
Emre Uslu, Habertürk'te Balçiçek İlter'in hazırlayıp sunduğu Söz Sende'nin konuğuydu. Uslu, polis akademisi yıllarından gazeteciliğe geçiş sürecinde yaşadıklarını ve hakkında bilinmeyenleri anlattı.... Türkiye'nin dünyanın en önemli ülkesi olduğunu
düşünürdüm. Tipik bir milliyetçide hangi tür hastalıklar varsa bende de vardı.
Mesela PKK'nın Ermeni uşağı olduğuna inanırdım. Aşağıdaki çocukların
kandırılmış olduğuna, yukarıdakilerin de dış güçlerin maşası olduğuna
inanırdık. Daha sonra bu konuda akademik çalışma yapınca bunun faydasını da
fark ettim. Türkler böyle inandığı için Kürt komşularıyla bir çatışmaya
girmediler, bir iç savaş çıkmadı. Bu yalana özellikle Türk milliyetçileri o
kadar inandı ki Kürtler ve PKK'yı ayırdılar ve Kürtleri asla öteki görmediler.
Çünkü Kürtler bizden, kandırılmış, masum insanlardı.
***
Taraf gazetesi yazarı Emre Uslu, polis olduğu dönemle ilgili yaşadıklarını anlattı
Emre Uslu, Habertürk'te Balçiçek İlter'in hazırlayıp
sunduğu Söz Sende'nin konuğuydu. Uslu, polis akademisi yıllarından gazeteciliğe
geçiş sürecinde yaşadıklarını ve hakkında bilinmeyenleri anlattı.
"KOYU BİR MİLLİYETÇİYDİM"
Niye polis olmayı seçtiniz?
Tamamen şanssızlık. Ben Ankara Üniversitesi Dil Tarih
Edebiyat'ta okuyordum ve edebiyat profesörü olmak istiyordum. Tamamen ekonomik
koşullar gereği Polis Akademisi'nin sınavlarına girdim. Zaten Polis
Akademisi'nin son iki senesinde de bir yolunu bulup kendimi üniversiteye atma
hesapları yapıyordum. Mezun olduktan sonra da ilk işim iletişim alanında bir
master yapmak oldu.
Polislik devam ediyor muydu bu sırada?
Ediyordu. Hem polis olarak çalışıyordum hem de boş
zamanlarımda master derslerine devam ediyordum. O dönem tam Susurluk'un
patladığı dönemdi. Biz de o zaman bir formasyonla mezun olduk üniversiteden.
Koyu-katı milliyetçi bir formasyon. İngiltere'den gelen hocalarımız hariç bir
tane bile liberal hocamız yoktu.
Ne kadar katı bir milliyetçilikten bahsediyoruz?
Türkiye'nin dünyanın en önemli ülkesi olduğunu
düşünürdüm. Tipik bir milliyetçide hangi tür hastalıklar varsa bende de vardı.
Mesela PKK'nın Ermeni uşağı olduğuna inanırdım. Aşağıdaki çocukların
kandırılmış olduğuna, yukarıdakilerin de dış güçlerin maşası olduğuna
inanırdık. Daha sonra bu konuda akademik çalışma yapınca bunun faydasını da
fark ettim. Türkler böyle inandığı için Kürt komşularıyla bir çatışmaya
girmediler, bir iç savaş çıkmadı. Bu yalana özellikle Türk milliyetçileri o
kadar inandı ki Kürtler ve PKK'yı ayırdılar ve Kürtleri asla öteki görmediler.
Çünkü Kürtler bizden, kandırılmış, masum insanlardı.
"TERÖR DAİRESİ'NDE AHMET KAYA DİNLİYORDUK"
Bu sırada Susurluk olayı oldu....
O zamanlar ben Terör Dairesi'nde çalışıyordum. Aynı
zamanda da Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi'ne gidiyordum. Duvarlarda
sarı, kırmızı, yeşil kartonlar asılıydı. İlk düşündüğüm şey şuydu: Bizim
terörist diye uğraştığımız adamlar, fikirlerini üniversitede çok açık bir
şekilde duvarlara asmışlar. Ankara İletişim'de bu çocuklarla tanıştım.
Polis olduğunuz için sizden korkmadılar mı?
Çok korktular, müthiş bir önyargıları vardı. Ben onlara
"Bakın ben gizli polis olsam siz bunu asla öğrenemezdiniz. Ben polisim ama
buraya sizin gibi master yapmaya geldim, sadece öğrenciyim" dedim. Çoğu
polis bunu gizlemek ister ama ben özellikle bu yafta üzerime kalmasın diye
söylüyordum. Tek amacım master yapmak diyordum. Sonra o arkadaşlarımı Terör
Dairesi'ne de götürdüm. Bu arkadaşlar solcu oldukları için korkuyorlardı. Bizim
dairede Ahmet Kaya dinlenildiğini görünce rahatladılar.
Terör dairesinde Ahmet Kaya mı dinleniyordu?
Evet, dinlenilirdi. Polis akademisinde biz öğrenciyken de
dinlenilirdi. Ahmet Kaya, evsizlerin şarkıcısıydı. Evi olmayan ne kadar yurt
çocuğu varsa onların duygularına hitap ediyordu.
Dinlemeyenler, tepki gösterenler de vardır mutlaka...
Vardı elbette. Ancak benim milliyetçilikteki ilk kırılmam
İletişim Fakültesi'nde olmuştur. Bizim terörist diye tanımladığımız bu
çocukların gariban olduğunu, çok insani hikayeleri olduğunu fark ettim.
"TEHLİKELİ BULUP, ÇEVİK KUVVET'E VERDİLER"
Terörle Mücadele'de çalışırken hiç doğuda görev yaptınız
mı?
Hayır, yapmadım. Doğuda sadece 2009 yılında emniyetten
istifa etmeden hemen önce çalıştım. Bingöl'de, Çevik Kuvvet'te, 5-6 ay kadar
bir dönemdi.
Nasıl bir tecrübeydi?
Çok komik bir tecrübeydi. 2009 yılında ben Taraf'ta
yazıyordum, emniyetten ayrılmayı kafama koymuştum. Doktoramı bitirmiştim,
akademik hayata geçmek istiyordum. Kimseden korkum, çekincem yoktum. New
York'ta terörle mücadele üzerine dersler almıştım. Terörün hem teorik hem
pratik yönlerini A'sından Z'sine biliyordum. Ancak Bingöl terör merkezi
olmasına rağmen Emniyet Müdürü beni terörle mücadele yerine Çevik Kuvvet'e
verdi.
Neden?
Beni fikirlerim açısından tehlikeli görüyordu. Sistemi
eleştiriyordum. Kontrol edilemez olduğumu düşünüyorlardı. Hem gözümüzün önünde
olsun hem de fazla işlere karışmasın gibi düşündüler. Bingöl'le çalışmamla
ilgili de bir dolu komple teorisi ortaya attılar ancak tek yaptığım amatör küme
maçlarında birbirlerine saldıran adamları ayırmaktı.
Bu kadar eğitimden sonra bu görevi yaparken ne
düşündünüz?
Yapılan kuşkusuz bir ötekileştirmeydi. "Artık sen
teşkilata ait değilsin" demek gibi. Bu ötekileştirme sadece bana yönelik
de değildi. Emniyette okuyan yazan çizen kesime karşı tepki olarak bu
yapılıyordu. Şimdilerde düzelmiştir muhtemelen.
"BEN BU ÜLKENİN 'KARA TÜRK'ÜYÜM"
Polisliği hiç mi sevmediniz peki?
Polisliği sevmedim ama polisleri çok sevdim. Çünkü
ülkenin en gariban adamları polisler. Ülkenin güvenliğinden sorumlu, ülkenin
sahibi gibi görünür ama kendilerinin sahibi yoktur. Hiçbir emniyet müdürü
polislerin haklarını savunmaz. Bu iktidar zamanına kadar; polislerin askerlik
sorununu çözecek bir iktidar bile gelmedi. Çünkü askerlerden çekinirlerdi. Bu
kadar da sahipsizlerdir. Ben bu ülkede sahipsiz olan herkesi severim.
Neden?
Çünkü ben bu ülkenin 'Kara Türk'üyüm. Orta-alt sınıf bir
aileden geliyorum. Babam ilkokul mezunu, annem okuma yazma bilmez. Ama ben
gurur duyarak söylerim bunu. Benim kahramanım da babamdır. Bana okumam için her
türlü desteği verdi sağolsun.
İşi nedir?
Babam çiftçi. Dolayısıyla ben 'alt'tan geldim ve
'alt'taki insanların üsttekilere karşı ve özellikle de devlete karşı
duruşlarını her zaman desteklerim. Ama bunun tek şartı var: şiddete karşı
olmak... Karakolda bir anım var; Jandarma karakolunda. O zaman üniversite
öğrencisiydim, askerlik meselesi için bir jandarma karakoluna gitmiştim.
Gariban bir amca, kasketini önüne almış, karakolda bekliyor. Oğlu yaşında bir
asker, adamcağıza, 'Neden düzgün durmuyorsun?' diyor. Adama bir oturtup çay
içirmek varken, böyle yapıyor. Ben de özellikle gidip oturdum ve ayak ayak
üstüne attım ki bana bir şey söylesin. Ama o komutan ya da o asker, gariban
amcaya söylediklerinin hiçbirisini bana söylemedi. Çünkü benim arkamda bir şey
olduğunu düşünüyordu. O adamı gariban gördükleri için onun üstüne yüklendiler.
Bana da beyefendi muamelesi yaptılar. Ben o gün bugündür; bu 'Ye kürküm ye'
mantığına karşıyım. Polislerin çoğu gariban bu ülkede, askerlerin de çoğu
gariban bu ülkede.
"GARİBANLARIN AŞAMADIKLARI DUVAR, DEVLET DUVARI"
Peki ne oldu da siz, "Ben gariban olmayacağım bu
ülkede." diye karar verdiniz?
Bu anlattığım bir kırılma anıydı. Ondan sonraki süreç de
karakolda başladı. Ben komiserdim. Bir kızcağız geldi. Babası içerideymiş.
Gecenin 12'sinde alkollü büfe işletiyor. 12'den sonra büfenin açık olması
yasak. Açık olduğu için polisler işlem yapmışlar. Adamı getirdiler karakola.
"Abi, ben yeğenlerime bakıyorum. Yeğenim 10 yaşında bir kız. Babası
TİKKO'dan içeride. Ben bunu satmazsam bu çocuklara bakamam." dedi. Ben de
işlem yapmadım, git dedim. O günün sabahı 10 yaşında bir kız elinde bir poşet
armutla gelmiş karakola. O zamana kadar ben bu TİKKOcuların terörist olduğunu
düşünürdüm. Ben gariban adamın ne olduğunu anladım ve bunlara karşı çıkacağım,
dedim. 1 hafta sonra düğünde havaya silah atan bir adamı getirdiler. Adam bana
o dönem iktidarda olan bir partinin ilçe başkanı olduğunu söyledi. "İlçe
başkanısın diye silah atma hakkın mı var?" dedim. Ruhsatsız silah diye
işlem yaptım. Aynı gecekondu mahallesinden çıkan iki farklı profilin,
hangisinin yanında olmam gerektiğine o gün karar verdim. O gün bugündür de bir
tek şartım var; şiddete bulaşmamış olmak üzere bütün garibanların bu ülkede
sorunsuz yaşamasının tarafındayım.
İnanıyor musunuz bunun olabileceğine?
Solcu ve sosyalist değilim. Ama bunun şöyle olacağına
inanıyorum; bu devleti küçültmek gerekiyor. Sosyal adalet ve eşitlikten söz
etmiyorum ben. Sistemin içerisinde fırsat verilirse bütün garibanlar bir
şekilde yolunu buluyorlar. Aşamadıkları bir duvar var; o da devlet duvarı.
http://www.ensonhaber.com/emre-uslu-pkk-benim-icin-ermeni-usagiydi-2013-03-25.html
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.