Index: Siz ne tür bir
yazarsınız?
SN: Tanınmama vesile
olan başlıca eserim, şimdi üçüncü baskıda olan Türkçe etimolojik sözlüğüm. Yirmi seneyi aşkın süredir bıkmadan
çalışıyorum bu sözlük üzerinde.
Hapisteki birinci senem boyunca üzerinde çalışmaya bol bol vakit
bulduğum bir sonraki baskısı 1500 sayfayı geçecek. Türkçe tarihsel dilbilimi alanında böyle bir
çalışma daha önce pek denenmiş değil.
Yaptığımın kapsam değil ama önem açısından etmolojide Skeat gibi İngiliz
öncülere veya leksikografide Oxford İngilizce Sözlüğünün editörü James Murray’e
benzer olduğuna inanmak isterim.
Popüler dilbilim üzerine çok şey yazdım. Şimdi kapatılmış olan Taraf gazetesindeki
günlük köşe yazılarım çok ses getirirdi.
Tarihsel ve kültürel konularda da yazdım. Çalışmalarımın çoğu modern Türk milli
ideolojisini oluşturan mitler ve çarpıtmalarla ilgili. Modern Türkiye’nin azizleştirilmiş kurucusu
hakkındaki toplumsal mitleri irdeleyen Yanlış Cumhuriyet kitabım ülkemizde
yaygınlaşan tarih revizyonizmi akımı üzerinde epey etkili oldu. 2010’dan sonra Kuran’ın eleştirisi ve başka
dini konulara yöneldim, çünkü ülke İslami yobazlık dalgasına kapılmıştı.
Index: Ege köyü
Şirince’de Matematik Köyü, Felsefe Köyü ve Tiyatro Okulu gibi projelerin
doğmasına yol açtınız. Bu eğitim
dürtünüzü hapishane çevresine de getirmeyi başardınız mı?
SN: 24 sene önce bu
güzel eski Rum köyüne yerleştiğimde köy metruk ve kaderine terkedilmişti. Yeniden inşasına girişmeye adeta mecbur
kaldım. Geleneksel inşa tekniklerini
öğrenip elli kadar evi sadece beton ve plastik öncesi çağın malzeme ve yöntemlerini
kullanarak onardım veya sıfırdan inşa ettim.
Şimdi Turizm Bakanlığının benim evlerimin resimlerini “Geleneksel Türk
Mimarisi örnekleri” adı altında posterlerine koyması beni çok eğlendiriyor.
Onarılan evlerin bazılarını Nişanyan Evi (www.nisanyan.com)
adı altında hoş, küçük bir otele dönüştürdüm, ki halen açık olup eski eşim
tarafından idare ediliyor. 2005’ten
itibaren Şirince’de, yine sadece geleneksel yerel mimari ve Akdeniz köy
estetiği tarzında eğitim mekanları yaratmaya yöneldim. Matematik Köyü 2007’de arkadaşım matematikçi
Ali Nesin’in liderliğinde açıldı ve dünya çapında bir fenomen ve harikulade bir
matematik araştırma ve eğitim merkezi haline geldi. Tiyatro Okulu şimdi bütün dünyadan
katılımcıların geldiği yıllık tiyatro festivali düzenliyor. Felsefe Köyü benim gözde projemdi. Hapse girdiğimde yüzüstü bırakılacağından
korkmuştum, ama bu sene St. Andrew Üniversitesinden mezun olacak ve sonra
Oxford’da Classics doktorası yapacak olan büyük oğlum onu başarıyla ayakta
tutuyor.
Amaç bunların hepsini bir tür özgür ve bağımsız üniversite
şeklinde geliştirmek. Kırsal ortam en
azından Türkiye için bir ilk olacak.
Bürokratik engeller korkunç ve azalacağa da benzemiyor. Ama eminim ki Şirince’de bu ütopya için bir
araya gelen gençler benim yokluğumda da enerji ve kararlılıla yola devam
edecekler.
Index: Hali hazırda çoğunluğu
yasadışı imar suçlamalarından kaynaklanan toplam 16 yıl 7 ay hapis cezası
çekiyorsunuz. Ancak sizin yetkili
makamlar tarafından başka sebeplerle hedef alındığınıza inanılıyor. Siz ne dersiniz?
SN: Dönüm noktası,
hükümetin “nefret söylemi”ni men etme bahanesiyle İslam karşıtı ifadeleri
susturmaya yönelik hamlesi aleyhine 2012’de yazdığım blog oldu. Kullandığım dil Türkiye’nin şimdiki ortamında
şoke edici görünse bile, herhangi bir medeni standarta göre ılımlı idi. İslam peygamberinin tanrı ile kontrat
yaptığını öne sürerek, bundan ekonomik, politik ve cinsel menfaat sağladığının
düşünülebileceğini, ve bunun da devletin korumakla yükümlü olduğu ifade
özgürlüğü kapsamına girdiğini savundum.
Rutin bir yazıda sarfedilmiş tek bir cümle.
Zamanın başbakanı olan sayın Erdoğan ülkeyi mikro
yöneticilikle yönetmeye inanır. Çok
öfkelendi. Onun kaleminden bir telefon
geldi: “cüretkar görüşlerim”e sadık olup olmadığım soruldu ve yazımın “burda, yukarıda” çok patırdı yarattığı
söylendi. Ülkenin en üst İslami
yetkilisi olan Diyanet İşleri Başkanı Erdoğan’la yaptığı bir toplantı çıkışında
beni “sevgili peygamberimiz”e hakaret eden bir “deli” ve “akıl hastası”
niteliyerek kınadı. İktidar partisi
ileri gelenlerinden, daha sonra adalet bakanı olan bir kişi televizyona çıkarak
tarih boyunca “peygamberimizin kutsal ismini kirletetmeye yeltenenler”in hiçbir
zaman cezasız kalmadığını söyledi. 81
ilimizin hemen her birinde “kaygılı vatandaş” grupları bana karşı dine küfretme
suç duyurusu getirdiler. Çeşitli iddianamelerden
sonra nihayet “halkın dini hassasiyetlerini incitmek”ten bir yıl üç aya mahkum
oldum.
Kesinlikle hatalı bir karardı, çünkü ceza kanununun 216ncı
maddesi dine hakareti sadece kamu güvenliğine tehdit oluşturduğunda
cezalandırır; mesela ayaklanma ve kaosa yol açarsa, ki fazla tanınmayan benim
küçük blogumun bunu yapacak hali yoktu.
Hükmün temyizde bozulacağına güveniyorum. Ayrıca ben hükümetin bir gayrımüslimi, hele
de bir Ermeni’yi, İslami duygulara karşı ılımlıca bir dille konuşmaktan dolayı
hapsetmekten zevk alacağını pek sanmıyorum.
Cumhuriyet tarihinde bu bir ilk olur; yurt içinde de dışında da
ayıplanabilir.
Bunun yerine daha sinsice bir yol buldular. Dine hakaret hükmünden kısa bir süre sonra
mahkemede çok uzun süredir sürüncemede kalmış olan eski saçma bir dava aniden
canlandırıldı ve iki senelik maksimum ceza aldı. Sebebi kendi bahçemde doğru izinleri almadan
tek odalı bir kulübe yapmış olmam. Bir
konferans için Almanya’daydım ve hükümetteki bazı arkadaşlarım dönmememi tembih
etti. Bunu reddettim ve 2 Ocak 2014’te
teslim oldum. Bundan kısa bir süre sonra
kanunu hiç umursamayıp aynı kulübe için iki senelik yeni bir ceza daha
yapıştırdılar. Şubat ayında ikinci bir
basıp gitme şansı verildi bana, ama ben geri gelip cezamı çekmekte ısrar
ettim. Bence bu onları artık
çıldırttı. Peşpeşe dokuz hüküm geldi,
hepsi de ölümden ve unutulmaktan kurtardığım Şirince’deki hafif imar yasası
ihlallerinden. Cezam şimdi toplam 16 yıl
ve 7 ay, ama yaş ve şartlı tahliye yönetmeliklerinden dolayı herhalde fiili
hapis altı yıl ve birkaç ay olur.
Index: Davanızdan
bahsedilirken Ermeni oluşunuz sıkça vurgulanır.
Türkiye’de bir yabancı olarak görülüyor musunuz? Eğer öyle ise, bu ne
ölçüdedir, ve bu suçlamaları ve sonuçları etkilemiş olabilir mi?
SN: İddialara rağmen korkarım Türkiye hiçbir zaman modern ve
laik bir ulusal kimlik kuramadı. Küçücük
bir Cumhuriyetçi elit uzun bir süre bu miti sürdürmeye çalıştı. Bu daima bir kurguydu, ve şimdi ise büyük bir
patırtıyla çöktü. Türklük üstü kapalı
olarak Müslüman, Batı karşıtı, gavur karşıtı ile eşanlamlı olagelmişti; şimdi açıkça öyle. Tarih vizyonu Mekke’den başlar, Yunanistan ve
Roma’dan değil.
Türkler son derece misafirperver ve cömert bir halk. Bir gayrı-Müslim, bir Ermeni azami dostluk ve
nezaket ile karşılanır – itibarlı bir misafire uygun davrandığı müddetçe, yani
edebli, evin işlerine burnunu sokmadan, misafir odasından hiç çıkmayıp
evsahibinin yatak odasına hiç girmeden.
Ermeniler bu misafir protokolü sınırları içersinde bu ülkede
iyi yaşarlar. İstanbul’un ve bir iki
diğer şehrin belirli semtlerinde yaşarlar, dürüst ve becerikli işadamları,
sanatçı ve iyi sofra arkadaşları olarak
tanınırlar. Ama vay bunu aşmaya çalışana
– mesela benim yaptığım gibi milli veya siyasi meselelerde fikir beyan edene,
veya, yine benim yaptığım gibi, taşra içlerinde iş kurana, veya benim çok
ihtiyatsızca yaptığım gibi, yerel
meselelerde söz geçirmeye çalışana!
1950’ler Alabama’sında bir siyah adamın senatör adayı olmasına
benzer. Sanırım linç edilir, benim
farklı bir şekilde linç edildiğim gibi.
Index: Türkiye’de
ifade özgürlüğü ortamının değişmekte olduğuna inanıyor musunuz? Evet diyorsanız, nasıl değişiyor?
SN: Türkiye’de ifade özgürlüğü hiç bir zaman hayranlık
uyandıracak bir düzeyde değildi; şimdi ise berbat ve gün be gün daha da
batıyor. Bence çoğu gözlemcinin
dikkatinden kaçan iki faktör var.
Birincisi tabii küresel bir fenomen olan İslamcı bağnazlığın yükselişi.
Bu, ülkede kendi kendinden memnun bir cehalet ve kindarlık cümbüşüne dönüşerek
“batılı,” “modern” veya”dinsiz” sayılan
herşeye karşı topyekün şiddet tehlikesi
doğuruyor.
İkincisi ise sık sık gözden kaçırılan korku faktörü. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve hükümeti hayatta
kalamama korkusu içindeler ve iktidarı devretmenin sonuçlarından dehşete
düşüyorlar. Tüm muhalefete gazapla
saldırmalarının ve bu ülkede zaten kırılgan olan insan haklarına karşı haşin
oluşlarının sebebi bu. Belki de İslami
yobazlığı kalpten benimsemeleri bir tür hayatta kalma stratejisidir. Su yüzünde kalabilmek için cahilleri seferber
ediyorlar.
Index: Geçmişte
başkanlık sistemi lehine yazdınız.
Şimdiki şartlar altında hala bunun olumlu bir gelişme olabileceğini
düşünüyor musunuz?
SN: Columbia Üniversitesinde siyasal bilgiler okudum uzun
yıllar önce ve o zaman başkanlık sistemli bir anayasanın Türkiye’yi dengeli bir
iki partili sisteme doğru dürtebileceği sonucuna varmıştım. Yıllar boyunca zaman zaman bu görüşü alenen
seslendirdim. Bence liberal veya “sol”
alternatiflerin solmuş hali Türk demokrasisini sakatlıyor ve belki iki partili
bir düzenleme buna çare olabilir.
Başkanlık sistemi lehine konuşmam bu anlamda ve halen de
uzun vadede buna inanıyorum. Ancak tabii
ki cumhurbaşkanı Erdoğan’ın zaten abartılı olan gücünü daha da arttıracak
herhangi bir adım çılgınlık olur.
Index: Son olarak,
2014’te hapiste kötü muamele gördüğünüz,
size yatak verilmediği ve duş yapmanıza izin verilmediği iddia
edildi. Bunlar hala oluyor mu? O zamandan beri başka kötü muameleye maruz
kaldınız mı?
SN: Şubat 2014’te tıklım tıklım dolu ve kötü idare edilen
cehennemlik bir yer olan İzmir Buca Hapishanesine aktarıldım. Aslen 40 kişi için yapılmış olan bir koğuşa
120 kaba saba suçlu ile tıkıldım. Birkaç
gün duş alamadım. Allaha şükür bazı
arkadaşlar Adalet Bakanlığına müracaat etmiş; beni daha makul bir cezaevine
transfer ettiler. Burda bir seneden
fazladır bilgisayara erişimim oldu ve daha münasip bir koğuşu emekli bir
hakimle paylaşıyordum. Hatta cezaevi
müdürünü bize kablo tv’de sinema paketi almamıza izin vermeye ikna ettik ve son
birkaç yılda yapılan hemen hemen her Hollywood filmini seyrettik.
Ocak 2016’dan beri yine aşırı kalabalık, beyin öldürücü bir
kurum olan Menemen Cezaevindeyim, bin kadar uyuşturucu taciri, dolandırıcı,
banka soyguncusu ve tek tük de katille birlikte. Mahpuslarımızın üçte iki kadarı bir süre önce
başka yere taşındılar ve kalanlar darbe sonrası binlerce tutukluya yer açmak için
gitgide kalabalıklaşan koğuşlara tıkıldılar.
Çeviri: Rehan Nişanyan
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.