Etiketler

Vicdansız hafıza adil olmaz

Kadri Gürsel / kgursel@milliyet.com.tr
Kötülükleri önlemenin yolu bütün kötülüklerin anası olan 1915’le gerçekten ve samimi biçimde yüzleşmekten geçer. Yüzleşmek dediğimiz de Ermeni soykırımını kabul etmeye indirgenmemeli. Toplumsal vicdana kavuşmamız için 1915’te yaşananlar tam bir özgürlük ortamında incelenmeli ve tartışılmalı. Ermenistan’la ilişkiler ön koşulsuz normalleştirilmeli, üniversitelerde kürsüler kurulmalı, konu ders kitaplarına girmeli ve bu toprakların kadim Ermeni kültürü ihya edilmeli ki ortak geleceğimiz güvence altına alınsın. Vicdansız hafıza adil olmaz. (İyi ki varsınız. HYETERT)

HDP'nin 23 Nisan 1920'ye bakışı, 1915 Ermeni Soykırımı'na yaklaşımını gölgeliyor

 Çetin Çeko / cetin.ceko@gmail.com
 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı” için özel gündemle toplandı. Genel Kurul’da HDP Grup Başkan Vekili İdris Baluken, devamla, 1921 ruhunun temsilcisi olan Kurucu Meclis’in, öz yönetime sahip il meclislerine geniş yetkiler vererek tüm yurttaşların farklılıklarıyla beraber bulundukları yerde yönetime katılma imkânını ortaya çıkardığını, 1921 Anayasası’nda çoğulculuk, ademi merkeziyetçilik ve temsilde adalet prensibinin esas alındığını vurguladı… Birinci Meclis gerek temsil, gerekse demokratiklik açısından PKK lideri Öcalan, HDP sözcüsü Baluken ve bu tezi dillendiren çevrelerin belirttikleri içeriğe sahip değildir. Birinci Meclis’te Türk, Kürt, Çerkez, Arnavut, Boşnak Laz, Tatar ve benzeri uluslara mensup temsilciler bulunurken, Anadolu’nun Gayri Müslim kadim halkları Rumlar, Ermeniler ve Süryaniler “yerli düşman” oldukları için Birinci Meclis’te temsil edilmemişlerdir. Mustafa Kemal, Meclis’ten Türkler de dahil Kürtlerin, Çerkezlerin, Boşnakların, Lazların ve Tatarların “hudud-u milli” içinde tek ulus olmalarını istemiştir. 1920-24 periyodu, Müslümanlıktan Türklüğe geçiş periyodudur...  HDP, 1920 Meclisi ve 1921 Anayasası’nı pozitif tarihsel siyasal çıkışlar ve örnekler olarak değerlendirmeye devam ederse, kabul ettiği ve kınadığı 1915 Ermeni Soykırımı’nı bu yaklaşımla tekzip etmiş olur.

Ermeni Yazar Mıgırdiç Margosyan: "1915 Olaylarını 'Soykırım' Olarak Nitelemedim"

Kitaplarında sıkça 1915 olaylarına değindiğini söyleyen Margosyan, şunları söyledi: "Bakın ben kitaplarımda özellikle 1915 olaylarına değindim ama ben onu hiçbir zaman bir soykırım olarak nitelemedim. Benim orada hep altını çizdiğim bir şey var o da 'kafile' çünkü o yörede insan kafileler halinde meçhule gönderildi. Onlardan birisi de benim babam ve bir sürü akrabamız. Onlar kendi aralarında konuşurken hep şunu söyler 'Kirvem kafilede sen neredeydin' Üç yaşında 5 yaşında birbirlerini kaybeden bu insanlar hep o kafileden bahsederlerdi. Bugün yani 100 sene sonra halen tamamıyla olmasa bile maalesef bir inkar dönemi yaşıyoruz. Oysa insanların geçmişi ile geleceği ile yüzleşmesi çok normal bütün toplumlarda bir takım hata olmuş olabilir ama onlarla oturup yüzleşme cesaretini göstermek gerekir. Bu bir erdemdir bunu yapmak gerekir." (!!!! HYETERT)

Aleppo’s Armenian Church of Forty Martyrs Destroyed

ALEPPO, Syria (A.W.)—The Armenian Church of Forty Martyrs in Judayda, Aleppo, has been destroyed. Some sources reported that the church was bombed with explosives placed underneath the structure through underground tunnels; others claimed the destruction was due to shelling.

SHT Belgesel Gösterimi

2 Mayıs Cumartesi Saat: 16:00
Yer: Surp Haç Tıbrevank Derneği

Aram I, Türkiye Anayasa Mahkemesine, Katolikosluk varlıkları için başvurdu

Kilikya Katolikosu Aram I, bugün 28 Nisan’da  Sis Katolikosluk konutu ve varlıklarının iadesi amacıyla Türkiye Anayasa Mahkemesine başvurdu. Bilgi Kilikya Katolikosluğu Divanından geldi. Kilikya Katolikosu Aram I’in konuya ilişkin açıklamasında daha 19 Eylül’de 5. «Ermenistan-Diaspora» Kongresi esnasında yaptığını hatırlatalım.

Sivaslı Hüseyin Efendi'nin hikâyesi: Elimdeki 42 kurşunu o Ermeni çocukları almak isteyenlere yediririm!

Ömer Laçiner
Ecdadı Talat ve Enver olanlarla 'dedem Hüseyin Efendi olsaydı keşke' diyenler arasındaki ürpertici uçurumu bir kez daha duyumsadım. Galiba yirmi yıl kadar önceydi. Çocukluk arkadaşım Nişan’ı aramak için gittiğim Feriköy’deki Sivaslı Ermenilerin de müdavimi olduğu hemşehri kahvesinde çok yaşlı bir Ermeni’nin oturduğu masaya ilişivermiştim. Yan masadaki konuşmalarda bir ara “hamaylı” sözcüğü geçti. * İhtiyar birden ilgilendi; “bilirim” dedi, “üç yıl taktım”. Masadakiler “Amca sen Hıristiyansın, nasıl olur?” diye şaşırarak sordular. Epey ısrardan sonra anlattığı hikâyeyi onun ağzından anlatayım:

‘Ermeni Soykırımı’ Propagandacılarına...

Bedri Baykam / bedri.baykam@gmail.com
 “Ermeni Soykırım” iddialarına karşı Kemalist Platform’un Göztepe Parkı’nda düzenlediği panelde şunu söyledim: “Günün sorusu: ‘Türkiye özür dileyecek mi? Toprak ve tazminat taleplerini kabul edecek mi?’ Bakın ben hem tazminat sözü, hem de sizleri ikna etme sözü veriyorum. Ama iki şartım var: Birincisi, ABD, Manhattan’dan başlayarak Kızılderililerden aldığı tüm toprakları özür dileyerek geri verecek, Avrupa’ya dönerken ağır tazminatlar ödeyecek. İkincisi, geçmişi açık soykırımlarla dolu Fransa, İspanya, Rusya başta olmak üzere, her ülke parlamento kararları çıkaracak ve başkentlerinin göbeğine bu soykırımların anıtlarını dikecek.” (Sanatçı şöyle diyor onlar da yaptı biz de yaptık. Onlar kabul edip tazminat öderlerse biz de öderiz. Yani soykırım doğru da herkes yapıyor. HYETERT)

Ermeni katliamından bir asır sonra*

Author: Darina Grigorova
“Tarih tarihtir, kurbanlar kurbandır...” Başbakan Boyko Borisov “soykırım” ifadesinden kaçınarak, Osmanlı İmparatorluğunda 1915-1922 yılı olaylarını “Ermenilere toplu katliam” ifadesiyle değiştirdi. 24 Nisan 2015’te Bulgar Parlamentosu bu yöndeki karar tasarısını kabul etti… 1915- 1917 yıllarında Bulgaristan’a 30 bin ermeni göçmen gelir. Türk hükümeti iki defa onların kabul edilmesine karşı çıkarak, nota gönderir. Fakat Bulgar idareleri bu dayatmaları kabul etmez. Tam tersine. Çar Ferdinand özel bir talimat çıkarır ve Ermeni sığınmacıların kabul edilmesine hüküm verir. Toplum, Ermeni göçmenlerin uyum sağlaması için yardım eder, Ermeni okulları kurulur, Ermeni kiliseleri inşa edilir ve geçimleri için gereken herşey yapılır. Bugün, Bulgarların %61’i bu katliamla ilgili bilgi sahibi değil. Dünyanın büyük bir kısmı, Ermenilere uygulanan zulümler önünde susmaya devam ediyor.

Ermeni Soykırımı üzerine

David Romano
İmparatorluk, 20’nci yüzyılın başında gücünü kaybederek ümitsizliğe kapıldı. Herkesi ve her mekanı düşman sanmaya başladı. Yüzyıllar boyunca köylerinde yaşayan yüz binlerce masum Hristiyan buna örnektir. Onların tek isteği sıradan bir hayat sürmekti. Hristiyanlar tehlikeden uzak durmak için içlerinde siyaset yapanları uzaklaştırıyordu. Soykırım Uzmanı Helen Fein, sözkonusu olguya teşvik edici 4 sebep belirlemektedir. Bu sebeplerin bütünü Osmanlı İmparatorluğu’nda gücünü kaybettiği dönemde mevcuttu. O dönemde imparatorluk, yeni yöneticilerine tek ırk ve nasyonalizm düşüncesini öğretiyordu. Sebepler şunlardır: Ciddi veya muhtemel tehditleri yok etmek, düşmanların veya düşman olma ihtimalini taşıyanların kalbine korku salmak, sermaye elde etmek veya bir inanç ya da ideolojiyi zorla kabul ettirmek. Maalesef bugüne kadar saydığımız sebepler hâlâ mevcuttur. Ermenilerin çektiğini,Ezidiler ile Iraklı ve Suriyeli Hristiyanlar da bugün İslam Devleti’nin (IŞİD) elinden çekiyor.

Ermeni halk müziği ve ‘Shoghaken Folk Ensemble’

Tam olarak hangi tarihte olduğunu hatırlamıyorum ama uzun yıllar evvel tanımıştım “Shoghaken Folk Ensemble” ile bu müzik topluluğunun solisti Hasmik Harutyunyan’ı. Ermeni müziğine yeni yeni ilgi duymaya başladığım yıllardı. Dinlediğim ilk Ermeni halk müziği albümleri, Türkiyeli Ermenilerden oluşan “Knar” grubunun hazırladıklarıydı. Bildiğim kadarıyla iki CD çıkardı Knar. Sonra ne oldu bu topluluğa bilmiyorum, sanırım dağıldılar.

Gerçek 24. Ermeni Soykırımı’na verilen tepki ilk uluslararası insani yardım hareketini oluşturdu.

Ermeni Soykırımı'nın yüzüncü yılı anısına 100 Yıl, 100 Gerçek


Ermeni Soykırımı kapalı kapılar ardında yapılmadı. Elbette 1. Dünya Savaşı gerçekleri örtmede oldukça iyi işlev gördü; ama katliam ve tehcir haberleri tüm dünyaya yayıldı. Dünya duydu ve dünya cevap verdi. Dünyanın verdiği cevap, o tarihten bugüne uluslararası insani yardım hareketlerini şekillendirdi. Listenin başında Amerikan Süryani ve Ermeniler Yardım Komitesi(ASEY) , daha sonraki adıyla Near East Relief (Yakın Doğu Yardım Örgütü) yer alıyordu. Örgüt bugün de Yakın Doğu Vakfı adı altında faaliyetlerini sürdürüyor.

Gerçek 23. Avrupa’daki ilk kahve dükkânlarını Ermeniler açmıştı.

Ermeni Soykırımı'nın yüzüncü yılı anısına 100 Yıl, 100 Gerçek


Doğrudur, Ermenistan’da kahve yetişmez. Hiçbir zaman yetişmemişti ve muhtemelen hiçbir zaman da yetişmeyecek. Bugün dünyanın en değerli ticari ürünlerinden birisi olan kahvenin kökleri, Etiyopya’daki Kaffa bölgesine uzanıyor. Anlatıldığına göre bir keçi çobanı, bir bitkinin çekirdeklerini yedikten sonra keçilerinin enerjilerinin arttığını fark etmiş. Kavrulup öğütüldükten sonra içilecek şekilde hazırlanan bu çekirdekler insanlar üzerinde de aynı etkiyi göstermiş!

Gerçek 22. İran Ermenilerinin tarihi antik çağa kadar uzanıyor.

Ermeni Soykırımı'nın yüzüncü yılı anısına 100 Yıl, 100 Gerçek


Bölgenin adına Med ülkesi, Pers ülkesi ya da İran diyebilir, yöneticilerini İ.Ö. 6.-4. yüzyıllar arasında hüküm süren Ahamenişler (Akamenid), daha sonra Partlar ya da Sasaniler, orta ya da yeni çağın başlarında Safevi hanedanı, ardından gelen Kaçar hanedanı, ya da bugünün İslam Cumhuriyeti olarak anabilirsiniz; her ne derseniz deyin, burada Ermeniler ile İranlılar arasında, kısmen coğrafi yakınlık, ama onun da ötesinde Elbrüz dağları, Aras nehri ve Urmiye gölü üzerinden binlerce yıl karşılıklı ilişkiler sonucu çok eski bir ortak kültürden kaynaklanan bağlar vardır.

Gerçek 21. Alexander Mantashev 20. yüzyıl başında dünyanın en zengin petrol sanayicilerinden biri ve önde gelen Ermeni hayırseverdi.

Ermeni Soykırımı'nın yüzüncü yılı anısına 100 Yıl, 100 Gerçek


Alexander Mantashev (Mantaşyan ya da Mantaşyants’ın Rusçalaştırılmış şekli) bugün Gürcistan’ın başkenti Tiflis’te (Tbilisi) 1842 yılında doğdu. Tiflis, 19. yüzyılın sonları ile 20. yüzyılın başlarında Ermeni kültürü, toplumu, siyaseti ve ticareti açısından bir merkez konumundaydı. İlk gençlik yıllarını kuzey İran’da babasının tekstil işinde çalışarak geçirdi. Ardından uzunca bir süre, o dönem pamuk ticaretinin küresel ölçekte merkezi olan, aynı zamanda önde gelen Ermeni Diyasporası aktörlerinin bulunduğu İngiltere’deki Manchester şehrinde yaşadı.

Ermeni (Soy)kırımı 100 yıla sığar mı

Kazım Gündoğan
Ermeni Soykırımı'nı ele alırken, gerek Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin, gerek İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin (İTC) yönettiği devletin, gerekse Osmanlı İmparatorluğu’nun egemenliğini sürdürmede başvurdukları politikaların ve yönetme biçimlerinin benzerliği ve devamlılığı nedeniyle Ermeni (soy) kırımının 100 yılla sınırlanmayacağı düşüncesindeyim. Bu nedenle Ermeni   (Soy)kırımı 100 Yıla Sığar mı? sorusunu, yazımın başlığı yaptım... Berlin Antlaşması’yla “Ermeni Reform Planı” kararlarını sabote etmek için Abdülhamit yönetiminin giriştiği yaygın Ermeni pogromları sonrası on binlerce Ermeni’nin Kafkasya’ya kaçtığı ve bu pogromlar sırasında kılıçtan kurtulmanın yolu olarak Müslümanlaş(tırıl)an Ermeni sayısının 80 bin ile100 bin kişi arasında olduğu belirtilmektedir. Konu hakkında kapsamlı çalışmaları olan Hovsep Hayreni şunları yazmaktadır. “Ermeni sorununun nihai çözümü” olarak 1. Dünya Savaşı içinde girişilen soykırım öncesinde bu tasfiyenin doğu genelindeki kısmı denemesi 1895–96 yıllarında gerçekleştirildi. Bunu daha sonra 1909 Adana katliamı izledi.”[1] Baskılar 1894 yılında Sason yöresinde Ermenileri başkaldırıya yöneltti. Başkaldırı kanlı bastırıldı. Sultan Abdülhamit bununla yetinmedi, Sason başkaldırısını gerekçe göstererek Orta ve Doğu Anadolu’nun genelinde saldırılar başlatıldı. 1895 son baharından 1896 ilkbaharına kadar onlarca şehir ve yüzlerce kasabada yağma ve talana katliamlar eşlik etti. Hıristiyanların inanç merkezleri yakıldı, yıkıldı. Büyük bir yıkım yaşadı. Bu yapılanlar Ermeni halkının iradesinin kırıldığı dönem olarak tanımlanması yanlış olmaz. Selim Deringil, Abdülhamit döneminde, Patrikhane’nin rakamlarını referans alarak 1894–1897 arası katledilen Ermeni sayısının 300 bin civarında olduğunu söyler.[2]

"Benim de Türk Arkadaşlarım Var"

Nilay Vardar
100LEŞME / Kayane Gavrilof Anlatıyor
Üniversite öğrencisi Kayane Gavrilof, Ermeni gençliğinin "öteki" dünyayla tanışmasını anlatıyor. Kayane Gavrilof, 25 yaşında bir üniversite öğrenci. Feriköy’de yaşıyor, yazlarını Kınalıada'da geçiriyor. Sayat Nova Korosu üyesi. Üniversiteye kadar Ermeni okullarında okudu, Türkçe konuşulmayan bir evde büyüdü. Şimdi İstanbul Üniversitesi’nde sinema okuyor. Kayane Gavrilof, Ermeniler içinde geçen kapalı yaşamından çıkıp "sudan çıkmış balığa" döndüğü "öteki" dünyayla tanışmasını anlatıyor.

Prof. Taner Akçam: 1915'te Ermeni ayaklanmaları olduğu iddiası yalan

Kağan Sezgin
Türkiye kamuoyu “Soykırım mı, değil mi” tartışması yaparken ezberler tekrarlandı ve “Soykırım değil” pozisyonu alanların önde gelen argümanlarından biri yine “Ermeni ayaklanması” oldu. ABD’deki Clark Üniversitesi’nde öğretim üyesi Prof. Dr. Taner Akçam bu “bilgi”yi sorguluyor ve “Sistemli ve düzenli bir Ermeni ayaklanması daha sonra icat edildi. Böyle bir şey var olsaydı, belgeleri olurdu” diyor.

Ben kendimi kandıramıyorum

Rasim Ozan Kütahyalı
Sonuç-merkezli, bir amaç kutsal olarak kabul edildiğinde o amacı hayata geçirmek için yapılabilecek her şeyi mubah gören iğrenç zihniyetti esas katliamları ve soykırımları yapabilen.  Bu ahlaksız ve vicdansız zihniyet 1915 konjonktüründe İttihatçılık olarak karşımıza çıkmıştı. Talat adlı, insanları nüfus mühendisliği projelerinin basit birer parçası olarak görebilen bir adamda somutlaşarak karşımıza çıkmıştı. Evet, ben kendi hikâyemi aktardım. Artık kendimi kandıramıyorum. 1915'te bu topraklarda bir büyük facia, bir soykırım yaşandı. Bir insanlık suçu işlendi. Bu suç karşısında söylenecek her "Ama..." artık midemi bulandırıyor.

Kamp Armen 23,5 Nisan* olur mu?

Ceren Sözeri / cerensozeri@gmail.com
Bu hafta sonu Kamp Armen’e ya da bilinen adıyla Tuzla Ermeni Yetimhanesi’ne son ziyaret gerçekleştirildi. Kampta büyüyenler burada son kez bir araya geldiler. Rivayet o ki çok yakın zamanda bu yemyeşil cennet bahçe yeni villalar yapılmak üzere yok edilecek. Bilinen adı yetimhane çünkü Anadolu’dan getirilen ve Gedikpaşa Ermeni Protestan Kilisesi’nin alt katına yerleştirilen çocuklar için yapılmış. Kendileri ‘çocuk evi’ demeyi tercih ediyor. 1962 yılında Tuzla’daki bu araziyi satın alıp kilise adına tescil ettirmişler. Gedikpaşa’da kalan çocuklar Tuzlalı Hasan Kalfa’nın önderliğinde sırtlarında çimento taşıyarak, fidanlar dikerek bu kampı elleriyle inşa etmişler. "Gayrimüslim vakıfların mülk edinemeyeceği" gerekçesiyle 1979'da Vakıflar Genel Müdürlüğü Gedikpaşa Ermeni Protestan Kilisesi Vakfı'nın elindeki tapunun iptal edilmesini ve eski sahibine geri verilmesini istemiş. Parası ödenen, bin bir emekle yapılan kamp hiçbir bedel ödenmeden ellerinden alınmış.