boynuna- belki de iyi bir Müslüman olarak görüyordu. Japon turistlere yapılan
bu saldırı orada bulunan başörtülü bir kadın tarafından engellenmek istendi.
Muhtemelen bu kadın da kendi inancı, örf ve adetleri ve o yaşına kadar edindiği
insanlık vasıflarıyla bu durumu hiçbir inanca, ideolojiye ve insanlığa
sığdıramadı. O da –günahı, sevabı boynuna- kendini belki de en az turistlere
saldıran o adam kadar iyi bir Müslüman olarak görüyordu. Saldıranlar Müslüman
çoğunluğun olduğu bir toplumun üyesi, saldırılanlar Şintoist bir çoğunluğun olduğu
bir toplumun üyesiydiler ve saldırganlara karşı çıkan kadın da yine çoğunluğu
Müslüman olan bir toplumun üyesiydi.
Yine geçen hafta İtalya’da bir evden yüksek sesle ve
haykırarak ağlama sesleri geldiğini duyan mahalleli tarafından polis çağrıldı. Polisler
içeriye girdiklerinde bir trajediyle karşılaştılar. Yaşları 90 civarı olan bir
çift, yaşadıkları derin yalnızlıktan dolayı, girdikleri bunalım sonucu
saatlerdir hıçkırarak ağlıyorlardı. Bu “gâvur” polisler çiftle beraber
kaldılar, onlara akşam yemeği hazırladılar ve birlikte saatlerce sohbet
ettiler. Ve geçen sene, Suriyeli mülteciler Macaristan’da sınırı geçmeye
çalışırken “gazeteci” bir kadın koşarak kaçan bir mülteciye çelme takmış ve
onun yüzü koyun kapaklanmasına neden olmuştu. Çelme taktığı kişi öğretmenlik
yaparken savaş nedeniyle ülkesinden kaçmak zorunda kalan Suriyeli bir
öğretmendi. Yaşlı bir çiftin yalnızlığını alabilmek adına bütün gününü onlarla
geçiren polisler de, kendilerine sığınmaya çalışan mülteci öğretmene çelme
takan o kadın da Hıristiyanların çoğunlukta olduğu bir toplumun üyesi, çelme
takılan mülteci ise Müslüman çoğunluğun olduğu bir toplumun üyesiydi.
Dünyanın bir cehennem olduğunu söylemeye ve ispatlamaya
daha fazla gerek var mıdır? Ya bu cehennemin zebanilerinin her türden inançtan,
milliyetten, halktan ve dinden olduğunu söylemeye? Peki masumların ölümüne
neden olanların birbirlerinden zerrece farklarının olmadığını, ideolojisi,
duruşu ne olursa olsun masumların ve çocukların ölümüne neden olanların bu
dünyanın zebanileri olduğunu belirtmeye? “Müslümanım”, “İslam’ın temsilcisiyim”
diyen insanların eliyle türlü türlü katliamlar yapıldı. İnsan hakları ve
demokrasi kavramlarını kullanarak dünyayı sömürenlerin eliyle de milyonlarca
Müslüman’ın kanı akıtıldı. Kan akıtanlar aynı zebaniler, aynı canavarlardı.
Bosna’da 40 bin Müslüman katledilirken işi ağırdan alanlarla, sırf gayrimüslim
diye ülkesine gelen misafirlere Antep’te saldıranlar aynı zebanilerdir.
Hepsinin eli kanlı, hepsinin ruhu kararmıştır.
“Hayatımda hiçbir zaman bir halkı ya da kolektifi bütün
olarak sevmedim, ne Almanları, ne Fransızları, ne işçi sınıfını. Sadece
arkadaşlarımı seviyorum ve sevginin diğer biçimlerine de kabiliyetim yok”
demişti Arendt. Dünyayı cehenneme çeviren bütün dinlerden ve milliyetlerden zebanilere
inat yaşamak ve mücadele etmekse “görevdir yangın yerinde.” El avuç açmadan,
kendisine türlü kimlik, din ve milliyeti maske yapmış bu zebaniler geldikleri
cehenneme gidene kadar mücadele etmek görevdir. Dünyaya eşitlik, adalet,
özgürlük gelene kadar ayakta kalmak görevdir. Behramoğlu’nun söylediği gibi
“Zalimin elinde tutsak/Cahile kurban olarak/ Korkağı, döneği, suskunu/ Görüp de
öfkeyle dolarak/.../ Yaşamak görevdir bu yangın yerinde/ Yaşamak insan
kalarak.”
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.