Gazeteci Markar Esayan, Gezi Parkı süreci boyunca ve sonrasında yazdığı yazılar ve sosyal medyadaki tweetleriyle son derece aktif bir rol üstlendi. Süreci Türkiye'nin siyasi yapısı üzerinden değerlendiren Esayan, kalem oynatan aydınlar hakkında 'Aydınların çöküşünü izledik, bu süreç onların içindeki canavarı ortaya çıkardı' diyor... Bunları söylediğiniz için dışlanmıyor musunuz? Dışlanıyorum elbette. İstanbul'da, laik bir çevrede büyüdüm, Hristiyan'ım. Benden beklenen, diğerleri gibi dindarlara aynı yerden bakmam. İnsan olmanın temel gereği eşitliktir. Erdoğan'ın kim olduğu sosyolojik kodları beni ilgilendirmiyor. On yıl boyunca yaptıkları ortada ve çok önemli... Türkiye etnik sorunlarını çözmemiş bir ülke olduğu için etnik kimlikler adalete muhtaç. O kimliklerle öne çıkan insanların çok fazla çaba sarf etmeden aktör olmalarına neden oluyor. Bu tembelliğe yol açıyor. Türkiye'deki aydın tipinin çoğunun bu tip insanlardan oluştuğunu düşünüyorum. O yüzden ben baştan beri çok sert bir çizgi koydum. Hiçbir şeyi sadece Ermeni sorunundan ibaret de görmedim.
***
Gezi, aydınların içindeki canavarı ortaya çıkardı"
diyen Gazeteci Markar Esayan çarpıcı tespitlerde bulundu. Erdoğan için Mustafa
Kemal'den sonra gelen en iyi lider ifadesini kullanan Esayan, olaylara laik ve
hristiyan çevrenin durduğu yerden bakmayınca mahalle baskısı görmüş.
Büşra Sönmezışık'ın röportajı
Gezi süreci boyunca pek çok yazar yazılarıyla taraf
oldular. Eski Taraf yazarı Markar Esayan da süreci baştan sona takip
edenlerden. Darbecilere karşı, fakat çevrecilerin yanında olan Esayan, olaylara
laik ve hristiyan çevrenin durduğu yerden bakmayınca mahalle baskısı görmüş.
Başbakan Erdoğan hakkında yaptığı tespitlerle tepki çeken Esayan bize
yaşadıklarını anlattı.
Gazeteci Markar Esayan, Gezi Parkı süreci boyunca ve
sonrasında yazdığı yazılar ve sosyal medyadaki tweetleriyle son derece aktif
bir rol üstlendi. Süreci Türkiye'nin siyasi yapısı üzerinden değerlendiren
Esayan, kalem oynatan aydınlar hakkında 'Aydınların çöküşünü izledik, bu süreç
onların içindeki canavarı ortaya çıkardı' diyor.
Sosyal medyayı aktif olarak kullanıyorsunuz. Gezi
sürecinde de twitterdaydınız. Orada nasıl bir manzara gördünüz?
Sosyal medya çok önemli ve bundan sonra daha çok
hayatımızda olacak. Ama dokunma ve görme olmadığı için ifadeler çok sert
oluyor. Çünkü insanlar karşı karşıya geldiklerinde birbirlerinin jestlerini
görüyorlar ve insan olduğunu hatırlıyorlar. Oysa sosyal medyada böyle bir durum
yok.
Sanal kimlikler oluşturmuyor mu?
İnsanların normalde hiç söyleyemeyecekleri şeyleri orada
söylüyorlar. İçlerindeki ego ortaya çıkıyor. Sonuç olarak doğrudan Erdoğan'ı
hedef alan bir darbe denemesine dönüştü.
Gezi ve darbe girişimi bir bütün mü?
Geziyi darbe girişiminden ayırmak gerekiyor. Çevre
sonrasında desteğe gidenler orada şiddet de sergilemediler. Sınır şiddetin devam
etmesiydi. Belli bir kesim sonrasında bu nedenden dolayı çekildi. Erdoğan'a
yönelik gerçeklik algısı bozulmaya çalışıldı. Özellikle sosyal medya ve dış
medya üzerinden Erdoğan'ın bir diktatör olduğu algısını oluşturmaya çalıştılar.
ERDOĞAN GİBİ BİR LİDER YÜZ YILDA BİR GELİR
Arınç, Gül ve Erdoğan farklı konumlara yerleştirildi.
Erdoğansız bir parti mümkün müydü?
Gezi bu anlamda istismar edildi. Orantısız polis şiddeti
bahane edilerek Erdoğan üzerine mühendislik yapıldığını gördüm. En büyük
tehlike Erdoğan'ı Ak Parti'den ayırmaktı. Gül ve Arınç üzerinden bu oyunlar
oynanmaya çalışıldı. Erdoğan son on yıldır çok zor bir zeminde siyaset yapıyor.
Darbecilerle uğraşıyor. Bir kale içten yıkılır. Gül ve Arınç elbette değerli
isimler. Fakat bu Erdoğan'ın özel bir kişi olduğu gerçeğini değiştirmiyor.
Amaç ne peki?
Karşıt olanlar Erdoğan'ın Ak Parti için ne demek olduğunu
aslında biliyorlar. Türkiye için Erdoğan değişim demek. Tarih daha soğukkanlı
yazıldığında Erdoğan'ın Türkiye'nin yüz yıllık döneminde Mustafa Kemal'den
sonra gelen en iyi lider olduğunu görecekler.
Siz ilk üç gün Gezi parkındaydınız. Gezi Gençliğini nasıl
tanımlarsınız?
Sosyal fenomenler hemen o an tanımlanamazlar. Biraz
demlenmesi gerekir. Gezi gençliği neredeyse bir efsaneye dönüştürüldü. Bu
aslında Gezi gençlerine büyük bir haksızlıktır. İstismar edildiler. Gençler bu
eylemi bitirip şenlikle sonlandırmalıydı. Çünkü siz bir itirazınızı ortaya
koyuyorsunuz, ülkenin başbakanı sizinle görüşüyor ve referandum gibi demokratik
bir çözüm ortaya koyuyor. Gezi krizinde olduğunu gibi Gezi gençliğinin de bir
kullanım değeri var. Herkes kendine göre orayı kullanmayı tercih etti.
Erdoğan'ı düşürmek için gezi krizi kullanıldı ve bence bu 28 Şubat'tan daha
ciddi ve ağır bir darbe girişimi.
Neden?
Çünkü Gezi krizinde toplumsal bir meşruiyet vardı.
Devletin bir hatası vardı ve süreçte insanlar zarar gördü. Bir meşruiyet
meydana geldi. Meşruiyetin üzerinden bir siyaset mühendisliği yapıldı. Bence bu
daha tehlikeli. 28 Şubat'ın ahlaki hiçbir açıklaması yoktu. Sosyal medyada ve
medyada hiçbirimizin karşı çıkamayacağı şekilde yapıldı.
Başbakan nerede zorlanıyor?
Erdoğan'ın 2002 Kasım'ından bu yana kadar yaşadığı en
büyük sıkıntı muhatap bulamamak. Ak Parti'ye siyaset yaptırmama üzerinden bir
anti siyaset sergilendiği için Erdoğan ve Ak Parti yorulmuş vaziyette.
KOMPLOYA YÖNELİK ÇOK EMARE VAR
Pek çok iddia var. Sizce ortada bir Gezi projesi diye bir
şey var mı?
Komplo çok hakir görünecek bir kavram değil. Dünyada
böyle komplolar yapılıyor. Siyaset mühendisliği 19 yüzyıldan beridir güçlü
ülkelerin zayıf ülkelere uyguladığı bir şey. Ülkeler rekabet halinde. Türkiye
politika dayatılan bir ülke olmaktan çıkıp tayin edici bir ülke oldu. Haliyle
dünyada itibarı arttı. Bu bazı ülkeleri rahatsız edebilir. Suriye'de savaş var.
Bu tablo karşısında en ufak bir zayıflığınız kullanılır.
Bütün sürecin işleyişindeki ortaya çıkan bulgular tesadüf
olabilir mi?
Komplo olduğuna yönelik pek çok emare görüyoruz. Bu kadar
parça bu denli hızlı yan yana gelemez. Önemli olan önceden mi planlandı yoksa
sonrasında mı olduğu? Bazı şeyler çok somuttur. 28 Şubat komploydu ve bir
davaya dönüştü. Belgeleri ortaya koymadan komploya vurgu yaparsanız ciddiye
alınmazsınız. Erdoğan'a yönelik bir darbe olduğunu düşünebilirsiniz, ama
soğukkanlılığınızı kaybettiğinizde Erdoğan'ı koruma eğilimi ile Gezi'ye tamamen
bir komplo gözüyle bakabilirsiniz. Diğer taraftan Erdoğan'ı alaşağı etme
fikrinde olanlar için de durum böyle.
Demokrat, liberal ve cumhuriyetçi kesim bu süreçte nerede
durdu?
Mustafa Kemal'in kurduğu devlet totaliter bir devletti.
Türkiye'deki medya da, yargı da toplumun kendisi de totaliterdir. Bu anlamda
evrensel tanımlar kullanamayız. Liberal aydınlar, solcular, dindar aydınlar da
olmak üzere hepimiz Kemalizm'in ürünleriyiz. Bu gerçekle erken yüzleşip bunu
görenler, kendi özeleştirisini yapıp oradan kopuyorlar. Ben Gezi krizinde
Türkiye'de verili olan her şeyin çöktüğünü gördüm. Bu hem dehşet verici hem de
yenisini kurmak için bir fırsat. Aydın tipimiz çöktü. Saygı duyduğumuz
isimlerin içerisinden birdenbire canavar çıktı.
MERKEZ ON YILDA ÖNCEKİ HALİNE DÖNDÜ
Bazı yazarlar 'Geziyi savunduğumuz için tasfiye edildik,
nerede basın özgürlüğü' diye şikayet ediyor...
Ben Gezi krizi sürecinde medyanın tutumuna baktığımda
bunun tam tersi bir tablo gördüm. Herkes fabrika ayarlarına geri döndü. Yandaş
denen gazetelerde bile yekparelik yoktu. Başbakanı çok sert eleştiren ve
Gezi'ye destek veren yazarlar vardı. Merkez medyaya baktığınızda ise bir
yekparelik vardı. Doğrudan Erdoğan'ı hedef almışlardı. Türkiye'de medya siyasi
aktör köşe yazarları da adeta politikacı gibi. Köşe yazarları olması gereken de
çok daha güçlü. Bunu anti demokratik geçmişe bağlıyorum.
Hükümet bir nebze olsun bu gücü orantılamaya mı
çalışıyor?
Medya Türkiye'de her zaman önemli bir siyasi aktör oldu.
Darbelerin yapılmasına neden olan büyük operasyonların ve oyunculardan biriydi.
Bunu Ak Parti döneminde de yapmaya devam ettiler. Erdoğan da o dezenformasyonu
dengeleyecek ve kıracak bir medya oluşturmak istedi. 'Yandaş' medya dedikleri
medyaydı. Bunun yanlış olmadığını sadece kötü yapıldığını düşünüyorum. O dönem
şartlarında darbe yapılacak onun karşısında özgür bir medya koyamazdınız. Onun için
süre gerekiyor.
Mağduriyetlerini samimi buluyor musunuz?
Siyaset yapıyorsanız siyaset bir rekabettir o zaman karşı
tarafın da sizinle ilgili alacağı önlemler sırasında basın özgürlüğüne
sığınamazsınız. Siz oyunun kurallarını bilerek oynuyorsunuz. Kazandığınızda
hükümeti düşüreceksiniz kaybettiğiniz zaman fatura kesilecektir. Özgürlük
denmesini samimi bulmuyorum. Bundan sonra bizim ihtiyacımız olan şey merkez
medyanın karşısına özgür medyayı koymak.
Mümkün mü?
Hükümet ahlaki olarak doğru yerde durduğu müddetçe onu
hiçbir organik ilişkiye girmeden destekleyecek medya mümkün.
Şuanda hazır mıyız?
Hazırlanmaya başlamamız lazım. 76 milyonluk bir ülkeyiz.
Zihin gücümüz var.
LAİK-DİNDAR ARASINDA SINIFSAL AYRIM VAR
Tahammülsüzlüğün sebebi ne?
Sınıfsal ayrımın ne kadar etkili olduğunu gördük.
Türkiye'de güçlü bir dindar hükümet olsa bile hala dindarlar, laik cumhuriyet
kesimleriyle eşit değiller. Algılarda bu eşitlik hala hazmedilmiş değil. Zaten
on yıllık Ak Parti hükümetinde olan bu büyük nefret de buradan kaynaklanıyor.
Zamanında hakir görülmüş kişilerin, başbakan ve cumhurbaşkanı olduğunu görünce
nefret doğdu. Aydınların kendilerini kaybetmelerini laik kodlarından ve
dindarların sorunlarından kaynaklandığını düşünüyorum. Erdoğan siyasetinde
iade-i itibar yaptı. Sürekli laikler tarafından aşağılanan, hor görülen,
göbeğini kaşıyan, bidon kafa dedikleri kesime itibar kazardı.
Bunları söylediğiniz için dışlanmıyor musunuz?
Dışlanıyorum elbette. İstanbul'da, laik bir çevrede
büyüdüm, Hristiyan'ım. Benden beklenen, diğerleri gibi dindarlara aynı yerden
bakmam. İnsan olmanın temel gereği eşitliktir. Erdoğan'ın kim olduğu sosyolojik
kodları beni ilgilendirmiyor. On yıl boyunca yaptıkları ortada ve çok önemli.
Erdoğan sizce nasıl bir lider?
Erdoğan gibi liderleri hazmetmek zordur. Zaten tam da bu
yüzden aslında öyle liderlerdir. Sıradan insanlar olsa herkes hazmedilebilirdi.
Ama Erdoğan arı kovanlarına çomak sokan, reel politikanın dışına sık sık çıkan
bir lider. Bu her siyasetçinin göze alabileceği bir şey değildir. Bir 'one
minute' demenin neye mal olacağını herkes bilir dünyada. Erdoğan'da bunu
bilerek söylüyor. Bir bedeli olacağını biliyor. Ama bunu yapıyor çünkü Erdoğan
düzenin değişmesini istiyor. Kendisi de mağdur olmuş, dindar olduğu için
aşağılanmış, hapis yatmış.
SOĞUKKANLI OLMAK LAZIM
Pek çok hakaret oldu bu süreçte. Fakat en büyük hakaret
ekşi sözlükte Hz. Muhammed ve din üzerine oldu. Bunların hepsi bir tesadüf mü
yoksa birbiriyle ilişkilendirilebilir mi?
Ben Gezi sürecinin bittiğini düşünmüyorum. Gezi sürecinin
ilk safhasını geçirdik. Bence çok ağır bir darbeydi. Erdoğan iyi direndi. Orada
eğer geri adım atsaydı, bugün Erdoğan olmayabilirdi. Gezi süreci hala devam
ediyor. Başka türlü sorunlar olduğunda tekrar ikinci ve üçüncü bir krizle
çevrilmeye müsaittir. Dolayısıyla Türkiye'deki dindarların, hükümetin
başbakanının çok sakin olması gerekiyor. Dindarların şöyle bir zaafı var, evet
Peygamber çok değerli. Ama bu çok değerli hassas noktalara müdahale edildiğinde
dindarlar rasyonel olandan kopuyorlar. Bu da çok kullanılmaya açık hale
getiriliyor. Bu anlamda hükümet dindar bir hükümet olabilir ancak 76 milyonun
hükümeti aynı zamanda. Irk, inanç konularında daha kör olması gerekiyor.
Yüzde 99 Müslüman olan bir ülkede bu hassasiyetler normal
değil mi?
Hükümet bu konuda elbette tepki verebilir. Lanetlemek ve
hedef göstermek olmamalı. Daha sakin ve soğukkanlı yaklaşılmalı. Bundan sonra
ameliyat yapılmak istenecek şeyler laik dindar karşılaştırması olacak. Hükümet
bununla çok iyi baş etmeli ve bunu avantaja çevrilmeli. Bunu ancak kucaklayıcı
bir biçimde yapabilir. Ortada yargısal bir sorun varsa yargı yapacağını yapsın.
Türkiye'de nefret suçları yasası eksikliği var. Bu hepimizi ilgilendiriyor.
Böyle bir yasa çıkartılabilir. Ama bu yine bu tartışmanın üzerine yapılmamalı.
IRKÇILIĞA MARUZ KALDIM
Ermeni kimliğinin melekleştirilmesine ve yapılan pozitif
ayrımcılığa da karşısınız. Bir şey olmakla o şeyin savunucusu olmak arasındaki
fark nedir?
Türkiye etnik sorunlarını çözmemiş bir ülke olduğu için
etnik kimlikler adalete muhtaç. O kimliklerle öne çıkan insanların çok fazla
çaba sarf etmeden aktör olmalarına neden oluyor. Bu tembelliğe yol açıyor.
Türkiye'deki aydın tipinin çoğunun bu tip insanlardan oluştuğunu düşünüyorum. O
yüzden ben baştan beri çok sert bir çizgi koydum. Hiçbir şeyi sadece Ermeni
sorunundan ibaret de görmedim. Türkiye'nin bir vatandaşıyım. Biliyorum ki
Türkiye'deki genel demokrasi sorunu çözüldüğünde Ermeni sorunu çözülecek.
Haliyle Gezi krizinde de böyle oldu. Gezi'ci Ermeniler Gezi karşıtı Ermeniler
olarak sınıflandırıldı. Gezi'ye mesafeli baktığım için ya çok eleştirildim ya
da çok sahiplenildim. Bana göre ikisi de sorunlu. İnsanlar bir Ermeni'nin de
sadece bir vatandaş olduğunu unutuyorlar.
Ermeniler tarafından baskı gördünüz mü?
Hayır. Ama Türkiye'de çok ciddi manada cemaatçilik var.
Her zaman bu dindarlara atfedildi. Halbuki Gezi krizi bize gösterdi ki her
yerde cemaat var. Gezi'nin bir özgürlük hareketi olduğunu iddia ettiler. Ama
bununla tezat oluşturacak biçimde kendi mahallelerinde kolektivist bir
davranışla karşı tarafa hücum ettiler. Bu bana da uygulandı. Mesela bana
'Hrant'ın kemiklerini sızlatıyorsun' dediler. Bu Ermenilik üzerinden ırkçılık
uygulamaktır. Bunları önemsemedim. Önemli olan böyle durumlarda sakinliği
koruyabilmek.
Kaynak: YENİ ŞAFAK - PAZAR

1 yorum:
Sayın yazarı yürekten kutluyorum.Sürüden ayrılmak hiç de kolay değil.Hele ayrılınan yer hakim zihniyet ise. Ermeni kimliği ile öne çıkanlar sadece aktör olmuyor, meşhur ve kahraman hatta kanaat önderi oluyorlar.
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.