Etyen Mahçupyan /emahcupyan@karar.com
Medyanın demokraside ‘dördüncü kuvvet’ olarak
adlandırılmasının hikmeti yönetim ile toplum arasında bilgi akışını
kolaylaştıran bir köprü olması... Ne var ki bazı ülkelerde medya kendisini bir
‘bilgi’ değil ‘duygu’ köprüsü olarak işlevselleştirmeye daha yatkın olabiliyor…
Kötü niyetli Gülen gazeteciliği bunu AK Parti ile IŞİD arasında bağlantı
üretmek üzere kullanmıştı. Şimdi de iyi niyetli ‘yandaş’ gazeteciliği bunun
benzerini tüm karşıtlarımızı aynı kaba koyarak yapıyor. Gazetecilik Gülen, PKK
ve IŞİD arasındaki olgusal bağlantıları tespit etmenin peşinde değil. Bu
bağlantıların varlığından ‘emin’ olduğumuz için bu aktörlerin her yaptığını
organize bir çabanın ürünü olarak sunuyoruz. Öte yandan bu önerme pratik açıdan
o denli zorlama ki, ancak tepelerine bir ‘üst akıl’ oturtarak
rahatlayabiliyoruz… Düşmanlarımızı ‘bloklaştırma’ yaklaşımı, o düşmanı teke
indirgediği ve terörle bütünleştirdiği ölçüde bizim elimizde de tek bir yöntem
kalıyor: Silahlı mücadele. Bu bakış Türkiye’nin strateji üretme esnekliğini
elinden alıyor.
***
Medyanın demokraside ‘dördüncü kuvvet’ olarak
adlandırılmasının hikmeti yönetim ile toplum arasında bilgi akışını
kolaylaştıran bir köprü olması. Olaylardan, yönetimin kararlarından, iktidarın
iç yapısındaki gelişmelerden ve halkın algısından karşılıklı olarak haberdar
olma hem yönetime hem topluma daha bilinçli tutum alma imkanı verir. Ne var ki
bazı ülkelerde medya kendisini bir ‘bilgi’ değil ‘duygu’ köprüsü olarak
işlevselleştirmeye daha yatkın olabiliyor. Bu durumda olguları keşfetmek için
gazetecilik yapmaya gerek duyulmuyor. Aksine varlığına inanılan durumlar
‘olgusal’ hale getiriliyor.
***
Kötü niyetli Gülen gazeteciliği bunu AK Parti ile IŞİD
arasında bağlantı üretmek üzere kullanmıştı. Şimdi de iyi niyetli ‘yandaş’
gazeteciliği bunun benzerini tüm karşıtlarımızı aynı kaba koyarak yapıyor.
Gazetecilik Gülen, PKK ve IŞİD arasındaki olgusal bağlantıları tespit etmenin
peşinde değil. Bu bağlantıların varlığından ‘emin’ olduğumuz için bu aktörlerin
her yaptığını organize bir çabanın ürünü olarak sunuyoruz. Öte yandan bu önerme
pratik açıdan o denli zorlama ki, ancak tepelerine bir ‘üst akıl’ oturtarak
rahatlayabiliyoruz.
Gerçeğe dönersek, söz konusu üç örgütün gerçekten de
birleşik bir amacın piyonları olduğuna dair elimizde delil yok. Ancak tabi ki
tahmin edilebilecek ‘doğal’ ilişkilere sahipler. Hepsi de aynı coğrafyanın
içindeler, konjonktürel olarak değişebilen ortak düşmanları var ve bazen
menfaatleri de ortak olabiliyor. Ne var ki bunu kendimiz dahil bütün aktörler
için söyleyebiliriz. Bugün her üçünün de Türkiye’nin karşısında yer alıyor
olması aralarında hiçbir fark olmadığını göstermiyor. Dolayısıyla Türkiye’nin
bu üçlüye karşı tek bir stratejiye sıkışması da gerekmiyor.
***
Düşmanlarımızı ‘bloklaştırma’ yaklaşımı, o düşmanı teke
indirgediği ve terörle bütünleştirdiği ölçüde bizim elimizde de tek bir yöntem
kalıyor: Silahlı mücadele. Bu bakış Türkiye’nin strateji üretme esnekliğini
elinden alıyor. Oysa bunların farklı aktörler olduğunu kabullenerek bakarsak,
aralarındaki muhtemel çıkar birlikteliğini bozabiliriz. Düşünün ki bu üç terör
örgütünün her biri farklı ülkeler tarafından ve farklı öncelikler silsilesi
içinde destekleniyor. Diğer bir deyişle, söz konusu ülkelere yönelik
siyasetimizle de bu terör cephesini kırmamız, hatta birbirine düşürmemiz
mümkün.
Ancak sanki medyamız bunu tercih etmiyor… Hepsi
karşımızda birleşmiş olsun ve biz de tek başımıza onlarla mücadele edelim
isteniyor. Üstelik bazı yazarlarımıza bakılırsa düşmanların böylesine tek bir
cephede buluşması bizi daha da güçlendiriyormuş. Düşmanların bütünleşmesinin
psikolojik etkisinden söz edeceksek, bunun direnç aşılayabileceği gibi
yalnızlık, duygusallık, öfke ve son kertede yanlış davranma ihtimali ima
ettiğini göz ardı edemeyiz. Ayrıca eğer birleşik bir terörist düşmanın
varlığını kendi gücümüzü artıran bir unsur olarak görüyorsak, terörden niye
şikayet ediyoruz ki?
***
Öte yandan bu örnek, gerçeklikten ideolojik olarak
kopmuşsanız meseleye ‘kime yarıyor’ mantığıyla bakmanın sizi nereye
sürükleyebileceğini de söylüyor. Şimdi biri kalksa “Madem terör sonuçta
Türkiye’yi güçlendiriyor, demek ki terörizmin ‘üst aklı’ Türkiye… Nitekim zaten
darbeyi de Erdoğan yaptırmıştı ve o sayede daha güçlendi” türünden saçmalasa ne deriz?
Ama ‘bizim’ medyanın yürüttüğü mantık aynen bu seviyede…
Gerçek olguları anlamaya değil, ideolojik hayalleri ve duygusal ihtiyaçları
tatmin eden ‘olgular’ üretmeye hevesli bir medya bu. Düşünme denen yetenekten
kendi isteğiyle vazgeçerek, taraftar hezeyanında coşmayı gazetecilik sanan bir
medya…

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.